Kalp, nazargâhi ilahidir. “Allah vücutlarınıza ve şekillerinize bakmaz. Fakat Allah, kalplerinize ve amellerinize bakar.” (Müslim)
Ebu Bekir Efendimiz: “Fesat, karada ve denizde zuhur etti” ayet-i kerimesini tefsir ederken, “Karadan maksat dil, denizden maksat kalptir” buyuruyor. “Dil bozulduğu zaman analar babalar ağlar, kalp bozulduğu zaman yedi kat semavat ağlar” buyuruyor.
İnsanın dili bozulmadıkça karalar, insanın kalbi bozulmadıkça denizler bozulmaz.
İnsanlar, kılık kıyafetini insanlar gördüğü için düzeltiyor. Oysa Rabbül Âlemin her an kulun kalbine nazar eder. O zaman niçin nazargâhı ilahi olan kalbini düzeltmiyorsun? Hasedin, kibrin ve kalbi hastalıkların düzelmesi için, kalbin ölmemesi için niçin mücadele etmiyorsun?
Allah’ın bizi razı olduğu bir yerde görmesi, nazargâhı ilâhidir.
Kalp; meliktir, kraldır ve azalar ona tabi olan askerlerdir.
Kalp, her an değişir. Fokur fokur kaynayan suya benzer.
Kalp, her an, rahmani ve şeytani arzulara arz olunur.
Ameller, kalbin pozisyonuna göre değer alır. Resulullah Efendimiz, “Kişi namaz kılarken, kimisi onda dokuz alır sırasıyla sayar ve kimisi onda bir alır.” Bir başka rivayette, “Onda on alır” buyurur. Hâlbuki aynı camide aynı safta aynı imamın arkasında ama kıldığı namazında birisi onda dokuz alırken; diğeri onda bir alır. Bunun sebebi ise kalptir.
Esas mesele ise; nasıl bir kalp olmalı ki, bu hedefe konulan şey temin olsun?
“O gün ne mal ne çoluk çocuk hiçbir şey fayda vermez. Kim ki Allah'a kalbi selim getirmişse o hariç.” (Şuara 88-89)
Temelde beş kalp vardır;
1.Ölü kalp: Kâfirlerin kalbidir. Mühürlenmiş kalplerdir.
2.Hasta kalp: Münafıkların kalbidir.
3.Diri kalp: Müslüman’ın, müminin kalbidir.
4.Uyanık kalp: müminlerin has olanlarının kalbidir.
5.Kalbi selim: Bir kalbin hastalıksız olması demektir.
KALBİ SELİMİN ALÂMETLERİ
Şuara 88-89 ayetinde belirtildiği gibi
Âlimler bu ayetler üzerine çok düşünmüşlerdir.
Kalbi selimin alâmetleri;
1. Dünyadan ahirete yönelen kalptir. “Dünyada sen bir garip gibi veya bir yolcu gibi ol, kendini de kabir ahalisinden say.”
Hz. Ali, “Dünya seni peşine takmış, ahiret ise sana yönünü dönmüş koşarak geliyor” buyurarak yönünü ahirete çevirmeye teşvik ediyor.
“Allah’ım! Gerçek yaşantı ancak ve ancak ahiret yaşantısıdır.” Bu hadiste ahiret hayatını kazanmak için bu hayatı programlamayı tavsiye vardır.
Kalbi selim ahireti özler.
2. Kalbin tamamı ile Allah'a yönelmesidir. Yani yapılan işte Allah’ın rızası var ise mutludur. Kalıcı nimetin ahirette olduğunu bilir.
Dünyadan kaybettiğine üzülmediği gibi kazandığına da şımarmaz. Ebu Hasan şöyle İfade ediyor;
“Kalbin diriliği, ölmeyen diriyi anmaktadır, huzurlu konforlu bir hayat; Allahın rızasına uygun olan bir hayattır” der.
3. Allah’ı zikretmekten bıkmaz. Onun zikri ile neşelenir. Yolda, işte ve her yerde… “Cennetteki tek ibadet insanların ‘Sübhanallah’ demesidir. Ama o da nefes alır gibi zahmetsiz olacak” deniyor.
4. Mütemadiyen devam ettiği bir zikirden, ibadetten geri kaldığında çok çok üzülür. Mesela her gün Kur’an okurken bir gün okuyamamasına çok üzülür. Mahzunlaşır.
Zatın biri 40 yıl cemaatle namaz kılıyor. Seferde iken cemaate yetişemiyor ve köyde hanelerin kapısını tek tek dolaşıyor ve cemaatle namaz kılmak için davette bulunuyor ama herkes o gün cemaatle namaz kılmış. Sonra kendi kendine, “Cemaatle kılınan namazın münferit kılınan namazdan bir rivayete göre yirmi beş, bir rivayete göre yirmi yedi derece üstünlüğü var. Ben yolu buldum” diyor ve o namazı yirmi beş defa kılıyor. Bu namazın ilki farz diğerleri ise nafileye geçer.
Akşam rüyasında yetişemediği atlı bir gruba rastlar. Öyle hızlı gitmek ister ki; bu ne kadar hızlansa, öndeki atlılarda o kadar hızlanır. Öndeki atlılardan birisi buna yaklaşır ve “Bak, yirmi beş kere değil, elli yedi kerede kılsan cemaatin faziletine yetişemezsin” der ve o da çeker gider.
DEVAM EDECEK