Images-169

Bismillahirrahmanirrahim

Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah’a hamt, Peygamberimize, âline ve sahabelerine salât ve selam ederiz.

Tevhit ve şahadet kelimesi mümin ve Müslüman olmanın temel şartlarındandır. Bu iki kelime; İslam dininin bir hayat nizamı olarak Allah tarafından gönderilmiş olduğunu kabullenmeyi, ferdi, cemiyet ve kurumsal hayatımızı onunla inşa etmeyi, İslam dışılığın her türlüsünü, bütün batıl ilahları, şeriat koyucuları ve kurdukları düzenleri kökten reddetmeyi zorunlu kılmaktadır. Bir kimse tevhit ve şahadet kelimesini getirdiği halde, İslam’ın hayatın tamamını kuşatan adil bir düzen olarak mükemmel bir saadet düzeni olduğunu kabullenmezse, bu kimsenin Müslüman olduğundan söz edilemez. Çünkü rabbimiz şöyle buyurmaktadır. Ali İmran 85: “Kim, İslam'dan başka bir din ararsa, bilsin ki kendisinden böyle bir din asla kabul edilmeyecek ve o, ahirette ziyan edenlerden olacaktır.” Bu gün, ben Müslüman’ım diyen bizler, İslam’ı yaşamaya ve yaşatmaya mecburuz. Çünkü biz Müslüman’ız ve imtihanımız İslam iledir. Bizler din ve ahlâk düzenimizi İslam’dan almak zorunda olduğumuz gibi ilim düzenimizi, talim ve terbiyemizi, iktisadi ve ekonomik düzenimizi, siyasi, idari ve hukuk düzenimizi İslam’dan almak zorundayız. Çünkü İslam Allah’tandır ve Allah’ın lüzumsuz işi olmaz. Eğer insanlığın İslam diye bir düzene ihtiyacı olmasaydı, Allah böyle bir dini göndermezdi. İslam tek çaredir. Ondan başka çare yoktur. O insanlığın saadeti için hem gereklidir, hem de yeterlidir. Ayrıca İslam bir bütündür. İslam’ın yarısı kendisi değildir. İslam’ın tanzim ettiği en önemli alanlardan biriside siyaset, idare ve hukuktur. Müslüman İslam’ın her türlü tanzimine uyacağı gibi siyesi, idari ve hukuki tanzimlerine de uymak zorundadır. Bu bizim akidemizdir.

SİYASETİMİZ

Bir kısım Müslümanlar Batıcılık akımlarının etkisiyle İslam’ın bir takım mefhumlarını, Batılıların bu mefhumlara yükledikleri manalara göre anlama hastalığına yakalanmışlardır. Bu hastalıklı durum sebebiyle kimi Müslümanlar “Şeriat” muhalifi haline gelmiş, hatta Allah’tan kendilerini şeraitten koruması için dua ve niyazda bulunma garabetini gösterebilmektedirler. Bir kısım Müslümanlar siyaset, cihat, kısas, recim gibi birçok İslami mefhumu, Batılıların telkinlerine göre tanımladıklarından bu mefhumlarla aralarına mesafe koymuşlardır. Siyaset şeytan işidir, yalan dolan işidir, elimizden bir şey gelmiyor, Allah bizi siyasetten, yönetici olmaktan korusun, biz siyasete karışmıyoruz gibi yorumlarla “İla-yi Kelimetullah” için cihat farzından kurtulduklarını zannedebiliyorlar. Hâlbuki İslam uleması; “Siyaset” kavramını tanımlamış, bu mefhum ile Müslümanların üzerine vacip olan görevleri itikat ve fıkıh kitaplarında beyan etmişlerdir. Onlara göre siyaset: “Marufu emretmek, münkeri nehyetmek, insanları İslam’ın temel esaslarına göre terbiye ve ıslah etmek, hakkın hâkim batılın zail olması için cihat etmek, insanların dünya ve ahiret saadetlerini temin etmek maksadıyla yönetimlerine talip olmak, mükâfatlandırmak ve cezalandırmak” anlamındadır. İlahi ahkâmı yürüten ve insanlar arasında adaleti tesis eden bir liderlik ve iktidar, inananlar ve tüm insanlık için bir rahmettir. İslam’da iktidar olmanın temel sorumluluğu İslam’ın adil düzenini yürütmektir. Bizim siyasetimiz, müspet ve ıslah siyasetidir ki, bu siyasetin öncüleri peygamberlerdir. Bugün ülkemizde müspet siyasetin temsilciliğini Milli Görüş’ün tek temsilcisi olan Saadet Partisi yapmaktadır.

İKİ YOL VE DÜZEN

Hak ve batıl olan iki yol vardır. Yolun doğrusu vardır, eğri olan yol vardır. Hak; İslam yoludur. Batıl; Siyonizm ve işbirlikçilik yoludur. İslam’ın düzeni Adil Düzen’dir. Adil Düzen hakkı üstün tutan düzendir. Batılın düzeni ise; vahşi kapitalizmdir. Bugün ülkemizde Ak Parti eliyle yürütülen düzen; Siyonizm’in vahşi kapitalizm düzenidir. Milletimiz güncel yanılgı metoduyla aldatılmaktadır. Bu düzeni yürütenler, dindar kimseler olursa saadet getirir yanılması, sonucu değiştirmez. Faizi, dinsizler yürütürse zulüm, dindarlar yürütürse saadet getirir kanaati derin bir aldanmadan başka bir şey değildir. Faizci düzen hangi kadro tarafından yürütülürse yürütülsün sonu felakettir. Zinayı dinsizler suç olmaktan çıkarırsa kötü, dindarlar çıkarırsa iyi olmaz. Müslüman hidayet, feraset, dirayet sahibidir. Müslümanların duruşu İslam’ca olmak zorundadır. Erbakan hocamız bu konuyu şöyle bir örnekle açıklığa kavuşturmaktadır. "Faraza, bir zaman tünelinden geçirilip, asrısaadet dönemine ve bedir tepesine bırakılan kimse, bir tarafta Aleyhissalatü Vesselâm Efendimiz, arkasında iman ordusu, karşı tarafta ise, Ebu Cehil lâin ve küfür ordusu olduğu halde, bedir harbinin yapıldığını görse; 1-Hangi bahane ile olursa olsun, Ebu Cehil’in safına katılsa, ona arka çıksa ve alkışlasa küfrünü izhar etmiş olur. 2-Veya "Allah, hakka yardım etsin" deyip, hiçbir tarafa tabi ve taraf olmadan yerinde otursa, o zaman da münafıklığını ispat etmiş sayılır. Zira bu söz "hangi taraf haklı, pek bilemiyorum, Hz. Muhammed’in haklılığından da şüphe ediyorum" anlamına gelir. 3-Şayet bu manzara karşısında "Ya Rabbi, Resulüne ve ashabına yardım et" şeklinde dua etmekle yetiniyor ve yerinde duruyorsa, bu halde de fasık; günahkâr ve gayretsiz bir Müslüman olduğu ortaya çıkar. 4-Yok eğer, bu durumu görür görmez "Resulüllah’ın ayağına diken batacağına benim gözüme ok saplansın" diyerek yerinden fırlıyor ve bağırsakları çalılara takılsa bile İslam’ın safına katılmak ve Allah yolunda vuruşmak üzere koşuyorsa, o takdirde gerçek bir mümin olduğunu kanıtlamış olur." Şuurlu bir Müslüman, batıl bir düzeni yürüten kim olursa olsun, onunla birlikte olamaz. Onu kendisinden sorumlu yönetici seçemez. Mücadelemiz hak-batıl mücadelesidir. Bizde "baş başa, baş Allah’a" bağlıdır. Siyonizm’de ise "baş başa, baş şeytana bağlı" prensibi geçerli olmaktadır. Milli Görüş kurtuluş için tek çaredir. Selam hidayete tabi olanlara…

Saadet Miting 1