Avrupa Birliği bugün Ceuta’da yaşanan göç krizini konuşuyor. Avrupa basınına baktığımızda hedefte en çok İspanya Başbakanı Pedro Sánchez var. “Bencil”, “hukuka aykırı”, “sınırlarını koruyamıyor” gibi ağır eleştiriler peş peşe geliyor. Olağanüstü toplantılar düzenleniyor, yeni göç planları hazırlanıyor ve İspanya’nın göç politikası Avrupa’nın gündemine oturmuş durumda.
Ancak bütün bu gelişmeleri takip ederken insanın aklına ister istemez şu soru geliyor:
Gerçekten bütün bu tepkinin nedeni sadece göç krizi mi?
Çünkü Pedro Sánchez son aylarda Gazze konusunda Avrupa’da en net tavır alan liderlerden biri oldu. İsrail’in Gazze’de yürüttüğü saldırıları açıkça eleştirdi, Filistin devletinin tanınmasını savundu ve Avrupa’nın bu konuda daha cesur davranması gerektiğini söyledi.
Tam da bu süreçte Avrupa’nın en fazla eleştirilen liderlerinden biri hâline gelmesi dikkat çekici.
Üstelik Sánchez’in açıkladığı rakamlar da üzerinde düşünülmesi gereken bir tablo ortaya koyuyor.
İspanya Başbakanı, son beş yılda Avrupa Birliği’ne düzensiz yollarla giriş yapan göçmen sayılarını kamuoyuyla paylaştı.
Buna göre aynı dönemde İtalya üzerinden 478 bin, Balkanlar üzerinden 340 bin, Yunanistan üzerinden 260 bin, İspanya üzerinden ise 235 bin düzensiz göçmen Avrupa’ya giriş yaptı.
Yani rakamlar, Avrupa’ya en fazla düzensiz göçün İspanya üzerinden gerçekleşmediğini gösteriyor. Buna rağmen bugün Avrupa’da en sert eleştirilerin yöneldiği isim Pedro Sánchez oluyor.
Elbette Ceuta’da yaşanan son olaylar sıradan gelişmeler değildir.
Kısa süre içerisinde on binlerce göçmenin İspanya’nın Afrika’daki toprağı olan Ceuta’ya yönelmesi Avrupa’da ciddi bir güvenlik tartışması başlattı. Bunun üzerine Avrupa Birliği olağanüstü toplantı kararı aldı.
Toplantının en dikkat çeken gündemlerinden biri ise İtalya Başbakanı Giorgia Meloni’nin öncülük ettiği “Yeni Afrika Planı” oldu.
Bu plana göre Avrupa’ya ulaşmak isteyen düzensiz göçmenler, Avrupa yerine Afrika’da kurulacak merkezlerde tutulacak. Ruanda, Gana, Senegal, Tunus, Libya, Moritanya, Mısır ve Uganda gibi ülkeler bu merkezler için değerlendiriliyor.
Bununla da yetinilmiyor.
Avrupa Birliği’nin üzerinde çalıştığı bir diğer konu ise Afrika ülkeleriyle yeni geri kabul anlaşmaları yapmak.
Bu anlaşmalara göre, düzensiz göçmenleri geri almayı kabul eden ülkelere ticari kolaylıklar sağlanacak, gümrük vergilerinde indirimler uygulanacak ve ekonomik destek paketleri sunulacak. Başka bir ifadeyle Avrupa, göçü kendi sınırlarında çözmek yerine, sınırlarının dışında durduracak yeni bir sistem kurmaya hazırlanıyor.
İşte burada önemli bir çelişki ortaya çıkıyor.
Yıllardır bütün dünyaya insan haklarını, özgürlükleri ve evrensel değerleri anlatan Avrupa, konu kendi sınırlarına geldiğinde dikenli telleri, sınır kontrollerini, Afrika’da kurulacak göçmen merkezlerini ve geri kabul anlaşmalarını konuşuyor.
Bu tablo ister istemez şu soruyu akıllara getiriyor:
Gazze konusunda Filistin’in yanında açık tavır alan Pedro Sánchez, bugün Avrupa’nın en ağır siyasi baskısıyla karşı karşıya kalan liderlerden biri durumunda. Ceuta’daki göç krizi elbette eleştirilerin önemli nedenlerinden biridir. Ancak Filistin’e verdiği desteğin bu baskının artmasında etkili olup olmadığı da üzerinde düşünülmesi gereken bir sorudur.
Uluslararası siyasette hiçbir gelişme tek boyutlu değildir.
Bazen ekonomik çıkarlar, bazen jeopolitik hesaplar, bazen de dış politikada alınan tavırlar birbirini etkiler. Bir liderin mazlumlardan yana sergilediği duruş da uluslararası dengelerde farklı sonuçlar doğurabilir.
Ben bugün yaşananları bu açıdan da okumak gerektiğine inanıyorum.
Belki bütün bunlar yalnızca göç krizinin doğal sonucudur.
Belki de Gazze konusunda alışılmış Avrupa çizgisinin dışına çıkan bir lidere verilen siyasi bir mesajdır.
Ama görünen gerçek şudur ki; uluslararası siyasette hiçbir gelişme yalnızca görünen sebeplerle açıklanamaz. Bu nedenle manşetlere bakmak kadar, perde arkasındaki dengeleri de sorgulamak zorundayız. Çünkü bazen asıl hikâye, görünenin arkasında gizlidir.