
Bismillahirrahmanirrahim
Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah’a hamt, Peygamberimize, âline ve sahabelerine salât ve selam ederiz.
Erbakan Hoca’mız, Peygamber Efendimiz İslam’a nasıl inanmış, nasıl yaşamış, hakkın hâkim batılın zail olması için ashabı ile beraber nasıl cihat etmiş ise, öylece inanmayı, öylece yaşamayı, hakkın hâkim batılın zail olması için öylece cihat etmeyi kedisi için bir kulluk görevi sayan şuurlu bir Müslüman’dı. Peygamberimizin vefatından sonra bir Raşit Halifeler dönemi yaşanmıştır. Müslümanlar için bu dönem genellikle huzur ve güven dönemi olmuştur. Otuz iki yıllık bir saadet döneminin ardından Emeviler dönemi başlamış ve bu dönemde Müslümanlar arasında hoş olmayan olaylar cereyan etmiştir. Müslümanlar bütün bu olumsuz şartlar altında dahi ümmetin birliğini muhafaza etmeyi başarmışlardır. Bu sıkıntılı dönemde bir insan ortaya çıkar. Bu insan İmamı Azamdan başkası değildir. İmamı Azam bu dönemde önemli bir görevi yerine getirmiştir. İmamı Azam o dönemde Müslümanların akidesini tehdit eden aykırı hareketlerin önünü kesebilmek ve İslam’ın temel esası olan itikat esaslarını muhafaza için Fıkhı Ekberi yazmıştır. Diğer yandan İslam fıkhını usul ve füru olarak tedvin etmiş ve ümmeti büyük bir kargaşadan kurtarmıştır. İmamı Buharı yine bu dönemde İslam’ın ikinci kaynağı olan Hadislerin toplanması ve tedvini konusunda bir çığır açmış, kendisinden sonra bu alanda hizmet vermiş muhaddislere adeta hocalık yapmıştır. Bu insanların o gün yaptıkları sadece yaşadığı asrın insanlarına değil günümüz insanlarına da hizmet etmektedirler. Müslümanlar ne zaman itikadi, ahlaki, hukuki, siyasi bir bunalıma düşse, Allah aralarından bir kimseyi çıkartıyor, o kimse eliyle onları bulundukları bunalımlı ortamlardan kurtarıveriyor. Osmanlının yıkılmasıyla Müslümanlar yeni bir durumla karşı karşıya kalmışlardır. Bu dönemde Müslümanların siyasi birliğini temsil eden halifelik kaldırılmıştır. Daha önce tek bir güç olan Müslümanlar, ırkçı emperyalizm tarafından kırk parçaya bölünmüştür. Bu yeni durumun şaşkınlığını epey bir müddet sırtından atamayan Müslümanlar, içinden çıkan birtakım önderler yoluyla tekrar kendi aslına dönmenin mücadelesini vermeye başlamışlardır. Aslan düştüğü yerden aya kalkar. Türkiye’nin en sıkıntılı döneminde kendisini mükemmel bir şekilde yetiştiren Erbakan, hocalarının da teşvikleriyle bu milletin önüne muslih bir lider olarak düşmüş ve Milli Görüş harekâtını başlatmıştır. Bu hareket, ırkçı emperyalizmin kendi kapısına bağlamak için ramak kaldığı bir dönemde aziz milletimizi İslam’a çekmeyi başarmıştır. Bu hareket aziz milletimizin, İslam âleminin ve bütün insanlığın tek kurtuluş çaresidir. Erbakan Müslümanların kaybolmuş ne kadar değeri varsa hepsini derlemiş toparlamış ve yeniden tanzim ederek bizim önümüze koymuştur. Bize muazzam bir müktesebat bırakmıştır.
Davasına hizmet etmek isteyen her şuur sahibi Müslüman için bütün şartlar hazır hale getirilmiş, bize mükemmel bir çalışma modeli bırakmıştır. Yapılacak iş Milli Görüş topluluğuna dâhil olmak ve verilecek görevi aşkla, şevkle, azimle yerine getirmektir. Zaman, Milli Görüşün Harunları olma zamanıdır.
YOLA DEVAM İÇİN
Milli Görüşçüler ve inananlar olarak tökezlemeden yolumuza devam etmemiz için şu gerçekleri bilmemiz, özümsememiz, itikadi ve ameli meleke haline getirmemiz gerekir. Bu gerçekler şunlardır: 1. Varlığı zatından olan, başlangıcı ve sonu olmayan, doğmamış, doğrulmamış, eşi ve benzeri bulunmayan, Allah’tan başka İlah yoktur. O ikisi olmayan birdir. 2. Kâinat, kemal sıfatlarıyla vasıflı Allah tarafından kendi varlığının bilinmesi için yarattığı mülküdür. Allah mülkünde tek tasarruf sahibidir. Mülkünde ortağı da yoktur. Bu kâinat kendi kendine olmamıştır, olması da mümkün değildir. 3. İnsanı eşrefi mahlûkat olarak yaratan Allah’tır. Ceza olarak Allah’ın Maymunlaştırdığı insan toplulukları vardır. Ancak İnsana dönüşmüş bir tek maymun yoktur. Evrim gibi teoriler siyasi bir ifsat projesidir. Müslümanlar bu oyuna gelmemelidir. 4. İslam; Hz. Âdem’den kıyamete kadar gelmiş ve gelecek insanlar için gönderilmiş tek hak dindir, düzendir. Peygamberlerin hepsi kavimlerini ve insanlığı İslam’a davet etmiştir. İslam, Allah’ın rızasıdır, Batıl ise Allah’ın gazabıdır. İslamsız saadet olmaz, İslam, dünya ve ahiret saadetinin tek çaresidir. 5. İnsanların dünya hayatları bir imtihan hayatıdır. Bu imtihan, bir hak-batıl mücadelesi şeklinde tazim edilmiştir. Bu hayat geçidir. Bütün insanlık bu imtihanın içindedir. Bu imtihanın dışında olan bir tek insan yoktur. Dünya hayatımız ölüm ile son bulacaktır. 6. İnsan ve cin şeytanları bizim en azılı düşmanımızdır. Bizleri İslam’dan uzaklaştırarak ifsat etmek isterler. Allah bizleri bu düşmana karşı uyarmakta ve onlara karşı savaşmayı emretmektedir. 7. Ahiret hayatı dünya hayatının hesabıdır. Ebedidir ve gerçek bir hayattır. Dünya hayatı imtihanında derslerine İslam’dan çalışanlar hesabını düzgün verip cennete gidecekler, Şeytan ve batılın önderlerinin hurafe kitabından çalışanlar ise kaybedenler olarak cehenneme gideceklerdir. Bu gerçekleri kavramayan hiçbir kimse, içinde yaşadığı olayları doğru olarak değerlendiremez.
MUHASEBE
Milli Görüşçüler olarak zaman zaman, kimi olaylar karşısında “yine mi?” diyoruz ve moral bozukluğuna düşüyoruz. Unutmayalım hak-batıl mücadelesinin bütün dönemlerinde her zaman Musalar, Harunlar, işittik ve itaat ettik diyenlerle, Samiriler, Karunlar, işittik ama itaat etmiyoruz diyenler, aynı anda bir arada bulunmuşlar ve bulunacaklardır. Bazen Samiri meşrepliler, yaptıkları altın buzağının etrafında yığınlar toplayacak, Musalar ve Harunlar ise Samiri ve yandaşlarına karşı Allah’a sığınarak cihat edecekler ve sonunda kazananlar, inananlar olacaktır. Bazen Karun meşrepliler şımararak toplumun karşısına çıkacaklar, bir imtihan için Allah’ın kendilerine emanet ettiği servetleri gurur vesilesi yaptıklarında mallarıyla birlikte yerin dibine batacaklardır. Selam hidayete tabi olanlara…