Batılılar, ülkemizi adeta bölüp parçalama niyetindelerdi. Milletimizin değerlerine ters düştüğü için Türk heyetinin onların isteklerini kabul etmemesi sebebiyle de Lozan Antlaşması bir türlü yapılamıyordu. Bu durum karşısında Türk heyeti içerisinde bulunan Haham Hayim Nahum, Batılılara şöyle bir teklifte bulunur: Rahmetli Erbakan Hocamız, buna, 'Hayim Nahum Doktirini' derdi.
Dedi ki: “Ben Türkler'i iyi tanırım, savaştan kaçmazlar, ancak siz de çok kayıp verirsiniz. Gelin fazla ısrarkâr davranmayın, paraya çok ihtiyaçları var. Onları borçlandırın, yoksullaştırın, milli yapıyı bozun, dinden uzaklaştırın, bölün, birbirleriyle çatıştırın, yumuşak lokma haline getirip yutun”
Neticede bu teklif üzerinden hareketle dediler ki: “Evet, bazı isteklerimizden vaz geçiyoruz ancak, adalet bakanlığınızda müsteşar bulunduracağız.” Heyet Başkanı İsmet İnönü 1973’te bir televizyon programında mevzuyu şöyle açıklayacaktır: “Bizden çok şey istediler, ancak halkın taleplerine ters düşüyordu. Adalet bakanlığımızda müsteşar bulundurmayı istediler, onu memnuniyetle kabul ettik.”
Türkiye’de ilk parti Kuvâ-yı Milliye şuuruyla Atatürk liderliğinde Eylül 1923’te Halk Fırkası ismiyle kuruldu. Bir yıl sonra da ismi Cumhuriyet Halk Fırkası ve 1935’te de Cumhuriyet Halk Partisi olarak değiştirildi. Kurulduktan bir süre sonra İttihat Terakki zihniyeti partiye sızdı ve maalesef yerleşti kaldı.
O dönem Hayim Nahum’un batılılara teklif ettiği şartlar bir bir gerçekleştiriliyordu. Ağır vergilerle yoksul halk daha da yoksul hale getiriliyor ve halkı bir çok reformla dinden soğutma politikaları güdülüyordu. Bu yafta hala CHP’nin boynunda takılı duruyor. Bir türlü de kurtulamıyor. Tabi diğer partiler de bunu iktidar olma veya orada kalmak için bir politika malzemesi olarak kullanıyorlar.
1946’da çok partili sisteme geçildiğinde halk bir nebze rahatlayacağını düşünerek, yeni kurulan Demokrat Partiye yöneldi. Ancak Kurucu Genel Başkan Celal Bayar da maalesef bir İttihat ve Terakkiciydi. Bu sinsi zihniyetten bu millet yine kurtulamamıştı.
Milletin iradesine uygun olarak 1948’de Mareşal Fevzi Çakmak Genel Başkanlığında Millet Partisi ve 1955’te Ekrem Hayri Üstündağ Genel Başkanlığında Hürriyet Partisi adında partiler kuruldu ise de siyasi hayatları çok uzun sürmedi.
1960 ihtilalinden sonra kurulan Adalet Partisi, 1969’da kurulan Milliyetçi Hareket Partisi, 12 Eylül 1980 İhtilali sonrası kurulan Anavatan Partisi ve 28 Şubat darbesinden sonra kurulan Adalet ve Kalkınma Partisi ve de irili ufaklı bir çok parti maalesef bu ittihat ve terakki zihniyetinden maalesef bir şekilde kurtulamamışlardır. Kurucuları olsun taraftarları olsun çoğunlukla bu vatanın evlatları ve hepsi de kökende Milli Görüşçüdürler. Ancak içlerine sızan İttihat ve Terakkici zihniyetinden bir türlü arınamıyorlar. Esas sorun ise temellerinin sağlam atılmamasında...
Mesela AKP’nin kurucuları, “Biz Milli Görüş gömleğini çıkardık, Derin devletin çarkına çomak sokuyoruz, her seferinde tabelamızı indiriyorlar. Erbakan otuz yıldır bizi safsatalarla oyaladı...” diyerek ayrılıp gittiler ve maalesef bugün dahi o şer güçlerin çarkından kurtulamıyorlar. Hem kendileri darbe yiyor hem millete ve hem de bu ümmete çile çektiriyorlar.
İktidar hırsları yüzünden de bu necip milleti peşlerine takmışlar maalesef uçuruma doğru sürüklüyorlar.
Bu kötü gidişatın bir çıkar yolu var ki oda şu. AKP’liler de CHP’liler de MHP’liler de ve diğerleri de bir an evvel gelip Milli Görüş çatısının altına girecekler. Çünkü Milli Görüş Halkın kendi öz görüşüdür. İttihat Terakki zihniyeti asla ve asla bu görüşün içine sızamaz. Çünkü Temeli sağlam...
Bütün bunlara inanıp inanmamak herkesin paşa keyfine kalmış, ancak, acizane: “Hiç olmazsa biraz düşünün!” derim.
Yazılarımın bir çoğunda AKP zihniyetini anlatmaya çalıştım. Benim alıp vermeyeceğim de zaten zihniyetle. Zaman zaman isim vermiş olsam da şahsen hiç kimsenin kişiliğini örseleyecek bir düşünce serd etmedim.
...
Şunu da net olarak ifade edebilirim, eğer bu ülke yönetimi AKP zihniyetiyle devam ederse, yakın bir zamanda eyalet tartışmaları, arkasından belki bir kaç sene sonra özerklik tartışmaları ve kim bilir belki 2030'u bulmadan da bağımsız yeni devletlerin kurulması gündeme gelecek. Çünkü BOP planı adım adım yürüyor.
İnşaallah milletimiz, yapılacak ilk seçimlerde bütün bu zihniyetlere çok büyük bir oranda ‘HAYIR’ Milli Görüş'e ise 'EVET' diyecektir.
Ez cümle: Biz millet olarak hepimiz kardeşiz ve eminim hepimiz ülkemizi de milletimizi de çok seviyoruz. Bundan sonra da kardeşlik hukukumuz elbette ki devam edecek.
...ve tabii ki Milli Görüşçüler olarak ülkemizin ve de bütün insanlığın kurtuluşu için verdiğimiz mücadelemiz de...