Uluslar Ligi'ndeki ikinci maçımızda İtalya karşısında alınan 4-1'lik ağır mağlubiyet, sadece basit bir skor tabelası trajedisi değil; kulübedeki anlamsız bir taktiksel inadın iflas belgesidir. Fransa karşısında sergilenen cesur oyundan eser kalmayan bu 90 dakikada, Vincenzo Montella'nın "forvetsiz oyun" fantezisi Milli Takım'ı kelimenin tam anlamıyla uçuruma sürüklemiştir. Gök Mavililer karşısında sahaya sürülen sistem, bir futbol takımının kendi potansiyelini kendi elleriyle nasıl baltalayabileceğinin en acı örneklerinden biri olarak tarihe geçti.
İtalyan teknik adamın sahte dokuzlarla, kanat oyuncularını merkeze çekerek üretmeye çalıştığı bu sistem artık futbolseverleri bıktırma noktasını çoktan aşmış, doğrudan Milli Takım'ın genetiğine ve saha içi kimliğine zarar veren kronik bir soruna dönüşmüştür. İtalya'nın katı ve tecrübeli savunma kurgusu arasında kaybolan, ceza sahası içinde bir hedef santrforu olmadığı için topu rakip alanda tutamayan Ay-Yıldızlılar, hücumda tamamen kısır kalırken savunmada da bütün dengesini kaybetmiştir. Kendi yarı sahamızda gördüğümüz dört gol, sadece İtalya'nın hücum zenginliğinin değil; ileride top tutamayan, hücumu sonuçlandıramayan bir takımın geriye ne kadar çabuk ve düzensiz koşmak zorunda kaldığının net bir özetidir. Bir takımın hücumdaki kısırlığı, savunmasını ancak bu kadar savunmasız bırakabilirdi ve Montella'nın taktiksel inadı bu faturayı bize ağır ödetti.
Bu noktada sorunun sadece sahadaki dizilişten ibaret olmadığını, kulübedeki aidiyet eksikliğinden de kaynaklandığını yüksek sesle dile getirmek gerekiyor. A Milli Takım gibi duygusal motivasyonun, bayrak ve forma aidiyetinin çoğu zaman taktiğin dahi önüne geçebildiği bir yapıda, yabancı bir teknik direktörün görev yapmasını hiçbir zaman doğru bulmadım. Bizim futbol kültürümüzün reflekslerini, Türk oyuncu grubunun psikolojisini, kırılganlıklarını ve bu formanın ağırlığını ancak bu topraklarda yetişmiş, bu duyguları iliklerine kadar hisseden yerli bir isim gerçek anlamda yönetebilir. Montella'nın skor 4-1'e gelirken takımın reaksiyon vermesi gereken anlardaki o soğuk, mesafeli ve tamamen kağıt üzerindeki verilere dayalı ezberci tavrı, bu kültürel yabancılaşmanın en net göstergesidir.
İtalya karşısında alınan bu ağır hezimet, şapkaların önüne koyulup ciddi kararların alınması gereken bir dönüm noktası olmalıdır. Eğer bu forvetsiz oyun inadından acilen vazgeçilmez ve Milli Takım'ın ruhuna uygun, coşkusunu anlayabilen bir kenar yönetimi anlayışına dönülmezse, Uluslar Ligi'nde yaşanacak hüsranlar sadece başlangıç olacaktır. Ay-Yıldızlı forma, kimsenin kişisel taktiksel denemelerini yapacağı bir laboratuvar değil; bu ülkenin en büyük futbol değeridir.