“Adil Ekonomik Düzen İstanbul Çalışmaları-4”; kaldığımız yerden devam…

‘SosYO-EKONOMİK Tufan’ ülkemizi ve dünyayı sarmış durumda…

Çare ve çözüm önerilerimiz bu yazılarda; uygulanmayı bekliyor…

***

Zorunlu Dürüstlük: İyi İnsan Beklemek Yerine İyi Sistem Kurmak

Ben bu anlayışı “Zorunlu Dürüstlük” olarak ifade ediyorum. Çünkü sistemleri yalnızca iyi insanların varlığı üzerine kuramayız. İnsan elbette iyi, ahlaklı ve vicdanlı olsun; kul hakkından korksun. Fakat milyonların, milyarların hatta ülke ölçeğinde trilyonların yönetildiği sistemleri yalnızca insanların vicdanına bırakamazsınız.

Sistemin kendisi de yanlış yapmanın alanını daraltmalıdır.

Dürüstlüğü yalnızca kişinin tercihine bırakmak yerine süreçlerin doğal sonucu haline getirmek gerekir. Bir insan yanlış yapmaya karar verdiğinde karşısında yalnızca hukuk değil; kayıt, görünürlük, ortak denetim ve hesap verebilirlik de bulunmalıdır.

Büyük Aile’nin “Şeffaf Süreç Yönetimi” dediği mesele budur.

***

Büyük Devlet mi, Güçlü Sistem mi?

Devlet anlayışını da bu noktada yeniden düşünmemiz gerekiyor. Devlet elbette güçlü olmalıdır. Fakat güçlü devlet her işi kendisi yapan devlet değildir. Güçlü devlet; kuralları ve denetimi güçlü, vatandaşının hakkını koruyan, sözleşmeye güven sağlayan ve kamu adına kullanılan kaynakların nasıl kullanıldığını görünür hale getiren devlettir.

Millî Ekonomi Modeli devlete ekonomik hayat içerisinde güçlü bir rol verirken, Adil Düzen devletin hakem ve düzenleyici niteliğini daha fazla öne çıkarmaktadır. Büyük Aile ise devletin üst çerçeveyi ve hukuki güvenceyi sağladığı; ekonomik ve sosyal organizasyonun mümkün olduğu kadar hane, mahalle, ilçe ve şehir ölçeğine yayıldığı bir yapı önermektedir. Böylece güç tek bir merkezde toplanmak yerine kılcallara kadar dağıtılır.

***

Mahalleden Başlayan Ekonomik Katılım

Büyük Aile yaklaşımında mahalle yalnızca insanların yaşadığı coğrafi bir alan değildir. Aynı zamanda üretimin, tüketimin, dayanışmanın, hizmetin, denetimin ve paylaşımın buluşabileceği ekonomik ve sosyal bir hücredir. İlçe, bu mahalle hücrelerinin koordinasyon alanına; şehir ise üst marka, pazar, lojistik ve büyük ölçekli organizasyonun zeminine dönüşür.

Böylece vatandaş sistemin uzaktaki seyircisi olmaktan çıkar; yaşadığı mahalleden başlayarak sistemin ortağı, denetçisi ve paydaşı haline gelir.

Büyük Aile'nin ayrıldığı önemli noktalardan biri de budur. Vatandaş yalnızca ekonomik sistemin müşterisi değil, aynı zamanda ortağıdır.

***

Yardım Alan Değil, Pay Sahibi Vatandaş

Sosyal devlet tartışmasını da yeniden düşünmek gerekiyor. Bir insanın ihtiyacı varsa ona yardım etmek elbette insanlık görevidir. Ancak sürekli yardım alan bir toplum modeli kurmak başka bir şeydir. Vatandaşın devlet karşısındaki konumunu sadece “yardım alan kişi” seviyesine indirirseniz bir süre sonra insanı sisteme bağımlı hale getirirsiniz.

Oysa vatandaş yalnızca vergi veren veya yardım alan kişi değildir. Bu ülkenin kaynaklarında, şehrinin oluşturduğu ekonomik değerde, kamu imkânlarında, doğal kaynaklarda, üretimden ve tasarruftan oluşan değerde onun da hakkı vardır. Öyleyse sormamız gereken soru yalnızca “Devlet vatandaşa ne kadar yardım verecek?” değildir.

Asıl soru şudur: Vatandaş, kendisinin de katkı sunduğu ekonomik değerden hangi sistemle pay alacaktır? Büyük Aile'nin temel ayrımlarından biri yardım anlayışından paydaşlık anlayışına geçiştir.

(Devamı var)