Başarmak ve başarılı olmak insanın kendini gerçekleştirme ihtiyacına yönelik bir durumdur. Yaptığımız işte, dünya hayatında meşguliyet arz eden işlerimizde elbette ki başarılı olmak isteriz. Çalışıp emek verip başarılı olduğumuzda da verdiğimiz emeğin karşılığını alınca da ister istemez mutlu oluruz. Cenab-ı Hakk’ın bu dünya hayatı için koyduğu bir kural olan “İnsan için ancak çalıştığı vardır.” (Necm Sûresi, 39. Ayet) Ayetinin hükmü gereğince insan ancak çalışırsa hedeflerine ulaşabilir. Eskilerin de söylediği gibi: “Emeksiz yemek olmaz.” Yine bunun gibi benzer atasözleri olan: “İşleyen demir pas tutmaz, akan su yosun tutmaz.” Gibi sözleri incelediğimizde bunlar çalışmanın önemine binaen söylenmiştir ve sözlü kültür ile dilden dile, nesilden nesile aktarılarak günümüze kadar gelmiştir.

Her anne-baba doğal olarak çocuklarının okulunda başarılı olmasını, iyi puanlarla okullarından mezun olarak lise ve üniversiteye giriş sınavlarında başarılı olmasını beklerler. Bu pek tabiidir. Ancak evladımızın bir zanaat dalında, bir sanat dalında veya spor alanında bir yeteneği var ise, ya da var ama biz keşfedememişsek hiç bunları araştırmadan ille de, zorla, istemeye istemeye üniversite okumaya zorlamak; nice büyük zanaat ve sanat erbabı insanların yeteneklerinin keşfedilmeden kaybolması demektir. Aynı şekilde bu gençlerimizin sevmedikleri alanlarda bir ömür yapacak oldukları mesleklere zorlanması demektir ki bu; gençlerimize bilmeden yaptığımız bir kötülüktür. Osmanlı’da padişahların Enderun Mektebi’nin girişine astırdıkları yazıda: “Burada hiçbir balık yüzmeye, hiçbir kuş yüzmeye zorlanmaz.” Şeklinde yazması ecdadımızın her gencin kendi kabiliyetine göre yetiştirilmesine ne kadar büyük önem verdiğini gösteriyor. Bizler de bundan ders çıkararak evlatlarımızı kendi kabiliyetlerine ve ilgi alanlarına uygun şekilde yetişmelerini esas almamız şarttır.

İşin bu boyutu böyleyken bir de diğer boyutu olan esas noktaya gelelim. Şu bir gerçektir ki her bir öğrenci üniversite okuyacak diye bir şart yok. İlk önce bu gerçekle yüzleşmemiz gerek. Bizim ileride ekmeğini kazanmak, günlük iaşesini sağlamak için hangi işle meşgul olursa olsun önce ahlak ve maneviyat diyen, yaptığı işin hakkını veren, dürüst ve güvenilir olan liyakat sahibi insanlara ihtiyacımız var. Bizim iyi insanlara, Allah korkusu olan ahlaklı insanlara ihtiyacımız var. Yoksa başarılı ama kul hakkına giren, sınavda derece yapmış ama ahlaken çökmüş, akademik olarak çok başarılı fakat güvenilmezi insani ilişkileri berbat kişilerin yetişmesi ile karşı karşıya kalırız. Bu ahlaki değerlerden yoksun insanların başarılı olması hem o kişinin kendisine ve ailesine hem de diğer tüm insanlara fayda değil zarar getireceği aşikardır. Eğer ki bu durumu ıskalarsak şunu demeye başlayabiliriz: “Çocuğum yeter ki okusun, başka bir şey istemiyorum.” Bu söz o kadar acıklı ki sadece okul okumaya ve sadece diplomaya odaklanmış bir zihniyeti ifade eder. Diploma sadece bir iş için başvuru sürecinde istenilen belgeler arasında yer alan bir kağıt parçasından ibarettir. Ona çok fazla bir değer atfedersek bu cümleleri kurabiliriz, Allah muhafaza.

Dünyevi başarıların, makamların, mevkilerin her birinin geçici olduğu ve birer emanet olduğunun bilincinde olarak bütün bunların bir araç olduğu, asıl yurdumuzun ahiret yurdu olduğunu unutmazsak evlatlarımıza okusunlar yeter, demek yerine; ilk önce güzel bir insan, güzel bir müslüman olarak yetişsinler sonra okuyacaksa okur dememiz lazım gelir. Evladımızın önce güzel erdemlerle donanmış insan olmasını, sonra da başarılı olmasını isteriz, böylelikle. Ahireti önceleyen, dünyayı ahiretin tarlası olarak gören bir başarı anlayışına ihtiyacımız var…