Rabb’imizin bir kural olarak koyduğu zamanın sürekli olarak ileriye doğru gitmesi ve zamanın akış halinde olması önemli bir husustur. Zira gerek bu yazıyı yazarken gerekse de siz bu yazıyı okurken o ana bir daha geri gidemeyeceğiz. Bunun böyle olmasında Rabb’imizin nice büyük hikmetleri vardır. Hal böyleyken bunun bilincinde olanlar Rabb’imizin bizlere bahşetmiş olduğu zaman nimetini bir ganimet bilmesi gerekir. Şu anda hayattaysam imtihan yerindeyim ve Rabb’imin rızasını kazanacak işlerin peşinde olmam lazım diye düşünmemiz ehemmiyet arz ediyor. Zira bu ömrü biz boş işlere de sarf etsek hiçbir şey yapmadan da otursak bir şekilde geçip gidecek.

Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri’nin de ifade ettiği gibi: “Ömür sermayesi pek azdır; lüzumlu işler pek çoktur.” Bizler müslümanlar olarak işimizin vaktimizden çok olduğunun farkında olmalıyız. Evet yapılacak işimiz çoktur, vakit ise pek azdır. Vaktin kıymetini bilmek sadece konuşmakla olmaz, iz bırakacak işlerin peşinde olmayla olur. Bu da ancak Efendimiz (s.a.v.)’den bugüne İslam’a hizmet etmiş, bu uğurda canıyla ve malıyla Allah yolunda mücadele eden, cihad eden İslam Büyükleri’nin izinden gitmekle mümkündür. Dört Halife Devri, Emeviler, Abbasiler, Selçuklular, Osmanlılar ve günümüze kadar İslam davası için mücadele etmiş olan bütün İslam Büyüklerinin izinden gidebilmek onların hayatlarını çok iyi bilmemiz ve kendi hayatımıza tatbik etmemizle mümkündür. O abide şahsiyetler önümüzü aydınlatan bir fener hükmündedir. Onların bizlere bırakmış olduğu mukaddes emanete sahip çıkmak onları tanımaktan geçiyor. Tanıyıp yaşadığımız asra iz bırakabilmek için.

Sadece bugünü değil bir yıl sonrasını, 10 yıl sonrasını, 100 yıl sonrasını düşünecek bir tahayyüle sahip olunarak geleceği düşünen büyük bir ufka sahip olmak elzemdir. İşte o zaman iz bırakanların izinden giderek Hak ve hakikat namına iz bırakanlardan olabiliriz. Bu hususta Milli Gençlik Vakfı’nın Şehit Genel Başkanı Adnan Demirtürk Ağabey bir konuşmasında: “Bir yıl sonrasını düşünüyorsanız bir tohum ekin, on yıl sonrasını düşünüyorsanız bir fidan dikiniz; ama yüzyıl sonrasını düşünüyorsanız bir insan yetiştiriniz."2 diyerek her zaman bu ufka sahip olmamız gerektiğinin altını çiziyor.

Geleceği kurmak ancak ülke gençliğinin ihya edilmesi, gerektiği gibi milli ve manevi değerlerle donatılarak yetiştirilmesi ile mümkün olabilir. Her genç kardeşimiz, bizim geleceğimizdir, geleceğimizden bir yansımadır. Yapacağımız bütün çalışmaların temelinde gençlerin olması gerekir. Gençlik davamızın ve nesil yetiştirme gayretimizin olması bizlere zamanımızı daha verimli kullanmamıza vesile olabileceği gibi aynı zamanda iz bırakan büyüklerimizin izinden giderek iz bırakacak işlere de imza atmamızı sağlayacaktır.

Ülkenin geleceği, ümmetin geleceği ve insanlığın geleceği için çalışma yapmak ve bunun derdi ile dertlenenlerin boşa geçirecek vakti olur mu? Gündelik yapay gündemlerle uğraşmaları; şahsi ihtirasların, geçici dünyalıkların, şöhretin ve servetin peşinde koşmaları düşünülebilir mi? Elbette düşünülemez. Çünkü ömür sermayesini Rabb’inin rızasını kazanabilmek için harcayan ve bu uğurda çalışmalar yapan birisinin boş, malayani işlere vakti olmaz, olmayacaktır da. Değişmez gündemimiz kıyamete kadar devam edecek olan Hak ile Batılın Mücadelesidir. Gündemi her daim bu olanlar ve bu derdi olup canla başla çalışanlar ömür sermayesini de Hakk’ın rızasına uygun kullanacaklardır. İşte o vakit iz bırakan öncü şahsiyetlerin izinden gidilecek ve gelecek nesiller için örnek olacak izler bırakılabilecektir İnşaAllah.