Almanya’da yayımlanan iki farklı gazetede aynı haber dikkatimi çekti. Haber, Avrupa Birliği Komisyonu’nun TikTok’un çocukları ve gençleri yeterince korumadığı gerekçesiyle başlattığı soruşturmayla ilgiliydi.
Komisyonun ön bulgularına göre TikTok, reşit olmayan kullanıcıları yeterince koruyamıyor. Çocukların hesaplarının yabancı kişiler tarafından görülebilmesi ve kötü niyetli kişilerin bu çocuklarla kolayca iletişim kurabilmesi nedeniyle platform hakkında yaptırım süreci başlatıldı.
Dikkat edin…
Ortada henüz bir yasak bile yok.
Sadece çocukları ve gençleri korumaya yönelik daha sıkı güvenlik tedbirleri isteniyor.
Peki Almanya’da veya Avrupa Birliği’nde bu haber nasıl karşılanıyor?
Kimse çıkıp da “Özgürlüklerimiz elimizden alınıyor”, “Gençlerin hayatına müdahale ediliyor”, “Avrupa Birliği otoriterleşiyor” diye yaygara koparmıyor.
Çünkü konu çocukların güvenliği olunca ideolojik sloganlar değil; akıl, hukuk ve sorumluluk konuşuyor.
Şimdi aynı olayın Türkiye’de yaşandığını düşünelim.
Türkiye’de bir kurum, “Çocukları korumak için TikTok’a yeni yükümlülükler getiriyoruz.” deseydi, muhtemelen ertesi gün bazı televizyon ekranlarında, gazetelerde ve sosyal medya hesaplarında şu cümleleri duyardık:
“Yasaklar ülkesi olduk.”
“Gençlerin özgürlüğüne müdahale ediliyor.”
“İktidar sosyal medyayı susturuyor.”
“Yaşam tarzına karışılıyor.”
Üstelik büyük ihtimalle Avrupa Birliği’nden de peş peşe eleştiri açıklamaları gelir, “ifade özgürlüğü”, “dijital haklar” ve “demokratik standartlar” üzerinden Türkiye’ye yönelik uyarılar yapılırdı.
Oysa aynı tedbir Brüksel’den gelince adı “çocukları koruma politikası” oluyor.
Yapan Avrupa olunca “güvenlik tedbiri”, Türkiye olunca ise birçok çevrenin gözünde “özgürlükleri kısıtlama” olarak değerlendiriliyor.
Elbette devletlerin ifade özgürlüğünü keyfî şekilde sınırlandırması doğru değildir. Hukuk devleti olmanın gereği, temel hak ve özgürlükleri korumaktır. Ancak konu çocukların ve gençlerin güvenliği olduğunda, dünyanın en özgür ülkeleri bile belirli sınırlamalar getirebilmektedir. Çünkü burada amaç özgürlüğü ortadan kaldırmak değil; çocukları istismar, şiddet, bağımlılık ve kötü niyetli kişilerden korumaktır.
Bugün Avrupa Birliği’nin TikTok’a yönelik başlattığı süreç de tam olarak bunu göstermektedir.
Çocukların dijital dünyada korunması artık yalnızca ailelerin sorumluluğuna bırakılamayacak kadar büyük bir meseledir. Milyarlarca avro kazanan sosyal medya platformları da kullandıkları sistemlerin güvenliğinden sorumlu olmak zorundadır.
Bir platform çocukların hesaplarını yabancıların erişimine açık bırakıyor, kötü niyetli kişilerin reşit olmayan kullanıcılarla kolayca iletişim kurmasına imkân tanıyor ve yeterli güvenlik tedbirlerini almıyorsa, devletlerin ve uluslararası kurumların buna müdahale etmesi son derece doğaldır.
Bu, özgürlüğe karşı olmak değildir.
Bu, çocukları korumaktır.
Benim dikkat çekmek istediğim nokta ise çifte standarttır.
Aynı tedbir Avrupa’da uygulanınca “çocukları koruma politikası” olarak alkışlanıyor; benzer bir düzenleme Türkiye’de gündeme geldiğinde ise daha içeriği bile tartışılmadan “özgürlükler elden gidiyor” söylemleri dolaşıma sokulabiliyor.
Oysa doğru olan, uygulamayı yapan ülkeye göre değil, uygulamanın amacına, kapsamına ve hukuka uygunluğuna göre değerlendirme yapmaktır.
Çocuklarımızın güvenliği söz konusu olduğunda ideolojik gözlükleri çıkarmalı, ortak akılda buluşmalıyız.
Çünkü çocukları korumak, özgürlüğü ortadan kaldırmak değil; geleceğimizi korumaktır.

