Bismillahirrahmanirrahim;

Hamdımız âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Cenab-ı Allah’adır. Peygamberimize, âline ve sahabelerine salât ve selâm eyleriz.

Önemli bir ilde, AK Parti’nin il yönetim kurulu üyesi bir bayan, elini havaya kaldırmış ve: “Allah kimseyi; CHP’ye oy verecek kadar AKIL’sız, HDP’ye oy verecek kadar VATAN’sız, İP’e oy verecek kadar ÜLKÜ’süz, SP’ye oy verecek kadar İMAN’sız bırakmasın!” niyazında bulunmuş… Tuhaf bir niyaz… Bu hanım siyasetçi; hiçbir vatan evladının “akılsız, vatansız, ülküsüz ve imansız” olmasını istemediğinden mi bu tuhaf niyazda bulunmuştur? Yapılan bu niyaza göre Akılsızlık; CHP’ye, Vatansızlık; HDP’ye, Ülküsüzlük; İP’e, İmansızlık ise; SP’ye oy vermekmiş…  Bundan böyle, aziz milletimizin kıymetli evlatları, akılsız olmadığını ispat için CHP’ye, vatansız olmadığını ispat için HDP’ye, ülküsüz olmadığını ispat için İP’e, imansız olmadığını ispat için SP’ye asla oy vermeyecektir her halde… Bu hanım siyasetçinin niyazında ifade ettiği şeyler, hak bir kitaba, sünnete ve salim fıkha dayanıyorsa, o takdirde elbette, bu ithamları ciddiye almak gerekir. Kitap, sünnet ve salim fıkıhla sabit bir hükme aykırı davranmak; mesela “haram olan faizi yürütmek” kişiyi niyetine göre inkârcı, müşrik, münafık, fasık veya günahkâr yapar. Hanım siyasetçinin, imansızlığı SP’ye oy vermek olarak tanımlamış olması, hak kitabın, sünnetin ve salim fıkhın hangi hükmüne muhalefet sebebiyledir? AK Parti’nin günahlarına ortak olmamak, niçin “imansızlık” sayılır? SP’ye oy vermeyi “imansızlık” olarak tanımlayan ve “ben Müslümanlardanım” diyen bu hanım siyasetçinin ve benzerlerinin, iddialarını ispat etmesi gerekir. Atıldığında hak doğuran mesnetsiz ağır ithamlar, yapana mutlaka geri döner. Bu hanım siyasetçi, bütün fanatik AK Partililer ve Erdoğancılar; “Kutsallık” ile “AK Parti ve Erdoğan” arasında derin ilişkiler kurduğu için bu ithamları inanarak yapıyorlar. Tepedekiler muhaliflerine “şer ve hain” derse, aşağıdaki fanatikler de her gördüğü Saadet Partiliye haliyle “imansız” diyecektir. Bu ise, insanlığın katledilmesidir.

 

UÇURULAN TÜRKİYE!

Üretmeden tüketen, sanayileşmeden büyüyen, materyalist eğitim ile nesilleri eriten, madenlerini işletmeyen, savunma sanayisi montajdan ibaret bir ülkenin uçması olmaz, uçurulması olur. Yapılanı yıkmak, meziyet değildir. Türkiye uçmuyor, uçuruluyor. Ahlaki ve manevi tahribatta Türkiye aldı başını gidiyor. Aile kurumumuz tarih oluyor, umursayan yok… İnsanımız topraksızlaştırılıyor, topraklarımız insansızlaştırılıyor, iç göç önemli bir sıkıntı, gören yok… Erdoğan hükümeti; “Soğan Lobisi” yüzünden sanki “Soyan Lobisi” ile arzu ettiği mücadeleyi yapamıyor! Türkiye, sürekli borçlanıyor ve borçlanarak uçuruluyor. 2019 yılı bütçesine konulan faiz gideri 117,1 milyar TL’dir. Geçen sene bu miktar 71,7 milyar TL idi. Türkiye, artan “faiz” yükü ile uçuruluyor. Türkiye soğancıları ile değil soyanlarıyla, depocuları değil repocularıyla, Ankara/Balgat-Çukurambar’a çöreklenmiş komisyoncularıyla uçuruluyor. Türkiye, israfları, betonlaşan şehirleri ile uçuruluyor. Türkiye, uygulanan yanlış ekonomik politikalar yüzünden “yüksek enflasyon” ile uçuruluyor. Çarşı, pazar, esnaf dert küpü olmuş ağlıyor, feryadına kulak veren yok. Eğitimde, adalette, basın özgürlüğünde en son sıralarda olan Türkiye, “A HABER” ile uçuruluyor. Çiftçisi, sanayicisi, işçisi, öğretmeni perişan bir Türkiye, “HAVUZ MEDYASI” ile uçuruluyor. Yoksulluk sınırı 6 bin 328 TL, açlık sınırı 1972 TL olan bir Türkiye, 1600 TL tutarındaki asgari ücret ile uçuruluyor. Bir de bu garibanlar, “yüzünüze, gözünüze, elinize, belinize dursun” diyerek azar ediliyor. Türkiye %13’lük işsizlik oranı, ağır ve haksız vergi yükü ile uçuruluyor. Saadet Partisi’ne oy vermeyi “imansızlık” olarak tanımlayanlar, ümidini “kumar gelirlerine ve zulüm vergilerine” bağlayan “Erdoğan hükümetinin” bu icraatı karşısında sadece susuyorlar…  

 

ADALET

Adalet devletin temelidir, adalet olmadan olmaz. Çocukla yetişkin arasında fark vardır. İslam’ın emir ve yasakları bakımından “akıl-baliğ” olmuş her erkek ve kadın, yaşı ne olursa olsun yetişkindir. Hem dinen, hem de tıbben yetişkin hükmünde olan bir erkek ve kadının evlenmesinde bir sakınca yoktur. Sırf AB istedi diye çıkarılan bir yasa gereği, 18 yaşından küçük yetişkinlerin evliliğine getirilen mutlak yasak sebebiyle, milyonlarca evli insan “çocuk istismarı” bahanesi ile mağdur edilmektedir. Bu mağduriyeti yaşayan “bir kadının feryadı” vicdan sahiplerinin yüreğini sızlatmıştır. Allah katında suçsuz insanların, suç işlediniz diye hapse atılması “adaleti” çiğnemektir ve en büyük zulümdür. Yine bunun dışında “hak nazarında” suçsuz olan yüz binlerce insan, suçlu sayılarak mağdur edilmektedir. Kilis eski Milli Eğitim Müdürü “Abdurrahman Sevgili” bunlardan sadece birisidir ve 3 küsur yıl hapis cezasına çarptırılmıştır. Abdurrahman öğretmenin, iyi bir Milli Görüşçü olduğunun şahidiyiz. Böylesi birçok insana “hapis cezaları” verilmişken, FETÖ elebaşı diye bilinen kişi ile çarşaf çarşaf fotoğrafı olan birçok kimse, AK Parti tarafından belediye başkanı adayı olarak ilan edilmiştir. Bu mesele bir yerde “intikam alma” aracı olarak da kullanılmaktadır. Haksız yere insanların cezalandırılması adalete vurulmuş en büyük darbedir. Allah zalimleri sevmez. Bilinmelidir ki devlet; batıl ile ayakta durur ama zulüm ile ayakta durmaz.

HIRS

“İktidar olma” talebinin tutkuya dönüşmesine “hırs” denir. Bu hırs, terbiye edilmediği zaman, insanı esir alır ve hidayetini karartır, boynuna tasma, bileğine kelepçe, ayağına pranga olur. AK Parti işte böyle bir “hırsın” eseridir. Bu “hırs” sahibini, “şerre hizmet” ettirir ve sadece Milli Görüş ile terbiye edilebilir. Zira Milli Görüş, nefis terbiyesini bir temel esas olarak ele alır. Milli Görüş materyalist değil maneviyatçıdır. “Faizci düzen” yerine “adil düzen” önerir. Milli Görüş’ün kapısı “hak ve adalet” kapısıdır. Bu kapıyı ise sadece Saadet Partisi tutmuştur. Selam hidayete tabi olanlara…