Türkiye’de emekliler bugün yalnızca düşük maaşlarla değil, siyasetin çelişkili diliyle de yoksullaştırılıyor. Bir gün kürsüden emekli maaşları için “SEFALET ÜCRETİ” deniliyor, ertesi gün çözüm konuşulacağı zaman aynı emekliler siyasetin gündeminden düşüyor. İşte tam da bu noktada, Devlet Bahçeli’nin emeklilerle ilgili sözleri ile sergilediği siyasi tutum arasındaki derin tutarsızlık bütün çıplaklığıyla ortaya çıkıyor.

Sayın Bahçeli emekli maaşları için “SEFALET ÜCRETİ” diyor. Bu tespit doğrudur. Ancak doğru tespitin arkasından doğru irade gelmiyorsa, o söz emeklinin cebine değil, sadece manşetlere girer.

“BİZ İTTİFAK ORTAĞIYIZ, İKTİDAR ORTAĞI DEĞİLİZ” deniliyor.
Peki o zaman şu soruların da makul biçimde sorulması gerekir:

Eğer bu ilişki bir ittifak ortaklığıyla sınırlıysa, emniyet, yargı ve diğer kritik devlet kademelerinde kadro tercihleri konusunda neden bu denli etkili bir rol üstlenildiği izlenimi oluşuyor? Neden zaman zaman bir destek ortağından ziyade, yürütmenin asli bileşeni gibi bir görünüm ortaya çıkıyor? Yine bu çerçevede, İçişleri Bakanı’na yönelik eleştirilerin ve TBMM kürsüsünden dile getirilen serzenişlerin, ittifak sınırlarını aşan bir siyasi sorumluluk algısı doğurduğu da ifade edilebilir.

Ortaya çıkan tablo nettir. Yetki, kadro ve güç paylaşımı söz konusu olduğunda iktidarın merkezinde yer alan bir duruş; emekli maaşı, hayat pahalılığı ve yoksulluk konuşulunca sorumluluğu başkasına havale eden bir siyaset dili… Bu çelişkiyi artık kimse emekliye anlatamaz.

Çünkü emekli artık bu dili tanıyor. Yetki paylaşılırken masanın başında, bedel ödenmesi gerektiğinde masadan bir adım geri duran bir anlayışla karşı karşıyayız. Oysa gerçek çok nettir: Yirmi beş yıldır bu ülkeyi kim yönetiyorsa, bugünkü emekli tablosunun da sorumlusu odur. Bütçeye el kaldıran, torba yasaya “evet” diyen, ekonomik tercihlere destek veren herkes bu sorumluluğun içindedir.

Emekliye gelince “Cumhurbaşkanı karar alsın, destekleriz” demek; sorumluluğu paylaşmak değil, sorumluluktan kaçmaktır. Emekli artık bu cümlelerle avutulmak istemiyor.

Emekliler üzerinden konuşanları “fitne” ile suçlamak ise gerçeği ters yüz etmektir. Fitne; emekliyi açlık sınırının altında yaşatıp sesini yükselttiğinde onu suçlamaktır. Fitne; “SEFALET ÜCRETİ” diyerek bu sefaleti ortadan kaldıracak adımı atmaktan kaçınmaktır.

Emekli bugün ideolojik tartışma istemiyor. Emekli bugün iktidar–muhalefet kavgası izlemek istemiyor. Emekli tek bir soru soruyor: “Bu maaşla ben nasıl yaşayacağım?”

Söz kadrolara gelince iktidarın merkezinde durup, söz emeklinin sofrasına gelince “ittifak ortağıyız” demek; bu milletin aklıyla alay etmektir. Devlette yetki paylaşılırken sorumluluk alanların, iş emekliye gelince sorumluluğu başkasına havale etme lüksü yoktur.

Bugün emekli, kim hangi koltuğa kimi yerleştirmiş, hangi kulis nerede yapılmış onunla ilgilenmiyor. Emeklinin baktığı tek yer var: cebinde kalan para, evinde kaynayan tencere.

Eğer gerçekten “SEFALET ÜCRETİ” diyorsanız, bu sefaleti ortadan kaldıracak iradeyi de göstermek zorundasınız. Emekliler konuşulmak değil, artık somut adım görmek istiyor.

Ve unutulmasın:
Emekli sadaka istemiyor.
Onurlu bir hayatın hesabını soruyor.