“Dünya beşten büyüktür!” diyen, dünya lideri diye övülen Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın, İlham Aliyev karşısındaki tutumuna ne demeli?

Yoksa İlham Aliyev, o beşten de mi büyük?

Hani iki devlet, tek millettik?

Hani kardeştik? Hani başörtüsü özgürlüğü bizim için vazgeçilmezdi?

Azerbaycan’da başörtülü kız öğrencilerin eğitim hakkını savunan Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Oktay Saral’ın görevinden ayrılması, yıllardır anlatılan dünya liderliği söylemini bir kez daha sorgulatıyor.

Basına yansıyan haberlere göre Azerbaycan yönetimi, Saral’ın görevden alınmasını istedi. Saral da Cumhurbaşkanı’nın talimatıyla görevinden ayrıldığını açıkladı.

Şimdi soruyorum: Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’nın başdanışmanının görevde kalıp kalmayacağına Ankara mı karar veriyor, yoksa Bakü mü?

Hatırlayalım…

Almanya Başbakanı Angela Merkel, tutuklu gazeteci Deniz Yücel’in serbest bırakılmasını Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan istedi. Merkel, bu konuda Almanya’nın taleplerini açıkça dile getirdi.

Peki, ne oldu?

16 Şubat 2018’de Deniz Yücel tahliye edildi ve Almanya’ya döndü.

Bir tarafta Almanya’ya meydan okuyan siyasi açıklamalar, diğer tarafta Merkel’in serbest bırakılmasını istediği gazetecinin tahliyesi…

Ardından Amerikalı Papaz Andrew Brunson meselesi yaşandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, ABD Başkanı Donald Trump’a meydan okuyarak ne demişti?

“Bu fakir bu görevde olduğu sürece o teröristi alamazsın.”

Peki, ne oldu?

12 Ekim 2018’de Brunson serbest bırakıldı ve Amerika’ya döndü.

Trump ise Türkiye’de uzun süre tutuklu kalan kişiler hakkında Erdoğan’ı aradığını anlatırken şu ifadeleri kullandı:

“Dedim ki onları serbest bırakmalısın, o da yaptı.”

Dahası var!

Trump, Erdoğan’ın kendisine arkadaşça yaklaştığını anlatırken, telefonla arayıp sorunları çözebildiklerini de söylüyor.

Bir tarafta meydanlarda Amerika’ya meydan okuyan açıklamalar…

Diğer tarafta Amerikan Başkanı’nın, Türkiye’deki tutukluların serbest bırakılması konusunda yaptığı telefon görüşmelerini bu ifadelerle anlatması…

Bu nasıl bir dünya liderliği anlayışı?

Şimdi de İlham Aliyev meselesi…

Dün Merkel’in talebinin ardından Deniz Yücel tahliye edildi.

Trump’ın baskılarının ardından Brunson serbest bırakıldı.

Bugün ise Aliyev yönetiminin tepkisinin ardından Oktay Saral görevinden ayrıldı.

Bu olayların hukuki ve siyasi koşulları birbirinden farklı olsa da ortaya çıkan tablo, dış politika söylemleriyle alınan kararlar arasındaki tutarlılığın sorgulanmasına neden oluyor.

Dün Merkel, sonra Trump, bugün Aliyev!

Hani dünya beşten büyüktü?

Hani kimse Türkiye’ye talimat veremezdi?

Yoksa dünya beşten büyük de Türkiye’nin ilkeleri yabancı liderlerin taleplerinden küçük mü?

Beni en çok üzen ise başörtüsü meselesidir.

Türkiye’de başörtüsü yasağına karşı yıllarca mücadele edildi. Başörtülü kızlarımızın üniversite kapılarında yaşadıkları mağduriyetler anlatıldı. İnanç özgürlüğü savunuldu.

Peki bugün ne değişti?

Yarın Almanya’da, Fransa’da veya Müslümanların azınlıkta yaşadığı başka bir Avrupa ülkesinde başörtülü kız çocuklarının okullara alınmasını engelleyen bir yasak getirilirse ne diyeceğiz?

Hangi yüzle insan haklarından, din ve vicdan özgürlüğünden söz edeceğiz?

Başörtüsü yasağı Avrupa’da olunca zulüm, Azerbaycan’da olunca kardeşlik gereği susulacak bir mesele mi?

İnsan hakları ülkelere göre değişmez!

Başörtüsü özgürlüğü devlet başkanlarının dostluğuna göre savunulmaz!

Hani iki devlet, tek millettik?

İki devlet, tek millet olmak, birbirimizin yanlışlarına sessiz kalmak değildir. Kardeşlik, gerektiğinde yanlışın karşısında durabilmektir.

Bütün bunlar yaşanırken merhum Erbakan Hocamızın AK Parti hakkında yaptığı uyarılar aklıma geliyor.

Erbakan Hocamız, AK Parti’nin kuruluşunda dış güçlerin etkili olduğu ve bu partinin iktidarda tutulmasının dış çevrelerin çıkarlarına hizmet ettiği yönünde yıllarca çok ağır eleştirilerde bulunmuştu.

Bugün yaşananları görünce insan ister istemez o uyarıları yeniden hatırlıyor.

Yıllardır güçlü Türkiye deniliyor.

Dünya liderliği anlatılıyor.

Bağımsız dış politikadan söz ediliyor.

Ancak milletin önüne gelen haberlerde başka bir tablo tartışılıyor.

Merkel, Deniz Yücel’in serbest bırakılmasını istedi; Yücel tahliye edildi. Trump, Erdoğan’ı aradığını ve istediğini yaptırdığını anlatıyor. Aliyev yönetiminin talebinin ardından Cumhurbaşkanı’nın başdanışmanı görevinden ayrılıyor.

Bütün bunlar yaşanırken benim asıl içimi acıtan, toplumun bu çelişkileri yeterince sorgulamamasıdır.

Bu iktidar daha ne yapacak da millet uyanacak?

Daha hangi sözlerle hangi uygulamalar arasındaki çelişkilere şahit olacağız?

Daha hangi ilkelerin siyasi hesaplar karşısında geri plana itildiğini göreceğiz?

İlla Nuh Tufanı mı gelmesi gerekiyor?

İlla her şeyin altüst olması mı gerekiyor?

Bir milletin gerçekleri görmesi için daha ne yaşanmalı?

Mesele yalnızca Deniz Yücel değildir.

Mesele yalnızca Papaz Brunson değildir.

Mesele yalnızca Oktay Saral da değildir.

Mesele, Türkiye’nin egemenliği, siyasi tutarlılığı ve yıllardır savunulduğu söylenen ilkelerin ne kadar korunduğudur.

Sayın Cumhurbaşkanımız!

“Dünya beşten büyüktür!” diyorsunuz.

Dünya lideri olarak övülüyorsunuz.

Peki, dünya liderliği yalnızca meydanlarda mı geçerlidir?

Merkel’in talepleri, Trump’ın açıklamaları ve Aliyev yönetiminin tepkisi karşısında yaşananları nasıl açıklayacağız?

Başörtüsü özgürlüğünü savunan kendi başdanışmanınızın görevinden ayrılmasını nasıl değerlendireceğiz?

Ve en önemlisi…

Yoksa İlham Aliyev, o beşten de mi büyük?

Unutmayalım!

Bir devletin büyüklüğü, liderine atılan alkışlarla değil, savunduğu ilkelerden vazgeçmediği zaman anlaşılır.

Bir milletin en büyük felaketi ise yanlışların yapılması değil, yanlışları görmesine rağmen artık sorgulamaktan vazgeçmesidir.

Whatsapp Image 2026 10 26 At 19.48.40Whatsapp Image 2026 10 26 At 19.48.40 (2)Whatsapp Image 2026 10 26 At 19.48.40 (1)Whatsapp Image 2026 10 26 At 19.48.39Whatsapp Image 2026 10 26 At 19.48.39 (1)