Sahneye başörtüsü gerilimi konsa da,

Mesele daha derin,

3. Dünya Savaşı’nın safları belirginleşiyor.

Aslında bu savaş başladı bile.

Her ülke kendi çözümlerini aramakta.

Bizde PKK ile çatışmalar sonlandırıldı.

Mekke Anlaşması ile saflar restore edildi, İran ile yakın durmamaya özen gösterildi.

Her ülkenin ayrı bir yapısallığı mevcut.

Azerbaycan’ da her ne kadar çoğunluğu Şii olsa da,

Şii komşusu İran’ın rejiminin ülkesini etkilemesini istememekte.

Örtü yasağı bulunmasına karşın uygulanmamakta idi.

Fazla olmasa da son süreçte, Azerbaycan kadınları örtüyle ünsiyet kurdular.

Aliyev’in, İran rejimini ülkesinden uzak tutma açıklaması da tanıdık.

Süleyman Demirel de başı örtülü kızları, Suudi Arabistan’a gidin diye kovmuştu.

Örtü bütün dünya kadınlarının tercihi oysa.

Bunda Gazze annelerinin etkisi de var,

Geniş Asya coğrafyasının da,

Türkiye modelinin de.

Sadece İran ya da Arap kadını örtülü değil.

Kadim medeniyetlerde örtü var.

Azerbaycan’ da da, Sovyet Rusya etkisiyle belki bir iki nesil uzaklaşıldı, şimdi tekrar kabul gördü.

Biraz da kadın kıyafeti üzerindeki baskılar, erkekten daha fazla.

Azerbaycan, İsrail ile kanka.

Onun teknolojilerini kullanırken, İsrail de İran’ a karşı duran güçlü müttefiki ile ferah fuhur yaşamakta.

Türkiye ile Azerbaycan arasında iyi dostluk ilişkileri yanı sıra büyük bir ticaret hacmi de bulunmakta.

Başörtü yasağının resmî kınanması, Türk halkını memnun ederken, Azerbaycan bunu bir iç müdahale görmekte. Hatta başörtülü öğrencilerin okullara alınmamasına tepki gösteren gazeteci Celal Çiftçi hakkında ceza soruşturması başlatıldı. Azerbaycan Başsavcılığı, Çiftçi'yi iktidarın zorla ele geçirilmesine yönelik çağrılar yapmak ve dinî düşmanlığı körükleyen içerikler yaymakla suçlayarak hakkında uluslararası arama kararı çıkardı. Bakü yönetimi, Türkiye'deki yetkili makamlara adli yardımlaşma talepleri gönderildiğini açıkladı.

Bu yüzden kimi yetkililer daha yumuşak bir üslup benimsemekte, iki ucu keskin kılıç zira. Daha fazla İsrail’e yakınlaştırma olmaması için üslup korunmakta. Burada ne kardeş ülke ile arayı bozmak ne de şu anda eğitim haklarını, örtü özgürlüğünü yitirmek istemeyen bir halkı yalnız bırakmak doğru değil. Daha nahif bir yaklaşımla kardeş ülkeden kopmadan, halkların sorunlarına sırt çevirmeden bu yasak çözülmelidir.

Zira sadece İsrail şirinliği değil, 3. Dünya Savaşı’nın safları belirleniyor.

ABD, kutuplara, Grönland’a göz dikti.

2020 Karabağ zaferi, bir anda çok uzaklarda kaldı.

O renkli zafer görüntülerinde Fulya Öztürk elinde mikrofonla Azerilerle konuştu, yüzler gülüyor herkes sevinçli, Türkiye kardeşlerinin yanına koştu, diyorlar.

Her nedense son süreçte, Karabağ zaferinde gardaş dediği, SİHAların, F-16’ların destek verdiğini söylediğinden farklı bir söyleme büründü,

“Savaşı tek başımıza kazandık, her şeyin parasını ödedik” dedi.

Üzerine alınan, alındı.

Güçlü bir Türk dünyası bileşenlerini ayırma girişiminde başörtüsünün bölgede nasıl değerli olduğu bilindiğinden emperyalistlerin çetin bir ayrıştırma aparatı olarak kullanması hiç akıl dışı değil.

Elbet şimdi şehitlerin küçük kızlarını okullarından ağlatarak çıkaran Azerbaycan görevlilerine karşı Türk kamuoyu oldukça tepkili bunu sosyal medyada izlemekteyiz.

28 Şubat döneminde Avrupa’ da idim, pek çok başı örtülü kız Avusturya’ da bir kapı açılmış öğrenimlerine orada devam etmekte idiler. Her akşam Alman televizyonları coplanan, yerlerde sürüklenen başörtülü kızların görüntülerini vermekteydi.

Bir hastanenin duvarında Afrikalı kadınların mücadele dolu fotoğrafları yanına Türkiyeli kızların başörtü eylemleri de asılmıştı.

Alman komşu teyzeler, zulmü yapan otuz yıl önceki Bülent Ecevit’li, Mesut Yılmaz’lı hükümeti yeren bir yaklaşımla,

“Vah vah ülkenizde okuyamıyorsunuz bakın bizim ülkemiz ne kadar güzel, size kapılarını açtı” dediğinde suratımız asılmaktaydı.

Ne kadar zulüm yapan hükümete ilenç duysak da, bir yabancının devletimize laf söylemesi ağır gelmekteydi. Değil onlara onay vermek, birlikte memleketi eleştirmek; hızla konuyu değiştirmekteydik.

Şu anda kardeş ülke Azerbaycan’ da yaşananlar bizim otuz sene önceki yazgımızla özdeş.

Karabağ Savaşı’nda Ermenilere karşı Azerbaycan’ın yanında duran İsrail’in bu jestini unutamamakta Azerbaycan.

Turist olarak gittiğinizde rehber, İsrailli turistlere selam verir, içtenlikle halini hatırını sorar, siz de bu samimiyeti yadırgar ve sorarsınız, aldığınız cevaba şaşırırsınız: “Evet İsrail’i seviyoruz. Ama en çok Türkiye’yi seviyoruz.”

Depreme nasıl koştuklarını unutmadık.

Her şey nüanslarda gizli.

Bugün gözü yaşlı halk üzerinde denenen projeleri, umarım çok fazla yara almadan çözümler kardeş ülke.

Yarınlar güzel olur inşallah.