“Şivan Perwer sosyal medya hesabından paylaştığı bir video ile gözyaşları içinde ABD’ye ‘Bizi kullanıp attınız’ ifadeleriyle yalvardı.”

İnternet sitelerinde bu üst başlıklarla duyurulan haberin ayrıntılarına ulaşanlar, ABD Başkanının verdiği cevabı da okudular:

“Kürtleri seviyorum. Onlara çok büyük paralar ödendi. Petrol ve başka imkanlar sağladık. Bunu bizim için yaptıklarından daha çok kendileri için yaptılar.”

Şivan Perwer’den başlayalım.

Adını “Megri Megri” şarkısıyla, İbrahim Tatlıses ve Sayın Erdoğan’lı toplantılarda ve özellikle çözüm sürecinde daha çok duyuran Şivan Perwer’in kim olduğunu, Cumhur İttifakının “Gereğini yapan Ahmet Bey” sıfatıyla ünlendirilen gazete yazarı Ahmet Hakan’ın anlatımından tanıyacağız.

“Çok saygı duyduğum bir Kürt sanatçısıdır.”

Bahse konu gazete yazarına saygı duyurma yarışında olan (içlerinde Türk sanatçılar da vardır) ve kazanan bir Kürt sanatçısı Şivan Perwer’den, bu iltifattan sonra ‘’Beklenen Şarkı’’ güftesi de duyurulmuş o tanıtım fıkrasında.

“Sattın bizi Amerika, sattın bizi Trump!”

Whatsapp Image 2026 01 30 At 18.04.10

İstek şarkısına bu girişi yaptıran güftekarın hariciye bilgisi ve dış politika uzmanlığı tartışılmaz. Herkesin akıl payına düşmez bu espri kaynağı.

Şivan Perwer ağlamasıydı/yalvarmasaydı, bir örneğinden bahsettiğimiz böyle “zilli” yazıların tetiği çekilecek mi idi iktidar medyasında? Ya da hangi basın fedaisinin geçmişinde var, ABD’nin Kürtleri okşarken çekilmiş resimlerinin altına, “Dikkat, satabilir” ikazlarını yazdıklarına dair bir iz, bir ipucu.

Şivan Perwer anlatımıyla teselli arayanlar değildir gerçi konumuz. Kimden izinli olduğunu bilmediğimiz Şivan Perwer’in “Mağdur” edebiyatına birkaç kalemde itiraz edecektik.

“Her sıkıştığınızda Kürtleri arıyor ve bize yardım edin diyorsunuz.”

“İşte bu Şivan Perwer, son videosunda ağlayarak, gözyaşlarına boğularak ABD’ye şöyle seslendi” diyen gazeteci, sayısını bilmediği devrimci şarkılarından üç örnekle gereğini yaptıktan sonra, bu girişli konuşmasını koymuş sayfasına.

“Her sıkıştığınızda Kürtleri arıyor ve bize yardım edin diyorsunuz!”

Şivan Perwer, bozulan adi ortaklığı anlatıyor.

Hep sıkışan Amerika, hep aranan Kürtler.

Yardım isteyen Amerika, yardımına koşanlar Kürtler.

Neyin karşılığındadır bu ortaklık?

Anlaşmanın Amerika tarafı, gizli sırlarını aşikar edenleri, anlayacakları dilde cevaplıyor. İfşalar da karşılıklı diyor.

“Kürtleri seviyorum. Onlara çok büyük paralar ödendi.”

Her sıkıştığımızda aramışsak, sevgimizdendir. Kullanılıp atılmayı dert etmediğiniz, “Her sıkıştığımızda” aranma itirafından belli iken, ödeme konusunda bizi izaha zorlamanız anlaşılır değil.”

Bu savunmayı, cevap demecine sığdıran ABD, muhataplarının tüm etiketlerini açıklamaktan da çekinmiyor.

“Petrol ve başka imkanlar sağladık!”

Başka imkanlar ne olabilir? Yerleşilen kasabalara, şehirlere üretim yapacak fabrikalar kurulmadığına göre, dolaşma hakkı kazanan paralar olabilir mi?

“Bunu bizim için yaptıklarından daha çok kendileri için yaptılar!”

Her sıkıştığında Kürtlerden yardım isteyen Amerika, aldıkları yardımın gerçekte, psikolojik rahatsızlıklarının kanlı tatmini olduğunu böyle açıklarken, Şivan Perwer’in “Mağdur” edebiyatına gizlediği “Zarar görme, ekonomik kayba uğrama” şıklarını da reddediyor.

Amerika’nın satıcılığını Şivan Perwer vasıtasıyla öğrenen gazetecilerimiz, Amerika daha kimi satarsa, hangi güfteleri, kime yazacaklar gereğini yaparlarken.

Elma şekerleri bittiğinde…

MERAKIMIZ, GELECEK GÜNLERDE AVRUPA’NIN NE OLACAĞIDIR!

Whatsapp Image 2026 01 30 At 18.04.10 (1)

“Gün gelecek Avrupa Türkiye’ye yalvaracak!”

Cumhur İttifakı’nın Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın fotoğrafı yanına konuşlandırılan bu demecin resmi, yayımlandığı “Akit” başlığı altında sosyal medya sahalarında dolaşmakta.

Sınırsız bir zamanı gösteren “Gün gelecek” ifadesini veya benzeri bir işareti duyduğunda rahmetli Üstad Necip Fazıl, “O gün, neden bu gün değildir?” sorusunu yapıştırırdı muhatabının alnına.

Bir çeyrek asır kesintisiz iktidar olmak yıllarında gelmeyen gün, dünya hangi hali yaşarken gelecek?

Merhum Demirel muhalefette ise ve iktidar kanadından böyle bir iddia seslendirilmişse, gazetelere manşet olacak bir cevap verirdi.

“Bu güne kadar hangi gün gelmişse, gelecek olan da binaenaleyh farklı olmayacaktır.”

Demirel deyince, onun ilk iktidar yıllarındaki gazete başlıklarından benzer olanını hatırlamamak mümkün değil.

Avrupa, Türkiye’ye yalvarıyor, vezninde haberler olurdu bilhassa Tercüman gazetesinde. Devamındaki, “Şu kadar işçi daha istiyorlar” gibi bir cümlesi ise gülümsetirdi insanımızı.

Sayın Fidan’a atfedilen bu beyanattan haberli olduğunda yalvarma günlerini sabırla bekleyecek Avrupalılar ajanlarını, istihbarat uzmanlarını salmışlar mıdır ülkemize? Bizim fark etmediğimiz bir keşifleri, bir icatları, bir güzellik düşünceleri mi var acaba, merakıyla?

Adı, geleceği beklenen o günlerde saray ikameti ile anılan bir politika insanının anlatmak istediği, tarihimizde yaşanmış bazı sahnelerin tekrarını ummak, hayal etmek olabilir mi?

“Bizi Vatikan’ın zulmünden kurtarın”, diyen Avrupa şehirlerinin anahtar koleksiyonu müzelerinde olan bir milletiz çünkü.

Gelecek günlerin, tarihi tekerrür ettirecek bu ihtimal hesabını da kapsamasına kim sevinmez; biz de seviniriz.

İcabında sizi de sevindiririz böyle demeçlerle demeye hazırlanan ve muhalifliğimizi hazmetmekte zorlanan iktidar yanlılarına, dindarlık algılarınızı düzelttiğiniz de mi gelecek o günler, sualini sormak hakkımız bakidir.

Gelecek günlerde, Avrupa’yı yalvartma hakkımızı da katacakmışız mevcut haklarımıza.

Bunu da dediler!