İnsanların gönül ve düşünce dünyalarına sanal ortamların tesir ettiği dijital bir çağda yaşıyoruz. İşte böyle bir çağda son kalemiz olan aile kurumumuz yoğun bir saldırı ve tehdit altındadır. Başta çocuklar ve gençler olmak üzere dijital ekranlar üzerinden bütün toplum bu saldırıya maruz kalmaktadır.

Müstehcenliği ve çıplaklığı normalleştiren, zinayı yasak aşk diyerek güzellemeye çalışan dizi ve filmler toplumumuzun temeli olan aile kurumumuza yapılan organize bir suikasttir. Bununla birlikte çeşitli sosyal medya uygulamalarında izlenme ve para kazanma uğruna müstehcenliğin ve iffetsizliğin yaygınlaşması yine toplumumuza ifsat eden bir husustur. Televizyonlardaki gündüz kuşağı programlarıyla reyting uğruna ahlaksızlığın ve hayasızlığın normalleştirilmeye çalışıldığını görüyoruz. Bir Müslümanın diğer bir Müslüman kardeşinin ayıbını adeta gece gibi örtmesi gerektiği ortadayken, 87 milyona televizyon programları ile her türlü ahlaksızlık duyurulmakta ve saatlerce yayını yapılmaktadır. Bu durum aile kurumumuzu yok etmek isteyenlerin büyük bir projesi olduğunu bizlere göstermektedir. Dünya siyonizmi şehvet, şöhret ve servet üçgeninde insanlığı kendine köle yapmak istemektedir. Tüm dünyada ailesiz insan ve ailesiz toplum projeleriyle insanlığı ifsat ederek insanlığı daha kolay sömürebileceğini düşünmekte ve hesap etmektedir. Aynı şekilde cinsiyetsizleştirme projesi adı altında bütün insanlığa düşmanlık eden dünya siyonizmi, genç neslimizi ifsat ederek aslından, özünden, yaradılışından kopartarak aile kurumunu kökten bitirmek istemektedir. Dünya siyonizmi bütün bu şer planları için dizi, film, reklam ve medya sektörüne çok büyük bir finansal destek sağlamaktadır.

Aile kurumumuza kastedenler bazen bir müzik grubu, bazen bir çizgi film, bazen de bir sanal oyun olarak karşımıza çıkmaktadır. Türü çeşidi ne olursa olsun ahlaksızlığın ve hayasızlığın reklamı, normalleştirilmesi, alenileştirilmesi olmaz. Başta yeni yetişen çocuklarımızın ve evlilik çağına hazırlanan gençlerimizin zihinlerinin ve gönüllerinin bu şekilde işgal edilmesi asla ve asla kabul edilemez. Toplumlar maneviyat, güzel ahlak, haya ve edep ile ayakta kalabilir. Ahlakın çöktüğü ve bu nedenle aile kurumunun tarumar edildiği toplumlar madden zengin olsalar bile ayakta kalamazlar. Bu sebepten başta gerekli cezai müeyyideler ile etki ve yetki sahiplerinin bu ahlaksızlığa son vererek son kalemiz olan aile kurumumuzu çökertmeye çalışanlara karşı engel olması gerekmektedir. Bu işin şuurunda olan herkesin başta kendinden ve yakınlarından başlamak üzere adeta patlamış olan bir kanalizasyon hattı gibi etrafa hayasızlık saçan bu programları, dizileri, filmleri, uygulamaları izletmemesi asli vazifesidir. Çocuklarımızın ve gençlerimizin dijital mecralarda nasıl vakit geçirdiğini bilmemiz ve takip etmemiz de bizlerin dikkat edeceği bir diğer husustur. Aynı zamanda yetkili kurumlara ve mecralara ulaşarak hassasiyetlerimiz dile getirilmeli, fert olarak üzerimize ne düşüyorsa yapmamız gerekmektedir.

Şer güçlerin ifsat için kullandığı dijital dünyada Müslümanlar olarak başta neslimizi ve ailemizi korumak için daha çok var olmamız ve varlık göstermemiz gerekiyor. Hayırlı, faydalı, şuurlu bir nesil yetiştirmemize vesile olacak paylaşımlar ve içeriklere olan ihtiyacımız her geçen gün artmaktadır. Dijital mecraları biz Müslümanlar için boş bırakmamamız gereken, mücadele etmemiz gereken bir cephedir. Ailenin korunması ve ileride aile kuracak nesillerin yetişmesi bu cephede mücadele etmekten geçiyor. Hemen hemen herkesin elinde bir telefon olduğu ve dünyayı oradan takip ettiği, dünyasını da oradan şekillendirdiği şu çağda; dijital mecralarda hayra motor şerre fren olacak olan içeriklerin olmaması düşünülemez.

Helal dairede yaşayıp ailemizi korumak ve helalin izini süren ahlaklı, hayalı, maneviyatlı bir nesil yetiştirmek için bu hayasızca akına karşı durmak ve bunu akını durdurmak için çalışmak mecburiyetindeyiz. Neslin ve ailenin ifsat edilmeye çalışıldığı şu zamanda son kalemiz olan ailemizde helal dairede yetişen gençler; Gazze’yi, Doğu Türkistan’ı ve tüm mazlumları kurtaracak, Kudüs’ü fethedecek gençlerden veya o gençleri yetiştiren anne-babalardan olacaklar İnşaAllah.

Muhammed Ali Türegün - Eğitimci/Psikolojik Danışman

HAYKIRMAK

Ay ışığını göğsümden kestiğinden beri

Aşikar olmaktan korkmuyorum,

Günahlı günahsızlara.

Bir savaşın ortasında buldurdu beni

Kendime verip de tutamayacağım sözler.

Pişman mıyım?

Göğü hep beyaz görmekten,

Geldiğim ve gideceğim yeri özlemekten?

Evsizler nasıl ki değilse sokaktan,

Ben de pişman değilim

Kaçtığım için bu hınzırın çağından.

Marifetlerin dahi maneviyatının

Bozulduğu bu çağda,

Gözdelerin samimiyetini sorgulamak

İsyansa,

Ben bu harekatın memleket-i âlâsıyım...

MEHMET EMİN GÜLİCEM

NE OKUYALIM?

ZÜGÜDAR

Uzun yıllar Milli Gazetemizde yazılar yazmış olan ve bunu vefatına dek sürdüren edebiyatçı-yazar Merhum Mustafa Miyasoğlu'nun kaleme almış olduğu eserlerden biri olan "Zügüdar" bir gezi kitabıdır. Merhum Mustafa Miyasoğlu'nun Irak, Hindistan ve Pakistan'da Babil'den Taç Mahal'e kadar olan coğrafyayı bizlere eşsiz üslubuyla anlatmaktadır. Zügüdar o bölgede yayılmış olan bir müziğin ismidir. Kitap ismini buradan almaktadır.

1 Ağustos tarihi itibariyle vefatının 13. senesi devriyesi olan Merhum Mustafa Miyasoğlu'nu rahmetle ve minnetle yâd ediyoruz. Kitabın arka kapak kısmından bir kesiti sizlerle paylaşmak istiyoruz:

"Bu kitap, Babil'den Taç Mahal'e kadar geniş coğrafya üzerinde, İskender'in yakalandığı Hind tutkusuyla yollara düşmüş bir Türk yazarın yaşadığı serüvenlerin notladırı. Çeşitli sebeplerle Güneydoğu Asya'da dolaşan insanımızla ilgili gözlemlerini ve imkansızı yakalama çabasına düşen gençlerimizin hikayesini dile getiriyor. Bu arada, ihtişam ve sefaleti bir arada yaşayan, Türkleri "adil ve güzel insanlar" olarak tanıyan bölge halkının yaşayışıyla bize bakışını da bir romancı tavrıyla yansıtıyor."

Yazar: Mustafa Miyasoğlu

Yayınevi: Konak Yayınları

Sayfa Sayısı: 309

YILDIZLARA ASTİK YÜREĞİMİZİ

Şiir, hikaye ve masal türünde eserleri bulunan edebiyatçı-yazar Bestami Yazgan'ın şiir kitaplarından biri de "Yıldızlara Astık Yüreğimizi" adlı eserdir.

Hece ölçüsüyle ve serbest ölçüyle yazılmış şiiirler bulunan kitapta toplamda 72 şiir bulunmaktadır. Hem kulağa hem hitap eden hem de anlam itibariyle bize değerlerimizi ve tarihimize hatırlatan şiirler kültürümüzde yer edinmiş olan mani türünü hatırlatmaktadır.

İsmini kitabın içerisinde yer alan bir şiirden alan "Yıldızlara Astık Yüreğimizi"; bizleri şiirden şuura doğru bir yolculuğa davet ediyor.

Yazar: Bestami Yazgan

Yayınevi: Nar Yayınları

Sayfa Sayısı: 144

Aile Bizim Son Kalemizdir (5)

ÖNCE NAMAZ, SONRA HALI SAHA

Pazar günleri benim için artık farklı bir anlam taşıyor. Çünkü her pazar yatsı namazından sonra arkadaşlarımızla ve hocamızla birlikte halı sahaya gidiyoruz. Hatta kendi aramızda bunun için söylediğimiz “Önce namaz, sonra maç.” diye bir sözümüz bile oluştu.

O pazar akşamı da namaz vakti yaklaşınca hazırlanmaya başladık. Cami biraz uzak olduğu için hocamız bizi arabasıyla almaya geldi. Arkadaşlarımla beraber arabaya bindik ve camiye doğru yola çıktık. Yolda sohbet ederken bir yandan da saate bakıyorduk. Vakit iyice yaklaşmıştı. İçimizden “Acaba yetişebilecek miyiz?” diye düşünüyorduk. Birkaç arkadaşımız da daha sonra gelecekti, bu yüzden biraz telaşlandık.

Camiye yaklaştıkça zamanın ne kadar hızlı geçtiğini fark ettik. Son anda yetişecekmişiz gibi bir durum oluştu. Neyse ki sonunda camiye vardık. Hemen içeri girdik ve namaza yetiştik. O anda içimde bir rahatlama oldu. Birkaç dakika daha geç kalsaydık gerçekten namaza yetişmekte zorlanacaktık. İçimden “Elhamdülillah, yetiştik.” diye geçirdim.

Yatsı namazını cemaatle birlikte kıldık. Namaz sırasında dışarıdaki telaşı tamamen unutup ibadetimize odaklandık. Namaz bittikten sonra herkes birbirine dönüp “Allah kabul etsin.” dedi ve musafaha yaptık. Bence gecenin en güzel anlarından biri de buydu. Hep beraber aynı telaşı yaşayıp camiye yetişmeye çalışmıştık. Sonunda aynı safta namazımızı kılmıştık.

Cami çıkışında ortam tekrar hareketlendi. Bu sefer konuşulan konu halı sahaydı. Biraz önce namaza yetişmeye çalışan bizler, şimdi kimin hangi takımda oynayacağını ve maçın nasıl geçeceğini konuşuyorduk. Hocamız da bizimle beraberdi. Hep birlikte halı sahaya doğru yola çıktık.

Halı sahaya geldiğimizde üstümüzü değiştirip sahaya çıktık. Önce biraz ısındık. Paslaştık, top sürdük ve birkaç şut çektik. Sonra takımları oluşturup maça başladık.

Maç başlayınca herkes kendini oyuna verdi. Top bir kaleden diğerine gidiyordu. Bazen güzel paslaşmalar yaptık, bazen de son anda gol fırsatlarını kaçırdık. Hocamız da bizimle beraber oynuyordu. Onun da oyunun içinde olması maçı daha keyifli hale getiriyordu.

Maç ilerledikçe yorulmaya başladık, ama kimse maçı bırakmak istemiyordu. Son dakikalarda artık herkes nefes nefese kalmıştı. Buna rağmen son ana kadar mücadele ettik. Maç bittiğinde hepimiz yorulmuştuk ama güzel bir maç yapmanın verdiği mutluluk vardı.

Eve dönerken o akşamı düşündüm. Aslında bizim için bu sadece bir halı saha maçı değildi. Önce camiye gidip namazımızı kılmış, birbirimize “Allah kabul etsin.” demiş, sonra da beraber sporumuzu yapmıştık. Günün sonunda hem ibadetimizi yapmış, hem de arkadaşlarımızla güzel vakit geçirmiştik.

Her pazar aynı şeyleri yapıyor olsak da her hafta farklı bir anı birikiyor. Bazen son anda camiye yetişiyoruz, bazen maç çok çekişmeli geçiyor. Ama değişmeyen bir şey var: Önce namaz, sonra maç.

YASİN EREN ACAR