Yolsuzluklar, vurgunlar, dolandırmalar, soygunlar, usulsüzlükler, rüşvetler, irtikâplar (görevi kötüye kullanma), adam kayırmalar, liyakat eksikliği, akrabayı kollama…
Yıllardan bu yana sürekli gündemimizde olan ve toplumu kemiren ayıplarımızdan, kusurlarımızdan…
Sadece içimizi kemiren değil hakka giren bir konu…
Yetimin hakkı söz konusu…
Tüyü bitmemiş yetimin hakkı diyoruz ya, hani!
Henüz dünyaya gelmemiş ya da çok küçük, savunmasız, hakkını arayamayacak durumdaki çocukların ve dolayısıyla toplumdaki tüm bireylerin ortak malı olan kamu kaynaklarının çarçur edilmesi, kaynakların birilerinin cebine haksızca girmesi…
Herkesin hakkı bulunan kaynakların küçük bir kesime akması…
Tüyü bitmemiş yetimin hakkı demek bu hakka asla el uzatılmaması gerektiğini anlatan ehemmiyetli bir ifadedir! Esasen bunu anlatmaya çalıştım!
Emeklimize, asgari ücretlimize, memurumuza yeteri kadar ücret veremiyorsak, hele hele emeklilerimizi bu son demlerinde açlık sınırının da altında bir ücrete mahkûm ediyorsak, oturup etraflıca düşünmemiz gerekmiyor mu?
***
Peki, hiç düşündük mü; yolsuzluklar, vurgunlar, dolandırmalar, soygunlar, usulsüzlükler, rüşvetler, irtikâplar, adam kayırmalar, liyakat eksikliği, akrabayı kollamalar nasıl önlenebilir?
O kadar rahatsızlık meydana getirmiş olmalı ki, TBMM bünyesinde bir dönem TBMM Yolsuzlukları Araştırma Komisyonu kuruldu ve yolsuzlukları araştırdı, aylarca…
4 aylık yoğun bir çalışma sürecinin ardından hazırlanan komisyon raporunda, eski başbakanlardan Mesut Yılmaz başta olmak üzere birçok bakan ve bürokrat hakkında Mavi Akım Projesi ve Türkbank ihalesi gibi konular nedeniyle Meclis Soruşturması açılması ve suç duyurusunda bulunulması talep edildi…
TBMM Komisyonu’nun hazırladığı nihai Yolsuzlukları Araştırma Raporu, Türk siyasi tarihinde geçmiş dönemlerin ihale ve enerji politikalarındaki usulsüzlüklerin resmi olarak kayda geçmesinde en önemli dönüm noktalarından biri oldu…
Ancak, yapılan araştırmalar, hazırlanan raporlar, görüşmeler, ortaya çıkan belgeler, evrak neticede yolsuzlukları, vurgunları, soygunları önledi mi?
Hâlâ, farklı kamu alanlarında yoğun olarak yolsuzlukları, usulsüzlükleri konuşuyorsak herhalde farklı önlemler almamız gerektiğini işaret etmiyor mu?
Daha da ötesi vahşi kapitalizmin, faiz mikrobunun, küresel sömürünün ve ırkçı emperyalizmin her geçen gün etkisini daha fazla hissettirdiği ve “gelir dengesizliği ve zenginin daha zengin, fakirin daha fakir olması” sonucunu doğurması…
Bu kadar sözden sonra…
Umutla bekleyen umutsuzların yaralarına merhem olacak bazı önlemler almak gerekmiyor mu?

YOLSUZLUKLARI ÖNLEMEDE BAZI TÜYOLAR!
* Elbette, kısa yoldan zengin olmanın etkisi var mıdır böyle bir ortamın doğmasında? Vardır!
* Elbette, çalışmadan, üretmeden, oturduğumuz yerden kazanmak istememizin etkisi var mıdır bu kokuşmuş sistemde? Vardır! (Bakınız lütfen, son fon soruşturmaları!..)
* Elbette, dengemizi bozan, aile yapımızı tehlikeye sokan, gençleri bir acayip şekle sokan müthiş dijitalleşmenin bu ortamda etkisi yok mudur? Vardır!
Ama yine de bütün bir toplum olarak ve elbette yetkili ve etkili siyasi irade bazı adımlar atabilir, bu ortamda!
* “Yolsuzluğun temel kaynağı, kamu veya güç konumundaki kişilerin elinde aşırı yetki toplanması, bu yetkinin hesap verebilirlikten uzak şekilde kullanılması ve denetim mekanizmalarının yetersiz kalmasıdır…” cümlesi bir çıkış noktası olabilir mi?
Özellikle yolsuzlukla mücadele, kurumsal reform, kamu politikası ve ekonomik kalkınma alanlarındaki çalışmalarıyla bilinen Amerikalı bir akademisyen ve yazar Robert Klitgaard’ın şu formülüne dikkat çekmek isterim; Yolsuzluk = Tekelleşme + Takdir Yetkisi - Hesap Verebilirlik!
***
Yolsuzluğun ortaya çıkış nedenlerini saymaya kalkarsak sayfalar dolusu yazmak gerekir ama birkaç hususu kısaca hatırlatmak gerekirse;
* Denetim organları (yargı, Sayıştay vb.) yeterince bağımsız çalışabiliyor mu? Şeffaflık eksikliği, liyakatsiz atamalar ve zayıf hukuk devleti ilkelerini bir kaz daha gözden geçirmekte yarar var mıdır?
* Kamu çalışanlarının maaşları yeterli mi, yetersiz mi? Piyasada aşırı bürokratik engeller ve kuralların karmaşıklığı var mıdır? Varsa bu engeller nasıl aşılır? Bu durumlar rüşvet ortamını hazırlıyor olabilir mi?
* Toplumda "gemisini kurtaran kaptan" anlayışının, akraba/hemşehri kayırmacılığının (nepotizm) normalleşmesinin ve yolsuzluğa karşı toplumsal tepkinin zayıflamasının böylesi bir ortamın doğmasında etkisi var mıdır, yok mudur?
***
Pek tabiidir ki, yolsuzlukla, rüşvetle, kayırma ile mücadele tek bir adımla değil, çok boyutlu bir stratejiyle mümkün…
* Mesela, kamu ihaleleri başta olmak üzere, bütçe harcamaları ve devlet kararları vb. halka açık olamaz mı?
* Mesela, bürokratik işlemler daha bir dijitalleşerek memur ile vatandaşın yüz yüze teması ve takdir yetkisinin azaltılması mümkün değil midir?
* Mesela, yargı ve Sayıştay gibi denetleyici kurumlar tamamen bağımsız olamaz mı?
* Mesela, yolsuzluk, usulsüzlük yapanlar için ‘cezasızlık’ algısı nasıl yıkılabilir?
* Mesela, kamu görevlerine alımlarda ve yükselmelerde kayırmacılık değil, sadece liyakat esas alınamaz mı?
* Mesela, kamu çalışanlarına vicdan-cüzdan arasında kalmayacak, yeterli hayat sürecekleri maaşlar verilemez mi?
* Mesela, yolsuzluğu fark edip bildiren kişilerin kimliği yasalarla korunamaz mı ve güvenliği sağlanamaz mı?
* Mesela, medyanın kamu harcamalarını özgürce araştırmasına ve sivil toplum kuruluşlarının devleti izlemesine imkân tanınamaz mı?
Bu saydığım faktörler esasen tüm dünya ülkelerinin gündeminde olan faktörler… Az ya da çok…

BUNLARI BİLİYOR MUSUNUZ?
* Sabri Ülker İstanbul Science Summit (İstanbul Bilim Zirvesi), Sabri Ülker Vakfı tarafından The Nutrition Society iş birliğiyle düzenlenen uluslararası bir bilimsel buluşma…
* Buluşmanın amacı, çocukluk çağı beslenmesi, halk sağlığı ve bilimsel gelişmeleri ele almak, akademisyenleri ve bu alandaki araştırmacıları bir araya getirmek…
* Gelişimsel kökenler, beslenme eğitimi ve halk sağlığı yaklaşımları programın ana başlıkları…
* Oturumlar, paneller, çalıştaylar, sunumlar ile tüm katılımcılar için ücretsiz bir zirve…
***
* Sabri Ülker Gıda Araştırmaları Enstitüsü Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Yahya Ülker’in iştirak edeceği, çocukların sağlıklı beslenmesi için küresel ölçekte iş birliğinin ve ortak hareket etmenin öneminin vurgulanacağı bu zirveye; dünyanın önde gelen bilim insanlarının katılacağını, zirvenin 19-20 Ekim 2026 tarihlerinde İstanbul’daki Rixos Tersane’de yüz yüze ve sanal katılım imkânlarıyla gerçekleşeceğini biliyor musunuz?
