Hiperbarik oksijen ve ozon tedavisinin olumlu etkileri bilimsel olarak kanıtlandı.

Vücudun en zor iyileşen bölgelerinden biri olan dış kulak ve kıkırdak yaralarında, hiperbarik oksijen (HBO) ve sistemik ozon tedavisi kalıcı deformasyon riskini ortadan kaldıran en etkili iki alternatif tedavi yöntemi olarak bilimsel olarak kanıtlandı…

Yara iyileşmesi, insan vücudunun karşılaştığı en karmaşık ve kusursuz biyolojik süreçlerden biridir. Cilt bariyerinin bozulmasıyla başlayan bu süreç; hücrelerin birbiriyle uyumlu çalışması, yeni damarların oluşması ve dokunun kendini yeniden inşa etmesiyle devam eder.

Ancak konu dış kulak (aurikula) gibi hem cilt hem de elastik kıkırdak dokusunu içeren kompleks bölgeler olduğunda, iyileşme süreci çok daha zorlu ve uzun bir boyuta evrilir.

Dikiş atılmayan ve doğal sürecine bırakılan (sekonder iyileşme) kıkırdak kayıplı yaralarda, kalıcı deformasyon riskini en aza indirecek etkili ve pratik yöntemler tıp dünyasında her zaman öncelikli araştırma konuları arasında yer almıştır.

Son dönemde gerçekleştirilen kapsamlı bir bilimsel araştırma, tıp dünyasında büyük yankı uyandıracak sonuçlara imza attı. Hiperbarik oksijen (HBO) tedavisi ile sistemik ozon tedavisinin, kıkırdak ve cilt kayıplı yara iyileşmesi üzerindeki mucizevi etkileri bilimsel düzlemde masaya yatırıldı. Elde edilen veriler, bu iki modern yaklaşımın yara yönetiminde yepyeni bir ufuk açtığını gösteriyor.

OKSİJENİN VE OZONUN DOKULARDAKİ OLUMLU GÜCÜ

Vücutta doku bütünlüğü zedelendiğinde hücrelerin oksijen ihtiyacı katbekat artar. Ancak hasarlı bölgelerde oluşan hipoksi (doku bazlı oksijen yetersizliği) ve dolaşım bozuklukları, iyileşme mekanizmalarını yavaşlatabilir. Yapılan bu güncel çalışmada, bu dezavantajı ortadan kaldırmak üzere iki farklı tedavi protokolü deneysel bir model üzerinde test edildi:

HİPERBARİK OKSİJEN (HBO) TEDAVİSİ:

Basınç kontrollü özel kabinlerde, %100 saf oksijen solunması esasına dayanan bu yöntem; dokulara yüksek oranda oksijen ulaştırarak hücresel çoğaltmayı teşvik eder, inflamasyonu azaltır ve yeni damar oluşumunu (neovaskülarizasyon) tetikler.

SİSTEMİK OZON TEDAVİSİ:

Belirli konsantrasyonlarda uygulanan medikal ozon gazı, organizmanın antioksidan savunma sistemlerini uyararak yara bölgesindeki onarım süreçlerini biyokimyasal düzeyde destekler.

KIKIRDAK REJENERASYONU VE KOLAJEN ARTIŞI:

"Ratlarda Oluşturulan Kıkırdak Kayıplı Aurikula Yara Modelinde Hiperbarik Oksijen ve Sistemik Ozon Tedavisinin Yara İyileşmesi Üzerine Etkisinin Araştırılması” konulu teze göre;

Mikroskobik incelemelerde; fibroblast proliferasyonu (hücre çoğalması), kollajen birikimi ve özellikle zor iyileşen elastik kıkırdak dokusunun rejenerasyonunda ozon grubunun istatistiksel olarak en etkili grup olduğu tespit edildi.

Hiperbarik oksijen grubu da kıkırdak onarımında kontrol grubundan katbekat üstün sonuçlar ortaya koydu.

İNFLAMASYONUN KONTROLÜ:

Kontrol grubunda şiddetli inflamasyon (iltihapsal yanıt) en üst düzeyde izlenirken, tedavi gruplarında bu şiddetin kontrollü bir şekilde gerilediği ve iyileşme evresine hızla geçildiği kanıtlandı.

TIP DÜNYASINDA ALTERNATİF TEDAVİLER İÇİN YENİ BİR SAYFA

Kıkırdak dokusunun kendine has avasküler (damarsız) yapısı nedeniyle sınırlı onarım kapasitesine sahip olduğu biliniyordu.

Ancak bu bilimsel çalışma; sekonder iyileşmeye bırakılan kompleks kulak ve kıkırdak defektlerinde hiperbarik oksijen ve ozon tedavisinin uygulanabilir, yan etki riski düşük ve son derece etkili birer alternatif tedavi seçeneği olabileceğini kanıtladı.

Doku mühendisliği ve yara yönetimi protokollerinde çığır açabilecek bu gelişmeler, gelecekte travmatik kulak kayıplarından cerrahi sonrasındaki iyileşme süreçlerine kadar pek çok alanda hastaların yaşam kalitesini artıracak güçlü birer medikal silah olarak öne çıkıyor.

DİZLERDE KIKIRDAK HASARI NEDİR?

Yüz binlerce insanımızı alakadar eden bir rahatsızlık…

Dizlerde sıvı azalması ve kıkırdakların aşınmasıyla büyük acıların yaşanması…

Yürümede büyük güçlükler ortaya çıkması…

Özellikle diz kapakları kıkırdak zedelenmelerinde nasıl bir seyir izlenmekte?

Kıkırdak zedelenmesi, eklem yüzeylerini kaplayan ve kemiklerin birbirine sürtünmesini engelleyen pürüzsüz kıkırdak dokusunun hasar görmesi veya aşınması durumu…

Ani darbeler, spor yaralanmaları, kazalardan oluşabiliyor… Peki, başka etkenler;

* Eklemlere sürekli binen yük ve tekrarlayan hareketler.

* Yaşla birlikte kıkırdak yapısının esnekliğini ve direncini kaybetmesi.

* Aşırı kilo, genetik yatkınlık, romatizmal veya metabolik hastalıklar…

* Eklemde ağrı (özellikle hareket halindeyken veya merdiven inip çıkarken)Şişlik ve hassasiyet…

* Eklemlerden ses gelmesi (çıtırdama) veya takılma/kilitlenme hissi…

* Kıkırdak dokusunun -kan damarı içermediği için- kendi kendine iyileşme kapasitesi oldukça düşüktür.

Tedavi hasarın boyutuna göre değişiyor…

İstirahat, ilaç tedavisi ve fizik tedavi…

PRP (trombositten zengin plazma) veya kök hücre uygulamaları…

Son olarak cerrahi yöntemler…

İleri vakalarda mikro kırık cerrahisİ…

Kıkırdak nakli veya artroskopik onarım…

Haber Merkezi

---

Kaynak: Haber Merkezi