Başarılı olmak bir insan için özellikle de bir genç için başarma duygusunu tatma ve kendini gerçekleştirme bakımından çok mühimdir. Başarma duygusunu tatmış olmak insana benzer veya daha farklı durumlarda karşılaştığı zorlukları aşma noktasında cesaret, güven ve azim verir. Bu dünya hayatında hangi işle meşgul olursak olalım öğrenciysek derslerimizde, mühendissek mühendislikte, doktorsak doktorlukta, öğretmensek öğretmenlikte aklımıza hangi iş alanı geliyorsa o işte görevli kişi biz isek başarılı olmak durumundayız. Çünkü yaptığımız işin hakkını vermek için bunu yapmamız gerekir. Yaptığımız işin hakkını vermek için ise emek vermemiz lazım. Bu dünyada emek vermeden hiçbir iş olmuyor. Çünkü Rabb’imiz böyle bir kanun koymuştur dünyaya. Terlemeden, yorulmadan bir yere varılamıyor.
Başarılı olmak, işimizi en iyi şekilde yapmak, farkımızı ortaya koyabilmek… Bütün bunlar ne için? Sadece kendi nefsimizi tatmin etmek için mi, yoksa bütün bu dünyevi başarılar amacımız mı olmalıdır? Bizler bütün dünyevi başarıların geçici olduğunu bilen insanlar olarak dünyevi başarıların bir amaç değil araç olduğunu idrak etmemiz gerekir. Çünkü yaptığımız her işte hangi meslek olursa olsun insanlara hizmet ediyor, dünyayı imar ediyoruz. Bu gözle bakarsak, bu niyette olursak her işi, her makamı, her görevi bir emanet telakki ederiz. Emanete gözü gibi bakan bir emanetçi olabilmek. Sadece kendimiz için değil, bütün insanlığı iki cihan saadetine (saadet-i dareyn), yani dünya ve ahiret saadetine vesile olmayı önceleyen bir başarı tahayyülü ve hedefi. Böyle bir başarı için gayret sarf edebilmek, işte başarının gerçek ve nihai gayesinin ne olduğunu bizlere söyler. Başarmaktan maksat Rabb’imizin rızasına uygun işler yapmak için bir vesiledir sadece.
Sadece dünyaya odaklı olan, sadece kendini düşünen bir başarı anlayışı manayı değil maddeyi önceler ve kutsar. Madde ve eşyanın değer verilip insana değer verilmeyen materyalist başarılar; başarıyı amaç haline getirerek sadece insanın nefsine hizmet ederler. Böyle bir başarı anlayışı menfaat odaklı olduğundan insana ve diğer canlılara gerçek anlamda faydalı olamadığı gibi, dünyayı da imar edemez. Anlık ve günlük menfaatler, popüler yaklaşımlar uzun vadede kazandırmayacağı gibi ancak günü kurtaran uzun soluklu olmayan başarılar getirir.
Diploma odaklı başarı anlayışı da bu minvaldedir. Nurettin Topçu bu konuda: ”Bugün eğitim ilim yolculuğu değil, diploma avcılığı olmuştur.” Diyerek aslında diplomanın da bir araç olması gerektiğinin asıl olanın üniversite talebesinin kendisini yetiştirecek bir ilim yolculuğuna çıkması olduğunun altını çizmiştir. Sadece sınavlarda alınan sıralamalara, puanlara ve rakamlara dayalı bir anlayış eğitim ve öğrenme sağlamayacağı gibi gerçek anlamda da başarı getirmez. Diploma bizler için ancak bir işe başvuruda gerekli olan bir evraktan, bir kağıt parçasından ibarettir. Aslolan beşikten mezara kadar ilim öğrenmek, bu öğrenme isteğini canlı ve diri tutabilmektir.
Başarılı olmaya uhrevi gözle bakabilenler sadece yaşamak için değil, yaşatmak için çalışırlar. Yaptığı işte bir emanetçi olduğunun bilinciyle işinin hakkını vererek başarının amaç değil araç olduğunun şuurundadırlar. Bu anlayışta olanlar Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’in (s.a.v.) ahlakıyla ahlaklandıkları için güvenilir olurlar, yaptıkları işin hakkını verirler, yaptıkları işi en iyi şekilde yaptıkları için ise o işte aranan adam olurlar. Hangi meslekten olurlarsa olsunlar aranan adam oldukları için herkes onlara iş yaptırmak ister. Aranan adamlardan olabilmek! İşte bütün mesele budur.