Devlet-i Aliyye-i Osmaniye’nin otuzuncu sultanı ve doksandördüncü İslâm halifesi Sultan İkinci Mahmud Han, bir taraftan Rumeli’de Sırp isyanıyla uğraşırken, diğer yandan Hicaz’da başgösteren Vehhâbilerin çıkarttığı fitneyle mücadele etmiş ve diz çöktürmüştür.
Hareketin lideri Muhammed bin Abdülvehhab, 1703 yılında Osmanlı Devleti toprağı olan Arap yarımadasının Necid bölgesindeki küçük bir yerleşim yeri olan Uveyne’de doğmuştur. Benî Temîm kabilesine mensuptur.
İbni Teymiye’nin fikirlerini yeniden yayma gayretiyle 18’inci asırda ortaya çıkan Muhammed bin Abdülvehhab, Necid bölgesindeki güçlü Arap kabilelerden Suud ailesinin desteğiyle askeri ve siyasi güce ulaşmıştır.
Bid’at adı altında türbeleri yıkmak, mezarları dümdüz etmek, kabir ziyaretini yasaklamak gibi eylemlerle faaliyetlerini hızlandıran Vehhabi anlayış, II. Dünya Savaşı’nın kaos ortamında Hicaz bölgesinde hakimiyet kurmuştur.
Abdülvehhab, Vehhabililik hareketini yaymak için Arap milliyetçiliğini körüklemiş, mezhepsizliği yaygınlaştırmaya çalışmıştır. Diriye emiri Muhammed bin Suud’la iş birliği yapmış (1744), Suud ise Abdülvehhab’la iş birliği yaparak destek olmuştur. Böylece dini bir hareket gibi görünen Vehhabilik, askeri gücü olan siyasi bir harekete dönüşmüştür.
VEHHABİ İSYANLARI
Vehhabiliğin kurucusu Muhammed bin Abdülvehhab ile Suud ailesinin reisi Muhammed bin Suud arasındaki iş birliği, karşılıklı menfaate dayalı bir ilişkiye dönüşmüştür. Abdülvehhab, kendileri dışındakileri tekfir edip, sapkın fikirlerini yayarken, Suud ise siyasi menfaat devşirmek ve Osmanlı’ya karşı isyan ederek bağımsızlık kazanmak derdindeydi.
Osmanlı devlet yönetimi ise 1749’da Mekke Emiri Şerif Mesud'un gönderdiği bir yazıyla haberdar olmuş; yaşananları önce dini sapma olarak telalakki etmiş, müderris Adem Efendi’yi nasihat için Mekke’ye göndermiştir. Ancak 1768-1774 Osmanlı-Rus Harbi ile 1804 Sırp isyanıyla Osmanlı Devleti’nin birçok cephede mücadele etmesini gerektirmekteydi.
Bu süreçte Vehhabi-Suud ittifakıyla gerçekleşen Hicaz bölgesindeki isyan hareketi büyümeye devam etmiştir. Muhammed bin Suud’un yerine geçen oğlu Abdülaziz, 1803’te Taif’i ele geçirmiş, tekke ve türbeleri yıkıp kitapları yaktırmıştır. Vehhabiler, iki ay sonra Mekke’ye hâkim olarak burada Peygamber Efendimiz (s.a.v), Hz. Ebubekir (r.a), Hz. Ömer (r.a) ve Hz. Ali (r.a)’nin doğduğu evleri ve türbeleri yıkmış; ardından Cidde’ye saldırmış, muvakkaf olamayınca Diriye’ye çekilmek zorunda kalmıştır.
OSMANLI TOKADI
Devlet-i Aliyye-i Osmaniye, Rumeli’de Sırp isyanıyla meşgulken, Hicaz bölgesinde fitne çıkartan, Harameyn-i Şerifeyn yani Mekke’deki Kâbe ile Medine’deki Ravza-i Mutahhara’yı istila eden, yağma eden, sahabe türbelerini yıkan, vakıfları talan eden Vehhabiler, Hicaz bölgesinde etkinliğni artırmıştı.
1808 yılında tahta geçen Devlet-i Aliyye-i Osmaniye’nin otuzuncu sultanı ve doksandördüncü İslâm halifesi Sultan İkinci Mahmud Han, Vehhâbilerin çıkarttığı fitneye kesin çözüm bulmak için Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa’ya isyanı bastırma emrini vermiş, o da oğlu Tosun Paşa’yı görevlendirmiştir.
Tosun Paşa, 1811’de başlattığı seferlerle Vehhabilere diz çöktürmüş, Bedir mevkiinde karargâh kurarak nüfuslu Arap aşirelerini toplamış, İslâm halifesi Sultan II. Mahmud’un emrini bildirmiş, ululemre itaatin Kur’an-ı Kerim’in emri olduğunu hatırlatmıştır. Arap kabile reislerinin çoğunluğu itaat etmiş, Tosun Paşa, 1812 tarihinde yaptığı seferle Medine’yi Vehhabilerden temizlemiştir. Ardından Mekke ve Taif kurtarılmış (1813); Mekke-i Mükerreme’nin anahtarları payihatta gönderilmiş ve Vehhabi isyanı böylece bitirilmiştir.
Mukaddes beldelerin anahtarları ile mukaddes emanetler payihata getirilerek Hırka-i Saâdet Dairesi’ne konulmuş, Sultan II. Mahmud Han’a mübarek beldeleri kurtardığı için “gâzi” ünvanı verilmiştir. Tosun Paşa’nın büyük ağabeyi İbrahim Paşa da Vehhabilerin Necid’deki merkezi Diriye’yi almış (1814), böylece Vehhabi-Suud’ların bağımsızlık hayalleri sonlandırılmıştır.
BOYUNLARI VURULDU
Babasının ölmesi üzerine Diriye emirliği Abdullah bin Suud’a intikal etmişti. İbrahim Paşa, Diriye’yi ele geçirdiği hengâmda Abdullah bin Suud ile dört oğlu, üç kardeşi ve iki yeğenini esir almış, diğer isyancılar ve Vehhabi dini önderleri önce Kahire, ardından deniz yoluyla İstanbul’a göndermişti.
Devlet-i Aliyye-i Osmaniye’ye isyan eden, halifeye başkaldıran, Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in türbesini yağmalayan asiler, boyunlarına kalın zincirler ve ellerine takılan kelepçelerle halkın önünde yürütülerek hapse tıkılmış; üç gün boyunca hırsızlık, yağmacılık, isyan (bağy) ve terörizm (hirâbe) suçlarından sorguya çekilmiş; İslâm ceza hukukuna göre idamlarına hükmedilmiştir.
Rivayete göre, hükmün icrası hengâmında Sultan II. Mahmud da hazır bulunmuş, o sırada Abdullah bin Suud’a son sözleri sorulmuş, nutuk atmaya cüret ettiği bir anda padişahın el işaretiyle boynu vurulmuştur (1819).
Abdullah bin Suud’un infazı, Topkapı Sarayı’nın giriş kapısı olan Bab-ı Hümayun kapısının önünde gerçekleştirilmiş, kesik başı ibret-i âlem için Topkapı Sarayı’nın surlarında halka teşhir edilmiştir. Diğer isyancılar ve Vehhabi kadıları ise Eminönü Odunkapısı ve Çardak İskelesi’nde halka teşhir edilmiştir.