Bir sonbahar günü, Bursa’dayım.

Modern, büyük, resmî binalara inat,

Bursa’yı yöneten, yönlendiren Ulu Cami idi.

Bütün yollar ona çıkmakta.

Ne ki sadece devasa bir cami değil,

Yaşayan canlı bir varlık olarak, kadim bir dost kalarak, insanları asırlardır yanında yöresinde toplamaya devam etmekte.

Minberindeki tarih, 1399-1400 yılını vermekte.

Bakmayın siz yaşına.

Genç bir ruhla daha asırlarca kaç nesli kanatları altında buluşturacak.

Cami ve külliyeyi I. Bayezid yani şimşek hızında yaşamış Yıldırım yaptırmış.

Mimarı kesin değilse de Ali Neccâr ya da Hacı İvaz Paşa.

Külliye; cami, medrese, hamam, bedesten, dükkânlardan oluşmakta.

Depremler görüp çok sarsıntılar geçirmiş, lakin her seferinde tamir görüp halkın yanı başında durmaktan vazgeçmemiş.

Kareye yakın dikdörtgen planı ve 20 kubbesiyle; ihtişamlı mazinin rüzgârını duyumsatmakta.

Önceki gün 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı tatilini fırsat bilen Türkiye’nin her tarafından insan seli, Ulu Cami’ye aktı.

Kadın ve erkek güvenlikler, insanları sıralar halinde içeri almakta zorlandılar.

Bu kadar çok sevilmesinin nedenleri arasında cami içerisindeki mermer havuzunun fıskiyelerinden çıkan efsunlu su sesi, mekâna masalımsı bir tat katmakta.

Havuzun kubbesinin üzeri açık bırakılarak caminin havalandırılması ve ışık alması sağlanmış.

Caminin ceviz ağacından kündekârî minberi bir sanat şaheseri. Ustası el-Hâc Muhammed b. Abdülazîz İbnü’d-Dakkī. Minberi de asırlardır insanları şaşırtmakta. Kur’an-ı Kerim’deki ayet sayısına tekabül eden 6666 adet parçadan meydana gelmiş. Ayrıca minberin mihraba bakan doğu yüzünde güneş sistemi yani güneş ile gezegenleri, batı yüzünde ise galaksi sistemi tasvir edilmiş. Mihraptaki süslemeler 1862 de Bursa’ya sürgün edilen Tevfik Paşa tarafından yaptırılmış.

Bursa bir bedesten şehri.

Burası, hanlar bölgesi olarak da geçmekte.

Orhan Bey’in yaptırdığı ilk bedestenin ardından Yıldırım Bayezid’in bedesteni inşa edilmiş, bu bedesten halen işlevini sürdürmektedir. Batıda Vâiziye Medresesi yer alır. Şengül Hamamı bugün Gümüşçüler Çarşısı’dır.

Osmanlı sultanları, şehirleri mimari şaheserler ile süslemek için birbirleri ile yarışmış.2. Bayezid, Bursa Ulu Camii ile Orhan Gazi İmareti arasına ortasında mescit olan iki katlı Koza Han’ı yaptırmış.1491. Eskiden kaynaklarda İpek Hanı olarak geçmektedir. İstanbul’ da son yıllarda ipek satan dükkân yok denecek kadar azken, Koza Han’ın dükkânları tamamen ipek satmaktadır. Kadınların teveccühü bu yüzden fazladır, Koza Han; baskın bir bayanlar çarşısına bürünmüştür.

Camide huzurlu bir akşam namazı kıldık.

Lakin dehşetle bir şey fark ettim.

Payelerin üzerinde celî sülüs ve kûfî hatlarla esmâ-i hüsnâdan örnekler yazılmıştı.

Caminin içini âdeta hat müzesine çeviren duvarlardaki yazılar; Abdülfettah Efendi, Kazasker Mustafa İzzet Efendi, Sâmi Efendi, Mehmed Şefik Bey gibi meşhur hattatlara aitti.

O güzelim hatların üzerinde, ortasında kadeh olan masonların kullandığı sembol, iri palmetlerin arasında kalem işi resmedilmişti, yoksa “Kutsal Kâse” ritüelini Ulu Cami’mizin duvarına mı nakşetmişlerdi.

Perde resimlerinin yanı sıra palmetler arasında ters “M” harfi de resmedilmişti yoksa o da Magdalenalı Maria’yı temsil eden “M” harfi miydi?

Belki düşündüklerimin hiçbiri değildi.

Ne ki keşke duvarlardaki hatlar yalın, tek başına, âlemleri anımsatan güzellikleriyle dursaydı,

Böyle kaba saba, karmakarışık kalem işleri hiç olmamış.

Güzel başlayan bir akşam namazının ahengi, ritmi bu şüphelerle yitip gitti.

Yüreğimde derin bir sızı bıraktı.