Dünkü yazımda Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan’ın iktidara yönelik eleştirilerinden ve ortaya koyduğu tablodan bahsetmiştim.

Bugün ise Mahmut Arıkan’ın gerek televizyon programlarında gerekse halkla buluştuğu ortamlarda önemle üzerinde durduğu başka bir konuya değinmek istiyorum:

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ve kuvvetler ayrılığı meselesi.

Mahmut Arıkan, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçilmesiyle birlikte Türkiye’de birçok alanda işlerin daha da kötüye gittiğini, yönetimin giderek merkezileştiğini ve denge-denetleme mekanizmalarının zayıfladığını sık sık dile getiriyor.

Aslında bu eleştiriler yeni değil.

Saadet Partisi, daha 2017 yılında anayasa değişikliği referandumu öncesinde bu tehlikelere dikkat çekmişti.

O günlerde kullanılan dikkat çekici ifadelerden biri şuydu:

“Düşünmeden oy verecekseniz ‘evet’, düşünerek oy verecekseniz ‘hayır’ deyin.”

Çünkü Saadet Partisi’nin itirazı güçlü bir yürütmeye veya başkanlık fikrine kategorik bir karşı çıkış değildi.

Temel itiraz, yetkinin bir merkezde aşırı derecede toplanması ve bu yetkinin karşısında yeterince güçlü, bağımsız ve etkili mekanizmaların bulunmamasıydı.

Saadet Partisi’nin üzerinde durduğu temel meselelerden biri de partili Cumhurbaşkanlığı idi.

Cumhurbaşkanı yürütmenin başı olabilir.

Ancak aynı zamanda bir siyasi partinin genel başkanı olmamalıdır.

Çünkü Cumhurbaşkanı sadece kendisine oy verenlerin değil, milletin tamamının Cumhurbaşkanıdır.

Bir tarafta yürütmenin başı, diğer tarafta Meclis’teki en büyük siyasi yapılardan birinin genel başkanı…

Üstelik milletvekili adaylarının belirlenmesinde de parti genel başkanlarının çok büyük ağırlığı bulunuyor.

Böyle bir yapıda yasamanın yürütmeden ne kadar bağımsız hareket edebileceği sorusu kaçınılmaz olarak ortaya çıkıyor.

İşte Mahmut Arıkan’ın bugün üzerinde durduğu meselenin önemini burada görüyorum.

Türkiye’nin ihtiyacı bütün yetkilerin tek bir makam etrafında toplandığı bir yönetim anlayışı değil, birbirinden bağımsız ve güçlü kurumların bulunduğu bir devlet düzenidir.

Bunu dört temel kuvvet üzerinden ifade edebiliriz:

Yürütme.
Yasama.
Yargı.
Denetleme.

Yürütme güçlü olmalı.

Ülkeyi yönetebilmeli, karar alabilmeli ve aldığı kararların sorumluluğunu taşımalıdır.

Ancak yürütmenin güçlü olması, yasamanın zayıf olması anlamına gelmemelidir.

Yasama da güçlü ve bağımsız olmalıdır.

Milletvekilleri yalnızca parti yönetimlerinin veya yürütmenin beklentilerine göre değil, kendilerini seçen millet adına özgür iradeleriyle hareket edebilmelidir.

Üçüncü kuvvet yargıdır.

Yargı bağımsız ve tarafsız olmalıdır.

İktidara da muhalefete de aynı hukuk uygulanmalıdır. Bir insanın siyasi görüşüne, makamına, servetine veya kime yakın olduğuna değil, hukuka bakılmalıdır.

Ve gelelim özellikle üzerinde durulması gereken dördüncü kuvvete:

DENETLEME.

Kanaatimce denetleme, yasama, yürütme ve yargının yanında bağımsız bir dördüncü kuvvet hâline getirilmelidir.

Çünkü gerçek denetimin ilk şartı bağımsızlıktır.

Burada çok basit ama hayati bir soru sormak gerekiyor:

Denetleyeni denetlenen belirliyorsa, bunun adı denetim olur mu?

Bence Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi tartışmasının en önemli sorularından biri budur.

Denetleyeceğiniz makam sizi göreve getiriyorsa, bütçenizi belirliyorsa, görev süreniz üzerinde etkiliyse veya sizi görevden alma imkânına sahipse, yaptığınız denetimin bağımsızlığı doğal olarak tartışılır.

Daha açık ifade edelim:

Kendi atadığınız kişinin sizi denetlediği bir sistemde gerçek anlamda bağımsız denetimden söz edilebilir mi?

İşte bunun için denetleyen ile denetlenen arasında hiçbir siyasi, idari veya hiyerarşik bağ bulunmamalıdır.

Denetleme; Cumhurbaşkanından, yürütmeden, siyasi partilerden, yasamadan ve denetleyeceği bütün kurumlardan bağımsız olmalıdır.

Kim kamu adına yetki kullanıyorsa denetlenmelidir.

Kim milletin parasını harcıyorsa hesabını vermelidir.

Bakan da denetlenmeli, bürokrat da denetlenmeli, belediye de denetlenmeli, kamu kurumu da denetlenmelidir.

Denetim yapılırken kişinin hangi siyasi görüşten olduğuna, hangi partiye yakın bulunduğuna veya kim tarafından atandığına bakılmamalıdır.

Ölçü hukuk, kamu yararı ve milletin hakkı olmalıdır.

Çünkü denetleyen denetlenene bağlıysa, denetim daha başlamadan bağımsızlığını kaybetme riski taşır.

Bugün Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi tartışılırken meseleye tam da buradan bakmalıyız.

Mahmut Arıkan’ın televizyonlarda ve vatandaşlarla buluşmalarında dile getirdiği sistem eleştirisinin temelinde de yetkinin merkezileşmesi ve kuvvetler arasındaki dengenin zayıflaması eleştirisi bulunuyor.

Aradığımız güçlü kişi değil, güçlü sistemdir.

Çünkü devlet sistemi kişilere göre kurulmaz.

Bugün sevdiğiniz ve güvendiğiniz bir kişi Cumhurbaşkanı olabilir. Yarın siyasi olarak hiç tasvip etmediğiniz başka biri aynı makama gelebilir.

O nedenle mesele “Bugün bu yetkiyi kim kullanıyor?” değildir.

Asıl mesele şudur:

Bu kadar yetki bir makamda toplanmalı mı ve bu yetkiyi kullanan makamı gerçekten bağımsız olarak kim denetleyecek?

Sağlam bir devlet düzeninin cevabı kişilerde değil, kurumlarda aranmalıdır.

Yürütme güçlü olacak.
Yasama bağımsız olacak.
Yargı bağımsız ve tarafsız olacak.
Denetleme bunların üçünden de bağımsız dördüncü kuvvet olacak.

Ve en önemlisi:

Denetleyeni denetlenen belirlemeyecek.

Bütün bunların üzerinde hukuk olacak.

Cumhurbaşkanı ise bir siyasi partinin genel başkanı değil, milletin tamamının Cumhurbaşkanı olacak.

Saadet Partisi’nin 2017 referandumunda yaptığı itirazlara bugün yeniden baktığımızda, o gün dile getirilen endişelerin neden önemli olduğu daha iyi anlaşılıyor.

Mahmut Arıkan’ın bugün bu konuyu tekrar tekrar gündeme getirmesini de bu açıdan önemli buluyorum.

Çünkü Türkiye’nin meselesi yalnızca kimin Cumhurbaşkanı olacağı değildir.

Asıl mesele nasıl bir sistemle yönetileceğimizdir.

Tek kişinin güçlü olduğu bir sistem mi?

Yoksa kurumların güçlü olduğu bir sistem mi?

Yürütme, yasama, yargı ve bağımsız denetleme…

Dört güçlü kuvvet.

Çünkü güçlü devlet, bütün yetkilerin tek elde toplandığı devlet değildir.

Güçlü devlet; kurumların güçlü olduğu, yönetenin hesap verdiği ve denetleyenin denetlenene asla bağlı olmadığı devlettir.