18 yıl... Dile kolay. Koskoca bir neslin Şampiyonlar Ligi müziğine hasret büyüdüğü, sarı-lacivert çubuklunun o devler sahnesinden uzak kaldığı, sabırla ve umutla beklenen tam 18 uzun yıl. Fenerbahçe, nihayet ait olduğu arenaya döndüğünde, karşısında Avrupa’nın köklü ekiplerinden Roma vardı. Herkesin kafasında "Acaba bu seviyeye uyum sağlanabilecek mi?" sorusu dönerken, sahaya çıkan takım tüm bu soru işaretlerini ilk düdükle birlikte söküp attı.

Sahada korkak, geriye yaslanan veya rakibini bekleyen bir takım yoktu. Tam aksine, modern futbolun tüm gereklerini sahaya yansıtan, önde basan, topa sahip olan ve rakibiyle kora kor oynayan cesur bir Fenerbahçe izledik. 1-1’lik skor tabelası belki sadece haneye yazılan bir puanı temsil ediyordu ama sergilenen o pozitif futbol, taraftarın yıllardır içini çeke çeke özlediği o "yenilmez Fenerbahçe" ruhunun ta kendisiydi. Tribünler, ekran başındaki milyonlar bu oyunla gururlanırken, asıl fırtınanın soyunma odası koridorlarında kopacağından kimsenin haberi yoktu.

90 dakikanın ardından gelen o şok edici haber, geceye adeta bir bomba gibi düştü: İsmail Kartal istifa etmişti.

Böylesine umut vaat eden, göğüs kabartan bir futbolun ardından gelen bu karar, sarı-lacivertli camianın üstüne bir anda kara bulutlar indirdi. Akıllarda tek bir soru vardı: Neden şimdi? Ancak futbol, sadece sahada oynanan bir taktik savaşı değil; aynı zamanda psikolojik bir harp, duyguların en uçlarda yaşandığı bir arenadır. Belki o anki yoğun stres, belki beklentilerin oluşturduğu devasa baskı bu anlık kararı doğurmuştu.

Fakat bu hikaye bir veda ile bitmeyecekti; aksine, asıl destan o gece başlıyordu. İsmail Kartal'ın kısa süre içinde kararından dönerek takımın direksiyonuna yeniden geçmesi, Fenerbahçe için sıradan bir hamle değil, sezonun kaderini çizen tarihi bir kırılma süreci oldu.

O kısa süreli ayrılık ve ardından gelen kucaklaşma, takımı paramparça etmek yerine eşine az rastlanır bir şekilde kenetledi. Futbolcular, inandıkları hocalarının arkasında adeta etten bir duvar ördü. Yönetim, teknik heyet ve taraftar arasındaki bağ, daha önce hiç olmadığı kadar sağlamlaştı. İsmail Kartal’ın göreve geri dönmesi, sadece bir teknik adamın mesaisine devam etmesi değil; Fenerbahçe’nin rotasını doğrudan şampiyonluğa çevirmesi anlamına geliyordu.

Roma karşısında sergilenen o cesur futbol, hocanın geri dönüşüyle birlikte bir felsefeye, sarsılmaz bir inanca dönüştü. Bugün geriye dönüp baktığımızda çok net görüyoruz: Eğer o gece o kriz yaşanıp, o tarihi geri dönüş gerçekleşmeseydi, belki de bugünkü inançlı ve şampiyonluğa yürüyen Fenerbahçe'yi konuşamıyor olacaktık.

Sezon sonu şampiyonluk kupası omuzlarda yükseldiğinde, herkes Roma'daki o 1-1'lik skoru değil; İsmail Kartal'ın gidip de geri döndüğü, sarı-lacivertli camianın şampiyonluk ateşini yaktığı o tarihi kırılma gecesini anlatacak.