Şurası bir gerçek ki, diken üzerindeyiz.
Dışarıdaki tehditler, depremler, iç sıkıntılar, ekonomik darboğaz, çocuk katillerle ülke her gün biraz daha nefes alamamakta.
İyice vehme kapılmaktayız.
Kulaklar, Suriye ve İran’ da.
ABD’nin Suriye’den çıkmasına tam sevinemiyoruz bile,
Hangi engerekliği yapacak, sıra bizde mi kaygıları artmakta.
Grönland’a, Gazze’ye göz diken hırsız,
“Boğazlar benim işime yarayacak, haydi çekilin gölge etmeyin” der mi, derdi depreşmekte kimimizde.
Ülkemizi ziyaretten dönen Libya resmi heyetini taşıyan uçağın toprağımızda kaza ile düştüğüne kimse inanmadı.
Zira Rusya ile yakınlaşan Menderes’in de uçağı benzer şekilde düştü. İnönü, 1959’da Sovyetler ile bu yakınlaşmalar için gazeteci Metin Toker'e, "Adnan ve Fatin çok tehlikeli işler yapıyorlar" demişti. Menderes’in uçağı 1959’da Londra’da şüpheli şekilde düştü. Kazada bakan ve milletvekillerinin de bulunduğu 14 kişi öldü. Başbakan ve birkaç kişi kazadan kurtuldu. Menderes, bir yıl sonra Moskova’ya gitmeye hazırlanıyordu, 1960 darbesi oldu. Sonra da idam edildi. Halk bu acıları uzun yıllar yaşadı.
Dış siyaset her zaman sıkıntı.
İçeride huzur eksik.
Hayatının en mutlu dönemi olabilecek yaşlılığında, para sıkıntısı çekmemenin hayal olması, milyonlarca insanı mengenede tutmakta.
Artık nasıl yaşamaksa.
Yoksullukla başa çıkamamaktalar.
Evinin kirasını ödeyemeyen, yiyeceğini, ilacını alamayan, ısınamayan milyonlar mutsuz.
“Ölüm yaşı uzadı, bütçeye büyük yük” şikâyetleri.
Hangi akla hizmet edip EYT gibi 45 yaşındaki genç insanlar emekli edilip yaşlıların ekmeği ellerinden alındı acaba.
Gençlerin o pıtrak gibi açılan üniversiteleri bitirip, evde kalakalıp, yıllar yıllar geçmesine karşın hâlâ işlerinin olmayışı, ruhsal bunalımları ile toplumun bir diğer yarısı yaralı.
Neden çocuklar doğmuyor diye sormakta ilgililer.
Gençler işsizlikten, yoksulluktan evlenemiyor ki bebekler doğsun.
Çok kazananların da derdi dünya kadar.
Onlar da mutlu değil; uyuşturucu, fuhuş, dipleri buluş.
Gündemdeki sorunlar sanki katmerlenerek artmakta.
Dün terör vardı, asker anaları kurda kurban verdikleri kuzularına ağlıyordu.
O sahne kapandı, gözyaşları yine akmakta.
Akran zorbalığı.
Çocuk katiller.
Anne babaları yaşamdan kopartan, çocuklarının başka çocuklarca katledilmesi.
Mafya dizileri, gruplaşma, çatışma; cazibe oluşturmakta.
Ailenin ve okulun yeterli paylaşma, iş birliği, dayanışma, akran kardeşliği, dayanıklı sevgi eğitimi verememesi sorunları büyütmekte.
Sosyal medya, çocuklara depresyon, anskiyete, mutsuzluk yüklemekte.
Fenomenlerin çalışmadan milyonlar kazanıp lüks hayat yaşamaları, çocuk gençlerde derslerine ilgiyi azaltmakta, onlara özentiyi artırmakta.
Çeteler, çocuklara ulaşarak suça bulaştırmakta, uyuşturucuya alıştırmakta, yapay zekâlı içerikler vahim hatalara sevk etmekte.
Aile Bakanlığı’nın getirdiği teklif, sosyal ağ sağlayıcılarına 15 yaşından küçük çocuklara hiçbir şekilde hizmet sunmama ve hesap açmama yükümlülüğü getirilmesini,çocuklar zararlı içeriklere maruz kalmadan etkili filtreleme sistemlerinin kurulmasını kapsıyor.
Avustralya, 16 yaş altı çocuklara sosyal medya erişimini yasakladı, pek çok batı ülkesi de bu yolda çalışmalar yapmakta.
Bakalım bu geç kalmış projeler, hayata geçtiğinde bir nebze nefes alabilecek miyiz.
Toplumun kök değerleri; iyilik, yardımlaşma, tevazu, paylaşma, masumiyet, iş birliği, saygı, merhamet, denge inşa edilebilecek mi.