Eşref-i mahlukat olarak yaratılmış olan insanoğlunun bir imtihan yeri olan dünya hayatında yapmış olduğu seçimler imtihanının özünü oluşturur. İşte bu seçimlerin dışa vurumu olan davranışlarımızdır. Davranışımız eğer yaradılış gayemize uygunsa eskiler buna ilm-i hal (hal ilmi) demişlerdir. Hal ilmi Rabb’imizin (c.c.) rızasına uygun davranmanın adıdır. Bir de kal ilmi vardır ki bu söylediğimiz sözlerin ilmidir. Hal ilmi kal ilminden önce gelir. Halimiz, ahvalimiz ortadayken söze hacet kalmaz. Sadece konuşup uygulamayınca da tesiri olmaz. Sözümüz ve davranışlarımız birbiri ile uyumlu olduğu vakit sözümüzün de tesiri olur. Söylediğimizi veya söyleyeceğimizi önce yaşamaktır hal ilmi. İslam’a uygun bir halin adıdır bu.
Günlük hayatta iletişimi başlatan mübarek söz selamdır. Selam müminin mümine duasıdır. Selam vermek dualaşmaktır, birbirine hayır duada bulunmaktır. Selam; Allah’ın selamı üzerinize olsun, Allah sizi her türlü kaza ve belâdan korusun, sözüne karşılık mümin kardeşinin de ona mukabil aynı şekilde cevap vermesidir. Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “İman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız. Size, yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz bir iş göstereyim mi? Aranızda selâmı yayın.” (Müslim, Îmân, 93). Selamı yaymamız müminlerin arasında kardeşliğin ve sevginin kökleşmesine vesiledir. Mahir İz hocanın da ifade ettiği gibi: “Bir selamda iki hüküm vardır. Biri –benden size zarar gelmez- demektir ki, bu emniyet, itimal ve muhabbete vesiledir. İkinci hüküm; temenni ve duadır ki “size başkasından zarar gelmesin demektir. Bu suretle söz kapısı emniyetle açılır ve karşılıklı kalp kuvveti hasıl olur.” (İslam Düşüncesi dergisi 3. Sayı sayfa 131- Mahir İz – Selam Makalesi)
Selam benden zarar gelmez demektir, güvenin, emniyetin ve muhabbete açılan kapının adıdır. Bu güzelliklere vesile olan selam yaymamız gereken ve ilk uygulanması icap eden hal ilmi davranışıdır. İletişimimizin başıdır, düğmenin baştan doğru iliklenmiş olması demektir selam vermek. Eskiler önce selam sonra kelam demişlerdir. Önce selam verilir, sonra söylenecek sözler söylenir, anlatılacaklar anlatılır. Bu aynı zamanda adab-ı muaşeret dediğimiz görgü kurallarımızdandır. Bu sebepten selam; çevremizle olan iletişimimizde ilk olarak kazanmamız gereken davranıştır.
Gün içinde yapmış olduğumuz davranışlar bizim halimizin izahıdır. Davranışlarımız aslında hayata nasıl baktığımızı ve hayattan beklentilerimizi bize ve çevremize söylemiş olur. Bize bakan biz de ne görür, ya da biz kendimize bakınca neyi görüyoruz? Bu soruların cevabında gizlidir hangi istikamette olduğumuz. İstikametimizi doğru tayin etmek durumundayız. İstikameti doğru tayin etmek için gençlik dönemi dediğimiz hayatın yön tayin etme dönemi oldukça ehemmiyet arz ediyor.
Gençlik dönemi hayatımızın en enerjik dönemidir. Bu enerjik dönemde davranışlarımız şekil almaya ve yön tayin etmeye başlar. Bu noktada beslendiğimiz kaynaklar mühimdir. Nasıl ki vücudumuzun sıhhati için sağlıklı beslenmemiz gerekir, aynı şekilde gönlümüzün ve zihin dünyamızın sağlıklı olması için beslendiğimiz kaynaklara dikkat etmemiz gerekir. Hangi mekanda, hangi muhitte kimlerle vaktimizi geçirdiğimiz, sosyal medyada hangi içerikleri izlediğimiz bizim zihnimizi ve gönlümüzü dolayısıyla maneviyat dünyamızı besleyen kaynaklardır. Gönlümüzü ve zihnimizi gayri ahlaki ortamlardan, mekanlardan ve içeriklerden koruduğumuz müddetçe davranışlarımızda o denli ahlaklı ve erdemli olacaktır. Zihin ve gönül dünyamızı neyle beslersek sonunda zihin ve gönül dünyamızda ona benzemeye başlar. Dinlediklerimiz, gördüklerimiz zihin dünyamıza oradan da gönül dünyamıza geçerek biz de bir yer edinir. Gönülden de söz hasıl olur. Diğer azalarımızdan da davranışlarımız, fiillerimiz meydana gelir. Beslendiğimiz kaynak helal olmalıdır. Gönlümüzü ve zihnimizi helal ile beslersek işte bu davranışlarımıza yansıyacaktır.
Örnek ve rol model alıp ilgi gösterdiğimiz kişiler de davranışlarımıza hiç şüphesiz etki eder. Gençlik dönemimizde ergenlikle birlikte aile dışından olan kişileri dinlemeye, örnek almaya başlarız. Bu rol model aldıklarımız İslam’a, medeniyetimize, değerlerimize, tarihimize uygun kişilerse tayin ettiğimiz istikamet ulvidir. Ancak bu ülkenin değerlerinden uzak, hatta bu ülkenin değerlerine düşman olanları, batmakta olan batı uygarlığını medeniyet zannedip batıyı fütursuzca taklit edenleri ve batının ahlaksızlığı ile ahlaklanmayı amaç haline getirenleri örnek ve öncü kabul edersek yavaş yavaş kendimizden, medeniyetimizden uzaklaşırız, celladımıza aşık oluruz Allah muhafaza.
İslam’ı hayatının her anına tatbik eden, canıyla malıyla Allah yolunda mücadele ve mücahede eden salihleri bulmak ve onları örnek almak gerekiyor. Rabb’imizin (c.c.) emri gereğince salihlerle, sadıklarla beraber olmamız elzemdir. Salihlerle beraber olmanın onları örnek almanın yolu da onları sevmekten geçiyor. Allah Rasulü (s.a.v.) “Kişi sevdiğiyle beraberdir.” (Buhârî, Edeb, 96) Buyurmuştur. Kişi sevdiği insana benzemek ister. Ya olduğumuz gibi ya da olmak istediğimiz insanları severiz hayatımızda. Salihleri sevelim ki salihlerle beraber olalım, onların izinden yürüyelim. Böylece davranışlarımız da, yaşantımız da, halimiz de Rabb’imizin (c.c.) rızasına uygun olur. Aynı şekilde sevmeyeceklerimiz de buğz edeceklerimiz de Rabb’imizin (c.c.) razı olmadıkları olacaktır. Resûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Amellerin en faziletlisi Allah için sevmek ve Allah için nefret etmektir.” (Ebû Dâvûd, Sünnet, 2) Sevdiklerimiz de, sevmediklerimiz de Allah için olduğu zaman davranışlarımız da yaşantımız da Allah için olacaktır İnşaAllah.