Hafta ortasında Avrupa gecesinde Marsilya’yı 4-1’lik skorla adeta sahadan silen Beşiktaş ile hafta sonu Amedspor’a 3-2 mağlup olan Beşiktaş aynı takım olabilir mi? Futbolun güzelliği kadar acımasızlığı da tam olarak bu tezatlıkta gizli. Vincenzo Italiano’nun öğrencileri, Fransız devine karşı taktiksel bir şaheser çizip sahadaki her metrekareyi domine ederken izleyenlere adeta bir futbol ziyafeti sundu. Italiano'nun o maçta oynattığı ön alan baskısına dayalı, dikine ve akıcı futbol tek kelimeyle muazzamdı.
Ancak ne zaman ki Avrupa sahnelerinin ışıkları sönüp Süper Lig’in sert gerçeklerine dönülüyor, Siyah-Beyazlılar bambaşka ve tanımsız bir kimliğe bürünüyor. Amedspor karşısında alınan 3-2’lik mağlubiyet, basit bir saha içi kazası olarak geçiştirilemez. Bu tablo, Beşiktaş’ın üzerine karabasan gibi çöken Avrupa dönüşü sendromunu açıkça gözler önüne seriyor. Yüksek tempolu Avrupa zaferlerinin ardından lige zihinsel ve fiziksel olarak yeniden odaklanamamak, takımın en yumuşak karnı haline gelmiş durumda.
Şu bir gerçek ki; Beşiktaş’ın Marsilya maçında tavanını gösterdiği o dinamik oyun, bu ligin standartlarının çok üzerinde. Siyah-beyazlılar, Avrupa dönüşlerinde yaşadığı bu ritim kayıplarını ve konsantrasyon eksikliğini gidermeyi başardığı takdirde, sahaya koyduğu futbol kalitesiyle Süper Lig’de şampiyonluğun en büyük adayıdır.
Fakat madalyonun diğer yüzü oldukça karanlık. Eğer Italiano ve teknik heyet bu Avrupa dönüşü krizine acilen bir neşter vuramazsa, ligdeki bu dalgalanma devam eder ve puan kayıpları kronikleşirse, bırakın şampiyonluğu sezon sonunda ilk 3’e girmek dahi zorda kalacaktır. Süper Lig maratonu, Avrupa zaferlerinin sarhoşluğunu asla affetmez. Italiano’nun Perşembe-Pazar dengesini kurup takımı her maça aynı zihinsel açlıkla çıkarması şart; aksi halde Avrupa’da yazılan destanlar, ligde kaybedilen puanların gölgesinde silinip gitmeye mahkûm olur.