Aile, toplumun en küçük yapı taşı olmasının ötesinde, insanın karakterini şekillendiren en önemli kurumdur. Ancak günümüzde kadın-erkek ilişkileri üzerinden yürüyen tartışmalar, önyargılar ve kutuplaşmalar aileyi de doğrudan etkiliyor. Henüz dinlenmeden yapılan yorumlar, peşin hükümler ve tarafgir bakış açıları, insanların birbirini anlamasını zorlaştırırken, aile içinde de güven ve huzurun zedelenmesine yol açıyor. Sağlıklı bir aile düzeninin kurulabilmesi için ise hak ve sorumluluk dengesinin, adaletin, sabır ve anlayışın esas alınması gerekiyor.

TOPLUMDA DERİNLEŞEN ÖNYARGILAR VE KUTUPLAŞMA

Günümüzde insanlar, bir konuyu sonuna kadar dinlemeden hüküm vermeye daha yatkın hale geldi. Özellikle sosyal medya ortamında birkaç dakikalık bir kesit üzerinden yapılan değerlendirmeler, konuşmanın bütünü anlaşılmadan ağır eleştirilere dönüşebiliyor. Oysa çoğu zaman videonun veya konuşmanın ilerleyen bölümlerinde kadına zulmün yanlış olduğu, erkeklerin de sorumluluk taşıdığı ya da adaletin esas alındığı açıkça ifade edilmesine rağmen ilk izlenim üzerinden kesin yargılar oluşuyor.

Bu durum yalnızca kadın-erkek meselelerinde değil, toplumun birçok alanında görülüyor. Küçük bir kıvılcımın büyük bir orman yangınına dönüşmesi gibi, küçük anlaşmazlıklar da büyük toplumsal ayrışmalara neden olabiliyor. İnsanların birbirini anlamaya çalışmak yerine taraflaşmayı tercih etmesi, aileden başlayarak toplumun tamamını etkileyen bir sorun haline geliyor.

AİLE, KADIN VE ERKEĞİN BÜTÜNLEŞMESİYLE VAR OLUR

Aileyi anlamak için yapılan en dikkat çekici benzetmelerden biri ekmek örneği. Nasıl ki buğday, su ve maya birleşerek artık ayrı ayrı anılmayan bir ekmeğe dönüşüyorsa, evlilik de kadın ve erkeğin tek bir aile çatısı altında bütünleşmesini ifade ediyor.

Bu bakış açısına göre aileyi yalnızca kadın ya da yalnızca erkek üzerinden değerlendirmek doğru değil. Çünkü aile, bireylerin tek başına varlığından değil, birlikte oluşturdukları birliktelikten doğuyor. Kadını ve erkeği birbirine rakip görmek yerine aynı yapının tamamlayıcı unsurları olarak görmek, aile kurumunun korunması açısından büyük önem taşıyor.

İnsanlık tarihi boyunca sorunsuz bir aile örneği bulunmadığı da hatırlatılıyor. Asıl başarı, hiç sorun yaşamamak değil; sorunların altında ezilmeden hayatı birlikte sürdürebilmek olarak tanımlanıyor.

ERKEĞİN GÖREVİ ÜSTÜNLÜK DEĞİL, SORUMLULUKTUR

Kur'an'da geçen "kavvâm" kavramı zaman zaman yanlış yorumlanabiliyor. Oysa bu kavramın erkeğe sınırsız yetki veren bir üstünlük değil, aileyi koruma ve yönetme sorumluluğu yükleyen bir görev olduğu vurgulanıyor.

Erkeğin aile içinde ekonomik düzeni sağlamak, huzuru korumak ve adaletle hareket etmek gibi yükümlülükleri bulunuyor. Görev sahibi olmak, istediği her şeyi yapabilme hakkı anlamına gelmiyor. Aksine, verilen sorumluluğun hesabını hem dünyada hem de ahirette vereceği bilinciyle hareket etmesi gerektiği ifade ediliyor.

Bu anlayış doğrultusunda erkeğin eşini olduğu gibi kabul etmesi, onun eksik gördüğü yönlerini küçümsememesi, ailesini veya kişiliğini aşağılamaması gerektiği belirtiliyor. Çünkü insanı değiştirmeye çalışmak yerine onu anlamaya çalışmak, huzurlu bir evliliğin temel şartlarından biri olarak görülüyor.

HUZURLU YUVANIN ANAHTARI: SABIR, DİNLEME VE AFFETME

Sağlam bir aile yalnızca maddi imkânlarla değil, iletişimle ayakta kalıyor. Bunun için konuşmak kadar dinlemeyi bilmek, istekleri sürekli baskıya dönüştürmemek ve karşı tarafı yormamak büyük önem taşıyor.

Özellikle Peygamber Efendimizin hiçbir zaman kadınlara şiddet uygulamadığı ve bunu teşvik etmediği hatırlatılarak, Müslüman bir erkeğin bırakın şiddeti, bunun tehdidinden dahi uzak durması gerektiği ifade ediliyor.

Aile huzurunu bozan en önemli etkenlerden biri de dış çevrenin etkisi. Eşlerin birbirleri hakkında başkalarının olumsuz yönlendirmelerine kapılmaması, aile mahremiyetini koruması ve sorunlarını başkalarının etkisiyle büyütmemesi gerektiği belirtiliyor. Başkalarının dolduruşuna gelmek yerine eşini anlamaya çalışmak, aileyi ayakta tutan önemli ilkeler arasında gösteriliyor.

Son olarak, affetmenin aile hayatındaki yeri vurgulanıyor. Allah'tan af bekleyen bir insanın, eşine ve çocuklarına karşı da affedici olması gerektiği, küçük hataları büyütmek yerine görmezden gelebilmenin huzurun anahtarlarından biri olduğu ifade ediliyor.

Sonuç olarak aile, hakların yarıştığı değil, sorumlulukların paylaşıldığı, sevginin merhametle güçlendiği ve sabrın huzura dönüştüğü bir kurumdur. Kadın ve erkeğin birbirini rakip değil, tamamlayıcı olarak görmesi; adalet, anlayış ve affedicilik temelinde hareket etmesi hem aileyi hem de toplumu daha sağlam bir geleceğe taşıyacaktır.