İşte senin huzurundayım. İmanın kubbesi, İslam yurdu, hicret makarrı ve Seni bağrında kucaklayan nurlu şehir Medine’deyim.
Ya Rasulallah!.. Allah (cc) seni Mustafa olarak seçti. Bütün asırların en hayırlı zürriyetinden süzüp en hayırlı kabilenin Mustafa’sı olarak âlemlerin sultanı son peygamber olarak gönderdi.
Hak katında kıymetin ilan edilip melaike ve murselin dilinde övülmüş Muhammed olarak musemma olundun. Güzel ahlakın tamamlayıcısı ahlak numunesi olarak üsve-i hasene kılındın. Yüce bir ahlak üzere model kabul edildin.
Sana veda etmenin gününü bile düşündükçe insanın tadı bozuluyor ve inşallah bir daha kavuşuruz tesellisiyle kendimi toparlıyorum.
Ey cennetle müjdeleyen, azab-ı ilahi ile korkutan tebliğci zarafetinle melekleri bile kendine hayran bıraktın. Seni barındıran arz, seni gölgeleyen sema senden haşa ki; çirkinlik görmedi ve duymadı. Çadırından dışarı çıkmamış iffetli bakire kızlar bile sendeki hayâ derecesine ulaşamadı. Sen öyle güzel tebessüm ederdin ki; seher vakti açmaya yüz tutmuş güllerin yaprakları ahengi güzelliğine güzellik katardı.
Biz şu an Sendeki o müstesna ahlaka öyle muhtacız ki ya Rasûlallah!
O yaşlı kadına muhakkak ki yaşlı kimse cennete giremez latifen dillere destan bir nükte oldu. Sen hep etrafına rahmet ve merhamet saçtın. Seni öldürmek isteyenleri bile affettin.
Evde müminlerin analarının hep yardımında oldun. Numune bir eş olarak pek çok işini kendin yapardın. Şimdilerde bu ahlakın unutulduğu için aileler darmadağın oldu.
Sofran yerde kurulur, kul gibi oturur kul gibi yerim derdin. Köleler, hizmetçiler bile davet etse onlara icabet ederdin. Sen, zayıf, yoksul ve muhtaçların dostu ve dert ortağı idin.
Herkes Senden bir şey ister; Sen ise hiç kimseye hayır, yok demezdin. Olan hiçbir şeyi kimseden gizlemez idin.
Sen hem maddi ve manevi yönden esen yeller gibi cömertçe verirdin.
Günah olmadıkça kolay olanı -ümmetine şefkatten dolayı- seçerdin.
Mekke’nin fethinde Mekke’ye girişine şahitlik edenler tamamıyla başını öne eğişini naklediyorlar. Nice müsteşrikler bile bu sahneyi okuyunca; vallahi bu erdemi ancak kendisine vahiy gelen bir peygamber yapabilir diyerek Müslüman oluyorlar. Sen de “Beni Hristiyanların İsa’yı gereğinden fazla övdüğü gibi övmeyin; Bana Allah’ın kulu ve Rasulü deyin, kâfi” diyordun. Bir grubun yanına uğrasan senin hoşlanmadığını bildikleri için ayağa kalkmaktan korkarlardı. Ayağa kalkmak isteseler mübarek yüzün kızarırdı. Sen mütevazıların da sultanı idin Efendim.
Şu adam, bize ne güzel örnek oldu. Huzuruna gelmiş korkudan tir tir titriyordu. Sakin ol ben kral değilim, ben güneşte kuruttuğu eti yiyen bir kadının oğluyum. Tevazunla herkesi kendine hayran bıraktın. Hz. Enes, Senden gördüğü güzellikler demetinden birini anlatırken şöyle diyordu:
“Rasulallah insanların en güzeli, en cömerdi ve en cesuru idi.” Ümmet olarak biz Seni göremedik belki, rüyalarda da göremedik ama Sana özlem ve Sana hasret çekemiyorsak işte helakimiz budur. Yaradılışı ve ahlakı insanlığın içerisinde en güzel olarak vasfedilmen ey Allah’ın Rasulü, Sana ümmet olanlar için de bir şeref vesilesi oldu. Çünkü peygamberlerin derece yüceliği ümmetinin de yüceliğine delalet eder. Ama ümmet olarak Sana ve sünnetine olan iştiyakın her an canlı tutulması ümmetine bir vazifedir. Senin şemailini anlatan sahabenin ifadeleri bize beyaz ipekten dokunmuş bir nur çehreyi haber veriyor. Ayın aydınlığından daha nurani bir simayı işaret ediyor. Biz sana en yakın olan sahabelerinin huzurunda otururken hissettiği huzuru ve aldığı güzel kokuyu sorsak acaba onu ifade etmeye kelimeler yeter miydi? O anı anlatacak kelimeler bulabilirler miydi? Zannetmem ki yaşadıklarını anlatabilecek lafızlar bulabilsinler. Çünkü “Hal, kal (söz) ile anlatılmaz, yaşanır” prensibi cevap olarak kalırdı.
Sen tebliğ peygamberiydin. Konuşurken her bir kelime sanki mübarek dudaklarından mücessem bir nur kütlesi olarak çıkar ve kalplere yerleşirdi. Tane tane konuşmalıydın ki; onları bize Ebu Hureyre’ler aynen aktarmalıydı. Sen de öyle yaptın. Aişe annemiz diyorlar, “Rasulallah tane tane konuşur, bir kimse saymaya kalksa sayar ve ezberlerdi. Yani peşi peşine alelacele hızlıca konuşmaz, huzuruna varanlar rahatça ezberleyebilirdi. Zaten o söz dudaklarından hak dışında başka söz çıkmayan, her sözü vahiy olan bir peygamber dudağından çıkıyordu.
Bu âlem, merhamette Senin gibisini görmedi. Merhamet ediniz ki size de merhamet edilsin buyururdun. Bize Rabbimizin yüz merhametinin sadece birini dünyaya hasredildiğini, geri kalan kısmının da ahirette müminlere özel kılınacağını Sen haber verdin. Hep kolaylaştırıp merhametle muamele ettin.
Kız çocukları ve kadınlar Senin onlara kıymet vererek yaptığın güzel davranışlarınla insan muamelesi gördüler. İtilip kakılan olmaktan ve ikinci sınıf muamelesi görmekten kurtuldular. Zulüm altında inleyen ağlayan kadınların gözyaşları senin merhamet elini uzatmanla son buldu. Müminlerin analarına karşı davranışın ümmete numune oldu. Kadınlar toprak altından, horlanmış bir vaziyetten iffet örtüsüne muhtereme olarak büründü. Toprakla yüzleri örtülen (gömülen) kadınlar, kız çocukları iffet örtüsüyle örtündü.
Çocuklara selam verir, onları sevindirirdin. “On çocuğum var ama ben onları hiç öpmedim” diyen adama “Merhamet etmeyene merhamet edilmez” buyurmuştun. Bayramda yetim bir kızı sevindirmen ve yetimlere sahip çıkman bugün yetimlere kol kanat ve şefkat eli oldu. Ebeveynini kaybeden öksüz ve yetimler, Senin teşviklerinle baş tacı edildi.
Sahabe onlara şaka yaptığını görüp şaşırmış ve “Ya Rasulallah, sen bizimle oynaşıyorsun” dediği zaman “Ben hak dışında hiçbir şey söylemem” cevabını vermiştin. “Her şeyinle onların yardımcısı olup bende olan hiçbir şeyi gizlemeyeceğim” diyerek onları isteklerine koşuştun.
Sen ashabını gelmeyene git, vermeyene ver ve seninle alakayı kesenle alaka kur. Hep veren olmak için çalış, kazan, ömrünü boş işlerle zayi etme. Doğan güneşin kıyamet gününe kadar aynı gün için doğmayacağını unutma. O günü hakkında şefaatçi kılacak amellerle tezyin etmenin yoluna bak diye eğittin.
“Her kim ki ihlaslı bir şekilde Lailaheillallah derse cennete girer.” (Taberani) buyurarak İbrahim (a.s)’a Rabbimizin, “De ki benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi olan Allah içindir.” (En’am, 6/162) ilahi emrini hatırlattın.
“Numune bir fert hangi vasıfları haiz olmalıdır?” sorusunun cevabını biz Sende bulduk ve Sana kulak verdik: Allah, bir kulun hayrını murad ettiği zaman kalbinin kilidini açar. Onun içine sadakat ve yakin (tereddütsüz iman) koyar. Kalbini, giren her şeye anlayışlı kılar. Kalbini kalb-i selim kılar, dilini (sadık) doğru kılar, kulaklarını işiten, gözü de gören göz kılar.
“De ki (Ya Muhammed) siz gerçekten Allah’ı sevdiğinizi iddia ediyorsanız Bana tabi olunuz ki; Allah da sizi sevsin, günahlarınızı bağışlasın. Allah, çokça bağışlayan ve pek merhametlidir.” (Âl-i İmran, 31) ilahi emrine imtisalen Seni sevme noktasında Rabbimiz bizi gereğini yerine getiren sadık sevenin eylesin. Şair ne güzel söylemiş: Sen sevdiğini iddia ettiğin halde o ilaha isyan ediyorsun. Yemin olsun ki senin sevgin doğru olsaydı o ilaha itaat ederdin. Şüphesiz ki seven sevdiğine itaat eder. Rasûlü Kiram Efendimizin ashabında biz sevginin nasıl olması gerektiğinin ölçüsüne şahit olmaktayız. Ebûbekir Efendimiz (ra) Rasûlullah ile beraber hicret edeceği haberini alınca o tehlikeli yolculuğa sevdiği ile çıkmanın neşesinden sevinçten ağlıyor. İşte gerçek sevenlerden sadece birisi.
Bitmez güzelin vasfı ağaçlar kalem deryalar mürekkep olsa.
Sana duyulan bir özlemle şefaatini umarız Efendim.
Meğerse elveda kelimesi ne kadar ağır bir lafızmış insanın ta ciğerini sızlatan bir mana imiş. Evet insan, elvedanın bir kelime telaffuzundan öte gönüllere binen ne kadar ağır bir yük olduğunu huzurundan ayrılıp ELVEDA derken anlıyor.
Huzurundan ayrılığın tek tesellisi; tekrar Sana kavuşma ümidi...
ŞEFAATİNİ UMARIM EFENDİM