Bismillahirrahmanirrahim

Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah’a hamt, Peygamberimize, âline ve sahabelerine salât ve selam ederiz.

Bilinmiş ola ki; bu asrın cahiliyesi, materyalizmdir, kapitalizmdir, komünizmdir, Siyonizm’dir. Yani genel adıyla Batı’dır. Cahiliye; Hakkı örtüp inkâr etmek, Allah hakkında kötü zanda bulunmaktır. Cahiliye; huzursuzluk, fitne, kargaşa, fesat, zulüm ve bunalım demektir. Cahiliye; bilgisizliktir, fıtri olanı ve gerçeği bilmemektir. Cahiliye; Allah’ı unutarak iş görmek, faizci kapitalist düzene yönelmek, İslam’ı toplum ve ferdin hayatından çıkarmaktır. Cahiliye, kadını erkekleştiren, erkeği kadınlaştıran, kadını bir ticari araç haline dönüştüren karanlık bir düzendir. Cahiliyenin temel özelliklerinden birisi de keyfi yönetimdir. Cahiliyenin bir diğer temel özelliği fıtri olmayan yaşayış biçimi, değer yargıları ve dünya görüşüdür. İlme değil zanna dayandığı için, esas bilinmesi gerekeni bilmeyen, esas inanması gerekene gerektiği gibi inanmayan, özden ve özünden kopan, bilgi kirliliği içinde kaybolup İslam’dan uzaklaşan bir toplum inşa eder. Onun için cahiliyede sembollere tapma, sömürü, faizcilik, ırkçılık, canilik, maneviyatsızlık, zulüm, şiddet ve zorbalık, batıl inanç ve hurafeler, geleneğin din yerine geçmesi gibi hususlar temel kabul edilir. Cahiliyenin zıddı olan İslam bir bütündür. Kim İslam’ın tamamına tabi alırsa, o Müslümandır. Kim İslam’ın bir kısmını alır ve bir kısmını almazsa, İslam’la cahiliyeyi, hakla batılı birbirine karıştırmış olur. Böyle bir sentez fert ve toplumlara saadet getirmez. Müslümanlar; hayatlarından bir bütün olarak İslam’ı çıkardıklarından, toplumda İslam’ın telkin ve teklif ettiği adil düzen yerine Batı ve Siyonist cehaletin faizci kapitalist düzeni hâkimiyet kurdu. Günümüzde Müslümanların zillet içinde olmalarının sebebi budur.

GÖREVİMİZ

Müslümanlar olarak görevimiz, bu asrın cahiliyesi materyalizm, kapitalizm ve Siyonizm ile mücadele etmektir. Cahiliye düzenini yeryüzünden söküp atmak, fitneyi kaldırmak için cihat edenin Müslümanlar olması gerekirken, bu cihadı terk ettiklerinden işgale uğrayanlar oldular. Globalleşme, yeni dünya düzeni, BOP bu işgalin ürünüdür. İslam’ın hedefi, cahiliyeyi ortadan kaldırarak, insanları her çeşit tutsaklıktan, cahilce düşünceden ve çirkin yaşayıştan kurtarmaktır. Bunun için de aktif bir kadroya ihtiyaç vardır. Bu kadro; düşünce yapısıyla, yaşama tarzıyla, sosyal düzeniyle, güzel ahlakı ve kaynağıyla, kısaca her şeyiyle İslam esaslarına uygun hareket eden bir teşkilat olmak zorundadır. İşte, ancak böyle bir kadro, adil bir düzen ve yeni bir saadet dünyası kurmaya aday bir topluluk olabilir. Türkiye’de bu hayırlı topluluğun adına Millî Görüş deniyor. Al-i İmran 110: “Siz, insanlar için çıkarılmış hayırlı bir ümmetsiniz; iyiliği emreder kötülükten alıkoyarsınız ve Allah'a iman edersiniz. Eğer kitap ehli de iman etmiş olsaydı şüphesiz kendileri için hayırlı olurdu. İçlerinden iman edenler vardır ancak çoğunluğu fasıktırlar.” Bakara 143: “Böylece sizi, insanların üzerine şahit olmanız ve peygamberin de sizin üzerinize şahit olması için orta bir ümmet kıldık.” Kur’an, biz Müslümanların dünya hayatı ile ilgili olarak yerine getireceğimiz bütün görevleri anlaşılır bir şekilde önümüze koymuştur. Bu tanımlara uygun olarak hareket eden toplumlar, izzet bulurlar.

ADAM

Adam ta Amerika’dan, İngiltere veya Almanya’dan her türlü rahatını terk ederek İslam coğrafyasına geliyor, şirk ve inkârcılıktan ibaret batıl davası ve idealleri için, bu coğrafyayı kan gölüne çeviriyor. Batıl davası için nice zahmetlere katlanıyor, paralar harcıyor. Zulmü yaymak için ölüler verme pahasına İslam coğrafyasına yerleşiyor. Her çeşit çirkinliği, ahlaksızlığı ve en büyük zulüm olan köleliği dayatmak için ne fedakârlıklar yapıyor. Müslümanlar olarak biz, adaleti yaymak, insanlığı fitne ve fesattan uzaklaştırıp dünya ve ahirette kurtarmak için bırakın onların memleketine; kendi iş arkadaşımıza, kapı komşumuza bile hakkıyla İslam’ı tebliğ etmekten çekiniyor ve çareyi bu zalimlerle iş birliğinde arıyoruz. Bu tavır, İslam’ca bir duruş olmadığı gibi, sömürülmekten başka bir sonuç doğurmamaktadır. ABD ve İsrail’in bölgede kurduğu egemenliğin nedeni, Müslümanların cihatsızlığıdır.

MÜMİNLER

Müminler; halife oldukları tüm yeryüzünden sorumludur. Tüm dünyadan fitneyi, şirki, zulüm ve sömürüyü kaldırarak hükmü Allah’a has kılmak, adil düzeni hayata ikame etmek için tüm imkânlarını kullanmak zorundadır. Yeryüzünün imarıyla, müminler görevlidir. Dünya halklarına yön verecek, onları erdemli ve anlamlı bir hayata kavuşturacak tek alternatif, İslam’dır. İnsanlık tarihi devam ettiği müddetçe İslam, herkese tebliğ edilip ulaştırılmalıdır. Bu davet ve tebliğin asıl gayesi, insanları kula kulluktan kurtarıp sadece tek olan Allah’a bağlamaktır. İslam, herkese, ama özellikle Müslüman geçinenlere anlatılmalıdır. Çünkü onların çoğunun İslam diye bildikleri şeylerin çoğu İslam’dan değildir. Bu durum mutlaka düzeltilmeli, cahiliye düzenlerinin ve cahili toplumun kurbanı olan, İslam konusunda cahil olan “Müslümanım” diyen halktan başlayarak, bütün dünya insanlarına İslam ulaştırılmalıdır. İslam’a şuurla bağlanmış kimseler tarafından imdat çığlıkları duyulan, dünyadaki bütün insanlara el uzatıp doğru istikamet gösterecek, onları her yönüyle güzelleştirecek tek seçenek İslam’dır. Müminlerin görevlerinden biri de, Allah’a giden yola engel olanlara karşı cihattır. Ta ki, insanlar saf ve berrak olan İslam’ı kendi istekleriyle tanıyıp öğrensin ve onu kabullensin. Beşeri din ve düzenlerin insanlara vereceği hiçbir güzellik yoktur. Müslüman’ın tercihi cahiliyeden değil; İslam’dan, Kur’an’ın uygulanmasından yana olmak zorundadır. Dünyanın bugünkü gidişatı karşısında gelecek, İslam’a gebedir. Müslümanların bunca tembelliklerine rağmen yine de, Allah nurunu tamamlayacak, zalim ABD ve İsrail nasıl bir mağlubiyete uğrayıp devrileceklerini pek yakında göreceklerdir. Oyun ve eğlenceden ibaret bu dünya tahterevallidir, yükselenler, bir gün inerler. Kıyamete kadar sürdürecek hak-batıl savaşını, Allah’tan yana saf tutup İslam’a teslim olanlar kazanacaktır. Selam olsun hidayete tabi olanlara…