İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn…
Türk edebiyatı kıymetli bir kalemini, Milli Gazete ise yalnızca bir yazarını değil; yıllarca aynı hakikatin, aynı davanın ve aynı istikametin izini süren değerli bir ağabeyini kaybetti.
Ali Haydar Haksal ağabey, 75 yıllık ömrünü kelimeye, düşünceye, edebiyata ve hakikate adadı. Bir süredir devam eden sağlık sorunları nedeniyle tedavi gören Haksal’ın Rahmet-i Rahmân’a kavuşması, ailesi ve sevenleri kadar onu yıllardır yazılarıyla tanıyan Milli Gazete okurlarını da derinden sarstı.
Onun ardından söylenecek çok söz, anlatılacak çok hatıra var. Fakat bazı insanların ardından kelimeler kifayetsiz kalır. Ali Haydar Haksal ağabey de işte böyle bir isimdi.
1987’DE BAŞLAYAN YEDİ İKLİM YOLCULUĞU
Ali Haydar Haksal’ın edebiyat yolculuğunda Yedi İklim Dergisi’nin müstesna bir yeri vardı.
1987 yılında arkadaşlarıyla birlikte kurduğu Yedi İklim, yalnızca bir edebiyat dergisi olmadı. Haksal ağabeyin öncülüğünde yıllar boyunca şiirin, öykünün, düşüncenin ve edebiyatın önemli duraklarından biri haline geldi.
O, derginin sayfalarını yalnızca kendi yazılarıyla dolduran bir yayıncı değildi. Genç kalemlere kapı açtı, nice şair ve yazara yol gösterdi. Edebiyat dünyasına kazandırdığı isimlerle, yetişmesine vesile olduğu kalemlerle ardında büyük bir emek ve kıymetli bir miras bıraktı.
Yedi İklim, onun için bir dergiden çok daha fazlasıydı. Bir ömür verilen emekti. Bir neslin edebiyatla buluştuğu mektepti. Kelimelerin, fikirlerin ve dostlukların buluşma noktasıydı.
ÇEYREK ASIRDAN FAZLA MİLLİ GAZETE’NİN KÖŞESİNDE
Ali Haydar Haksal ağabeyin Milli Gazete ile olan yolculuğu da en az Yedi İklim kadar uzun ve anlamlıydı.
Yaklaşık 30 yılı aşkın sürede aralıksız Milli Gazete'de yazdı.
Yıllar değişti, gündemler değişti, nice isimler gelip geçti. Ancak Ali Haydar Haksal’ın kalemi hep aynı istikamette yürüdü.
Onun yazıları yalnızca bir köşe yazısı değildi. Birikimin, tecrübenin ve edebiyatın süzgecinden geçen cümlelerdi. Okuruna sadece bir şeyler anlatmaz, düşündürür; bazen geçmişin izlerine götürür, bazen bugünün muhasebesini yaptırır, bazen de kelimelerin arasında insanın kendi iç dünyasına dokunurdu.
Milli Gazete sayfalarında geçen 35 yıl, aslında Haksal ağabeyin ömrünün önemli bir bölümünün kayıtlarıydı.
Her yazısında bir iz, her cümlesinde bir hatıra, her kelimesinde yılların birikimi vardı.
BİR KALAMDAN DAHA FAZLASIYDI
Ali Haydar Haksal’ı yalnızca “yazar”, “öykücü”, “yayıncı” sıfatlarıyla anlatmak eksik kalır.
O, duruşuyla, kalemiyle, kelamıyla ve hayatıyla istikrarın sembol isimlerinden biriydi.
Öyküler yazdı, romanlar kaleme aldı. Denemeleriyle, hatıralarıyla, biyografileriyle ve incelemeleriyle geniş bir külliyat bıraktı.
Ancak onun asıl mirası belki de kitaplarının sayfalarına sığmayacak kadar büyüktü.
Çünkü o, yazdığı kadar yaşadı.
İnandığı gibi yazdı.
Yazdığı gibi yaşadı.
Yıllar boyunca savrulmadan, istikametini değiştirmeden, kelimenin ve hakikatin peşinden yürüdü.
ŞİMDİ KELİMELER YETİM
Şimdi Milli Gazete'nin sayfalarında onun yazılarını göremeyecek olmak, Yedi İklim'in sayfalarında onun imzasıyla karşılaşamayacak olmak yüreğimizi burkuyor.
Bir ağabeyin sesi eksildi.
Bir dostun sohbeti yarım kaldı.
Bir kalem sustu.
Fakat inanıyoruz ki güzel insanların geride bıraktığı sözler, kendilerinden sonra da yaşamaya devam eder.
Ali Haydar Haksal ağabey de eserleriyle, yetişmesine katkı sunduğu genç kalemlerle, Yedi İklim'le ve 35 yıllık Milli Gazete yazılarıyla yaşamaya devam edecek.
Bizler senden razıydık Ali Haydar ağabey…
Rabbim de senden razı olsun inşallah.
Duruşunla,
kaleminle,
kelamınla,
hayatınla…
Tam bir istikrar abidesiydin.
Şimdi sana son bir kez değil, sonsuzluğa uğurlarken söylüyoruz:
Allah senden razı olsun Ali Haydar Haksal ağabey.
Mekânın cennet, makamın âli olsun.
Rabbim seni rahmetiyle kuşatsın, geride bıraktığın güzel eserleri sadaka-i cariyene vesile kılsın.
İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn…





