Eğitim görmüş gençlerin bile iş bulmakta ölümüne zorlandığı bir ülkede.
Yoksulluklarla boğuşmaktan değil eğitim almak, karnını zor doyuran gençlerin başına gör ki neler gelir.
Nasıl dört bir yanlarını sarar hayın umutsuzluk.
Elbet birileri imkân denizlerinde lüks yaşamdan boğulmaktadır.
Kimileri de zalım çarkın dişlileri arasında ezilmektedir.
Bu ülke nasıl bir vicdan yitirmiştir ki, tarlalardan merhametsiz insan hasat edilmektedir.
Yazık etmektedir, gencecik insanlara.
Yol parasını borç alarak gidip, aç açına çalıştığı günleri saymaktadır Mehmed.
Ayın tamam olmasına sanki yıllar gibi geçmeyen bir dolu hafta ve gün vardır.
Naçar kalır, o gün geldiğinde arsızca sırıtan patron ücretini ödemez.
Çöplük midesini doldurmaktan geri durmadığı restoranda o yemeğini yerken Mehmed, pencere gerisinden onu seyretmekte, beynine kan dolmakta, elinden bir kaza çıkmaması için Allah’a yalvarmaktadır.
Alacaklısına tarih vermiştir.
“Hiç merak etme patron bugün paramı verecek, borcunu ödeyeceğim.”
Nasıl yıkılmıştır, şimdi ne diyecektir, tanışı da yoksuldur,
Çoluğunun çocuğunun boğazından kesip vermiştir o borcu.
Ferhat gelmiştir aklına.
Arkadaşı.
Kendisi gibi işsiz.
Can havliyle İstanbul’a gitmiş,
Yıllardır lanetli görülse de kot kumlama işi.
Çaresizdir Ferhat, Karlıova da bıraktığı ailesi eline bakmaktadır.
Onlara umut olacaktır.
Birileri mırıldanır gibi olmuştur: “Yapma bu işi, sonu ölüm.”
Mehmed, arkadaşının bulduğu bu ölümcül işe yorum yapmamıştır bile.
Çok iyi bilmektedir ki işsizlik; ölümden de acı, her an beyni, kalbi, ruhu delik deşik eden, baş eğdiren, insan içine çıkarmayan, duyguları parçalayan, ruhu darmadağın eden kapkara bir başka ölümdür.
O gün herkes konuşmuş Mehmed susmuştur,
Başka çaresi mi vardır Ferhat’ın.
İşsizlik her gün hücrelerini, kılcallarını biner biner öldürmektedir.
Yıllarca çalışır Ferhat,
Kot kumlama işinde.
İnsanların bazen üzerinde görür kendi kumladığı kotları,
Seri numarasından tanır.
Uzaktan gururla değil, hüzünle bakar,
Gittikçe gücünün tükendiğini hissetmektedir.
Yürüyüşlerinde zorlandığını,
Adımlarının ağırlaştığını,
Nefes almakta güçsüzleştiğini,
Göğsünün daraldığını,
Öksürüklerinin arttığını,
Bazen kan tükürdüğünü görmektedir.
Doktora gitmeyi ertelemektedir.
Karlıova’ya dönen genç cenazelerin ölüm nedenini çok iyi bilmektedir.
Oysa bu daha iyi günleridir.
Yatağından kalkıp işe gidemediği,
Dizlerinden dermanın kesildiği, tükendiği,
Bütün kuvvetini yitirdiğinde,
Doktorun önünde bulduğunda kendisini.
Çaresizce bakar, üzgün olduğunu söyleyen hekimin suratına.
“Maalesef silikozis hastalığına yakalanmışsın.”
Şaşırmaz.
Doktor belki nadir duymuştur bu hastalığı,
Lakin kendisi o kadar aşinadır ki,
Köyünden ayrılan gençlerin bu hastalığın pençesinden kurtulamayarak cenaze olarak geldiklerine.
2000’li yıllarda özellikle Esenyurt’ta, ”merdiven altı” atölyelerde çalışmak, işsiz gençlerin hayata dair ellerinde kalan son umuttur.
Silikozis, özellikle kayıt dışı ve denetimsiz atölyelerde çalışan işçiler arasında yaygındır.
Gençlerde biliyorlardı, her ölenle ürperseler de başka çareleri yoktu.
Ölümler arttıkça, ilgililer harekete geçti.
2009 da kot kumlama yasaklandı.
Hastalıklar, ölümler, dur durak bilmedi lakin.
Zalım düzenin naçar bıraktığı gençler,
Akciğerlerinden bir serçe kuş gibi vurulup, uzun hastane tedavi süreçlerinden sağ çıkamayıp da.
Döndüler birer birer köylerine tahta tabutlarda.
Mehmed, parasını alamadığı patronuna yüreğinde biriktirdiği hınç ile arkadaşının cenazesine geldi.
Ferhat, tedavi gördüğü hastanede yaşamını yitirmişti.
Arkadaşı ölmüştü, acıydı ne çok.
Fakat kendisi de diri değildi, sağ hiç değildi.
Karlıova’da Ferhat Gezer ile birlikte Silikozis nedeniyle yaşamını kaybedenlerin sayısı 32’ye yükseldi.
Ferhat, Karlıova’ya bağlı Toklular köyünde defnedildiği gün cenazeye katılanların üzerinde arkadaşını öldüren kumlanmış kotları gördü Mehmed.
Öyle bir yandı ki ciğerleri,
Öyle bir bağırıp ağladı ki, dağlar inledi.
O kanlı gözyaşlarının bir kısmı Ferhat’a aktı, bir kısmı kendisine; kalanı da bütün işsiz gençler içindi.