Süper Lig’de takvimler henüz 4. haftayı gösterirken oynanan dev derbi, sadece skorbordda yazan 2-1'lik Beşiktaş galibiyetiyle değil, iki camianın ruh halinde oluşturduğu devasa uçurumla hafızalara kazındı. Dolmabahçe'de son düdük çaldığında sahada beliren tablo, bir tarafta kenetlenmiş ve şampiyonluk şarkılarına erken başlamış bir ordu, diğer yanda ise henüz eylül ayında sezonu kafasında bitirme noktasına gelmiş psikolojik bir enkazdı. Futbolun o acımasız ve keskin adaleti, 90 dakikanın sonunda iki takıma da sezonun geri kalanı için çok farklı senaryolar yazdı.

Fenerbahçe cephesinden bakıldığında ortada tam anlamıyla bir futbol sendromu var. Bir takımın, üstelik kaliteli bir kadroya sahipken, henüz ligin 4. haftasında şampiyonluk ümitlerini kaybetme noktasına gelmesi salt saha içi taktiklerle açıklanamaz. Bu, yılların biriktirdiği o ağır travmanın, en ufak bir sarsıntıda yeniden yüzeye çıkmasıdır. Sarı-lacivertli taraftarların derbi mağlubiyetiyle birlikte anında o tanıdık "Yine mi hüsran?" panik butonuna basması, sahadaki oyuncuların ayaklarına pranga vuruyor. Kırılganlık o kadar yüksek ki, yenilen her gol bir maçın değil, adeta bütün bir sezonun kaybedildiği hissini oluşturuyor. Fenerbahçe'nin asıl çözmesi gereken sorun rakiplerden ziyade, kendi içindeki bu erken tükenmişlik ve sabırsızlık halidir.

Madalyonun diğer yüzünde ise Vincenzo Italiano ile küllerinden doğan, inatçı ve ne istediğini çok iyi bilen bir Beşiktaş var. İtalyan teknik adamın takıma aşıladığı tutku, derbinin her dakikasında siyah-beyazlı formanın terinde hissedildi. Italiano, sadece taktik tahtasında doğruları yapmakla kalmamış; oyuncu grubunu ve tribünleri tek bir amaca, şampiyonluğa kusursuz bir şekilde kilitlemiş. Beşiktaş'ın sahaya koyduğu oyun, geriye düşse dahi maçı bırakmayacak o "İtalyan" disiplini ve agresifliğiyle harmanlanmış durumda. 2-1'lik skor, sadece haneye yazılan üç puan değil, rakiplere verilen "Bu yarışın en yırtıcı ekibi biziz" mesajıydı.

Olaylara salt bir istatistik kağıdı değil, golozof derinliğiyle yaklaştığınızda, futbolun sahada oynanmadan önce zihinlerde kazanıldığını net bir şekilde görürsünüz. Beşiktaş, Italiano önderliğinde o zihinsel eşiği atlayıp şampiyonluk inancını takımın kimliğine dönüştürürken; Fenerbahçe, geçmişin hayaletleriyle boğuşmaktan bugünün maçlarına odaklanamıyor. Süper Lig maratonu uzun olsa da, bu derbinin bıraktığı psikolojik tortu her iki takımın da sezon sonu kaderini belirleyecek en güçlü rüzgar olacak gibi görünüyor.