Bismillahirrahmanirrahim

Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah’a hamt, Peygamberimize, âline ve sahabelerine salât ve selam ederiz.

Münafık; bitmiş, tükenmiş, imanı dilinde, ölü bir kalbe sahip olan, nifak yapan, nifak sahibi kimse demektir. İslam dilinde ise, şeklen İslam'a girip zahiren Müslümanlardan görünmek, gerçekte ise, iç dünyasında batıla meyledip ona hizmet etmektir. Yani dıştan Müslüman gözüküp, iç âleminde inanç ve düşünce olarak küfür ve önderleri ile birlikte olmaktır. Kalbinde nifak hastalığı olanlar, köstebekler gibi iki taraflı faaliyetlerde bulunmayı meslek edinmişlerdir. Münafık, girdiği İslam kapısının dışında, tıpkı köstebek gibi aksi bir taraftan kaçış yolu olarak bir inkâr kapısına sahiptir ve bu kapıdan çıkıp dostlarının yanına gider. Şuurlu Müslüman toplumlar için en tehlikeli kesim münafıklardır. Çünkü onlar, zahiren bize benzer, bizim gibi görünür, bizim toplantılarımıza katılır, fikir beyan ederler. Biz de sizdeniz derler, ancak bizimle birlikte İslam düşmanlarına karşı cihat etmezler. Onlar dünya çıkarları için İslam düşmanları ile birlikte olup ifsat için çalışmaktan geri durmazlar. Kur’an’da bunlar şöyle tarif edilir. Bakara: 8-16: “İnsanlardan bir kısım kimseler, inanmadıkları halde "Allah'a ve ahiret gününe inandık" derler. Onlar akıllarınca Allah'ı ve müminleri aldattıklarını sanırlar. Hâlbuki onlar ancak kendilerini aldatırlar ve bunun şuurunda da değillerdir. Onların kalplerinde nifak hastalığı vardır. Allah da onların bu hastalığını çoğaltmıştır. Söylemekte oldukları yalanlar sebebiyle de onlar için elim bir azap vardır. Onlara: Yeryüzünde fesat çıkarmayın, denildiği zaman, "Biz ancak ıslah edicileriz" derler. Şunu bilin ki, onlar ancak ifsat için çalışma yapanların ta kendileridir, bu durumlarını da anlamazlar. Yine onlara: "İnsanların iman ettiği gibi sizde iman edin" denildiğinde: "Biz o beyinsiz kimselerin iman ettiği gibi mi, iman edeceğiz?" derler, bilinsin ki gerçek beyinsizler, sefih olanlar ancak münafık olanlardır, fakat bunu bilmezler. Münafık olanlar müminlerle karşılaştıkları vakit "Biz de iman ettik" derler. Kendilerini hak yoldan saptıran şeytanları ile baş başa kaldıklarında ise: Biz sizinle beraberiz, biz müminlerle sadece alay ediyoruz, derler. Gerçekte, Allah onlarla alay ve istihza eder ve azgınlıklarında onlara fırsat verir, bu yüzden onlar bir müddet başıboş dolaşırlar. İşte onlar, hidayete, Kur’an ve Sünnete, İslam’a karşılık dalaleti, sapıklığı, batılı, işbirlikçiliği satın alanlardır. Ancak onların bu ticareti kazançlı olmamış ve kendileri de doğru yola girememişlerdir.” Münafıklar, kâfirlerin aksine, Müslümanlarla iç içe yaşadıkları ve her an, İslam’ın saadet esaslarına yakinen şahit oldukları halde, hayatı iman ve cihat olarak göremeyip hayra değil; şerre hizmet etmeyi akıllılık saymaları, ne kadar nasipsiz kimseler olduklarını gösterir. Bunların esas aldığı siyaset de münafık siyasettir.

İFSAT

Münafıklar, ifsat siyasetini benimsemişlerdir. Bu siyasetleriyle münafıklar, İslam’ca siyasete ve davaya zararları bakımından inkârcılardan daha tehlikeli ve zararlıdırlar. Kötülüğü yürütürler, iyiliği menederler. Dinleyenleri etkileyen hitabet sahibidirler. Doğru yolda olduklarına insanları inandırmak için Allah’ı bile şahit tutmaya çalışırlar. Bakara 204-206: “İnsanlardan öyleleri vardır ki, dünya hayatı hakkında söyledikleri senin hoşuna gider. Hatta böylesi kalbinde olana, samimi olduğuna Allah'ı şahit tutar. Hâlbuki o, hasımların, hakkı üstün tutmaya karşı olanların en yamanıdır. O, iktidara geldiği zaman yeryüzünde ortalığı fesada vermek, ekinleri tahrip edip nesilleri bozmak için çalışır. Allah bozgunculuğu sevmez. Böylesine "Allah'tan kork!" denilince benlik ve gurur kendisini günaha sevk eder. Ceza ve azap olarak ona cehennem yeter. O ne kötü yerdir.” Davası İslam olmayan, İslam’ca düşünmeyen kimi siyasetçiler, toplum önderleri, bilim ve fikir adamları halkın karşısına çıkarak güzel hitabette bulunabilirler. Bizim hoşumuza giden bir takım sözler söyleyebilirler, doğru şeyler söylediklerine dair Allah üzerine yemin de edebilirler. Ancak İslam’ca siyasetin, adil bir düzenin kurulması cihadının karşısına öyle dikilirler ki, bunların yaptığı düşmanlığı kimse yapamaz. Bunlar, ırkçı emperyalizmden daha fazla hakka ve hakikate düşmanlıkta bulunabilirler. Bunlar, iktidara geldiklerinde ıslah için çalışmazlar, ifsat için çalışırlar. Bozgunculuğa koşarlar, ekinleri ve nesilleri bozmak, ifsat etmek için çalışırlar.

FASIK

Tevbe 67-68: Münafık erkekler ve münafık kadınlar sizden değil, birbirlerindendir. Onlar kötülüğü emreder, iyilikten alıkoyar ve cimrilik ederler. Onlar Allah'ı unuttular. Allah da onları görmezlikten geldi. Çünkü münafıklar fasıkların kendileridir. Allah, erkek münafıklara da, kadın münafıklara da, kâfirlere de içinde ebedi kalacakları cehennem ateşini vaat etti. O, onlara yeter. Allah onlara lanet etmiştir! Onlar için devamlı bir azap vardır.” Fasık, ana yoldan çıkmış kimsedir. Ana yol İslam’dır. İslam yolundan sapmak, Allah’ın lanetine ve gazabına muhatap olmaktır. Şuurlu Müslüman bir topluma düşen görev, inkârcılara ve münafık unsurlara karşı mücadele etmektir. Bizler Rabbimizin emrine uyup inkârcılarla ve münafık unsurlarla mücadele etmeden, Allah’ın rızasına nail olamayız. İslam’ca olmayan bir düzenin zilleti altında yaşamaya devam ederiz. İş birlikçilikle saadet bulunmaz. Saadet ancak Milli Görüş ile olur.

BİZİ VURUYOR

Münafık siyasetin Milli Görüş açısından yanlış olan işleri, batılılar, ırkçı emperyalizm ve materyalistler tarafından doğru olarak kabul edilen şeylerdir. Münafık siyasetin bizim açımızdan yanlış olan işleri bizi kahredip vururken, batılı dostlarını, uluslararası çıkar çevrelerini, ırkçı emperyalizmi memnun etmektedir. Irkçı emperyalizm, Milli Görüş’ü münafık siyasetle vurmuştur. Münafık siyasetin yaptığı bütün icraatlar, Müslüman bir toplumun batı toplumuna uyumunu sağlamak adına yapılmış faaliyetlerdir. Münafık siyasetin bütün icraatları Müslüman milleti çürütüyor. Bu ülkenin ihtiyacı olan şey, Milli Görüş’ün tek temsilcisi Saadet Partisi iktidarıdır. Selam hidayete tabi olanlara…