"Hep birlikte Allah’ın ipine (Kur’an’a) sımsıkı sarılın. Parçalanıp bölünmeyin." (Ali İmran 103)
Allah'a hamdolsun ki; bir şeylerin derdini çekiyoruz, derdimiz var ve diyoruz ki bu böyle gitmemeli, bu dünya böyle olmamalı, İslam âlemi bu hale düşürülüp rezil ve zelil bir konumda bulunmamalı.
Bunun da tabi bir takım gerekçeleri var. Yani bugün İslam âlemini sömürmek ve bütün dünyayı kendisine köle etmek amacında olan üç, beş tane çapulcu güya devlet başkanı ve daha önceki onların versiyonlarının, kimisinin cetvelle kimisinin de herhalde düz cetvel bulamadılar, eğri cetvelle harita diye çizdikleri ve istediği sınırı koyduğu bir dünyada huzur olması mümkün değildir. Yani emperyalistlerin, kapitalistlerin, Siyonistlerin cetvelle çizdiği ama kimisi cetvelle dört köşe çizilmiş, kimisi için cetvel ve pergel kullanılmış. İşte sıkıntı tam burada başlıyor. Zaten biz gerçekten bu dünyanın huzura ermesini istiyorsak; bu dünyaya yön verenlerin Müslümanlar olması gerektiğini bilmemiz lazımdır. Medine medeniyeti anlayışı dünyaya hâkim olmazsa; bu dünya baştan sona köle ve zillet içerisinde olur. Medine medeniyeti hâkim olmadığı sürece, hem ülkelerimize hem de bütün insanlığa sıkıntı ve zulüm hâkim olur. Bunun olmazsa olmaz noktası; Müslümanlar için asla atlanılmaması gereken ana nokta; "ayrılıkta Azap, Cemaatte Rahmet vardır." Ve bu nokta, her Müslüman’ın, her müminin kalbinin köşe levhası olması lazımdır. Bunun derdini her müminin çekmesi lazımdır. Herkes bu dağınıklıktan öncelikle şikâyetçi olmalıdır. Rabbimiz buyuruyor ki: "Müminler ancak kardeştir, o zaman kardeşleriniz arasını düzeltiniz, ıslah ediniz." (Hucurat 10)
Gazze, bizim kardeşimiz değil miydi, niçin ıslah edemedik? Doğu Türkistan, bizim kardeşimiz değil miydi niçin biz ıslah edemedik? Bozanların bozduklarını niçin düzeltemedik? Onlar bozarken, yıkarken, tarumar ederken biz, niçin bu kardeşliği yerine getiremedik? Sen, medeniyet olmazsan, sen İslam cemaati olmazsan böyle oluyor.
İslam cemaati, başında halife olan bir sistem demektir. İslam cemaati olmazsa, diğer münferit yapmamız bize tavsiye edilen tavsiyeleri, ayetleri ve emirleri biz hakkıyla yapamayız.
Bu sebebe binaen; siyasetin ikiye ayrıldığını, birincisi: Siyaseti adile, ikincisi: Siyaseti zalime demiştik.
Siyaseti adile, Rabbani dedik, Rahmani dedik, kaynağını vahiyden alır dedik, siyaseti adile; kâmildir dedik, kıyamete kadar vahiyden kaynağını aldığı için dünyevi, uhrevi çözümlerin tamamına kâfidir, kâmildir, eksiği yoktur, vahye dayanır. Şamildir dedik, bir bölgenin değildir, bir ırkın değildir, herhangi bir nizamın sistemin değildir, hem zaman bakımından şamildir, hangi zaman olursa olsun, hepsini kuşatır, hem mekân, hem de zaman bakımından şamildir hepsini kuşatır. Siyaseti adile, vasatiyedir, ölçüyü orta yol olarak tutturur; ifrat ve tefrikten uzaktır ve sonuç itibariyle vakiyedir, vakada günü birlik ne ihtiyacımız varsa hepsinin çözümünü üretir. Birilerinin dediği gibi 1400 yıl önce de kalmış ifadesi kabul edilemez. Hem zaman, hem mekân bakımından kâmildir, şamildir ve vakiyedir, yani vuku bulacak bütün problemlerin çözümü hiç şüphesiz orda vardır. Şimdi bu bahsetmiş olduğumuz siyaseti adilenin örneklerini öncelikle peygamberlerden, hükümdar peygamberlerden, Peygamberimizin Medine devletinden, Ebubekir Sıddık, Ömer, Osman, Ali, Ömer bin Abdülaziz gibi öylesine büyük bir İslam Devleti medeniyeti kültürümüz var ki; bunun dışında medeniyet adına biz de varız diyenlerin batısından doğusuna hepsini alttan üste sağdan sola toplasanız, vallahi billahi İslam medeniyetinin o uygulanmış boyutunu söylüyorum, kültür boyutunu söylüyorum zekâtı bile etmezler. Ama ne yazıktır ki; bunun faturasını ahir zamanda, hem biz hem de ümmet ödüyor, hem de ümmete ve insanlığa el uzatamama noktasında acziyeti yaşıyoruz.
Allah buyuruyor; kardeşleriniz arasını ıslah ediniz.