Çocuk haylaz mı haylaz!

Anne, baba, büyüklerin nasihatini dinlemez, hep, “ben bilirim, ben istediğimi yaparım, ben bireyim, bana karışamazsınız, karışmayın!..” havasında…

Nasihatlerden, güzel, hoş, yapıcı öğütlerden hiç hoşlanmaz!

Ama bir o kadar da zeki!

Leb demeden leblebiyi anlayan cinslerden…

Ergenliği, gençliği, eğitim hayatı…

Sonrasında çalışma hayatı da benzer duygularla geçmiş…

Ama her aşamasında annesi, babası, büyükleri, “Oğlum önemli olan bir yerlere gelmek değil, elbette hak ettiğin yerlere, makamlara gel ancak daha önemli olan vicdanlı, merhametli, vatanını, milletini, devletini seven biri olmandır, ahlak ve maneviyata önem vermendir…” nasihatini yine de eksik etmezler…

Büyümüş, önemli makamlara gelmiş…

Bu arada çalışma hayatında her basamak yükseldiğinde, kendisine nasihat eden ailesine, büyüklerine, “Gördünüz mü!..” ile başlayan mesajlar göndermiş…

***

Ey okur!

* Vicdanlı, merhametli, vatanını, milletini, devletini seven, ahlak ve maneviyata önem veren biri olmak mı daha ehemmiyetlidir?

* Yoksa, her şeye rağmen, “her yol mübah” yoluna girerek basamakları tırmanarak belli makam ve mevkilere gelmek mi daha önemlidir?

***

Yıllardır dilden dile dolaşan ve bir babanın oğluna verdiği hayat dersini anlatan “Kaymakam olamazsın demedim, adam olamazsın dedim!” öyküsü günümüzde hâlâ önemini korumaktadır, öyle değil mi?

Asırlara meydan okuyan ve özündeki manayı bugüne kadar hiç kaybetmeyen, yitirmeyen, güncel olan, diri olan bu öykü, herkesin hayatına dokunacak ders alınacak ibretlikte, esasen…

Bu öyküyü bir kez daha hatırlatmak gerekirse;

“Vakti zamanında bir adam, oğlundan çok çekmiştir. Oğlu, adamı canından bezdirmiş ve babası en sonunda oğluna “Senden adam olmaz!” demiştir.

Oğlu da bu söze epey içerlemiş, alınmış...

Okumuş, daha sonra önemli bir makama gelmiş, kaymakam olmuş…

Bir gün kaymakam, babasını bulup getirmesi için adamlarını makama çağırmış…

* “Filanca köyde filanca evde bir adam var. O adamı buraya getirin!” diye talimat vermiş.

Kaymakamın emriyle adamları harekete geçmiş ve denilen yerde denilen evdeki adamı bulmuş ve kaymakamın huzuruna apar topar getirmişler.

Kaymakam, babasının karşısına geçmiş ve “Yaa, baba! Sen bana sürekli, “adam olamazsın!” dedin ama bak okudum, kaymakam oldum!” demiş.

Baba, bulunduğu konumdan hiç rahatsızlık duymadan koltuğunda oturan oğluna manalı manalı bakarak şöyle demiş:

* “Oğlum, ben sana kaymakam olamazsın demedim ki! Adam olamazsın dedim! Bak yine, hâlâ adam olamamışsın! Adam olsaydın babanı ayağına çağırmaz, kendin gelirdin.”

***

Son cümle: Makam ve mevki sahibi olmak elbette önemlidir! Ama daha da önemli olan, adam olmaktır, insan olmaktır! Vicdanlı, merhametli, vatanını, milletini, devletini seven, ahlak ve maneviyata önem veren biri olmaktır!




İYİCE AZITTILAR!

Dün sabah (24 Eylül 2026, Perşembe günü)…

Yahudi işgalciler, fanatik haham Yehuda Glick öncülüğünde Mescid-i Aksa’ya baskın düzenleyip ayin yaptı!

Onlarca Yahudi işgalci dün sabah, işgal güçlerinin yoğun güvenlik önlemleri altında Mescid-i Aksa’ya yine baskın düzenledi.

El-Mağaribe Kapısı’ndan Mescid-i Aksa’ya giren Yahudi işgalcilere fanatik haham Yehuda Glik’in öncülük ettiği, Mescid-i Aksa’nın avlusunda kışkırtıcı davranışlar sergileyerek dolaşan grupların işgal polisinin himayesinde Mescid-i Aksa’nın doğu kesiminde ayin yaptığı ifade edildi.

İşgal güçleri, Filistinlilerin Mescid-i Aksa’ya girişlerinde kimlik kontrolü yaptı ve çok sayıda kişinin kimliğine çıkışta geri vermek üzere el koydu.

İşgal güçleri, Kudüslülerden bazılarını Mescid-i Aksa’dan uzaklaştırdı. İşgalciler, eski Belde semti çevresinde yoğun güvenlik önlemleri aldı.

Yahudi işgalciler, sözde tapınak cemaatlerinin çağrılarıyla ve işgal güçlerinin himayesinde her gün Mescid-i Aksa’ya baskın düzenlerken, Yahudi bayram günlerinde baskınlara katılanların sayısı artıyor.

Mescid-i Aksa’yı Müslümanlar ve Yahudiler arasında zaman ve mekân bakımından ikiye bölme planları yapan işgal yönetimi, bu planlarını hayata geçirecek zemini hazırlamaları için Yahudi işgalcileri, işgal güçleri himayesinde Mescid-i Aksa’ya baskın düzenlemeye sürekli teşvik ediyor.

Yahudi işgalcilerin baskınlarına karşı Filistinliler de işgalcilerin Mescid-i Aksa’yı bölme ve Yahudileştirme planlarını bozmak için Mescid-i Aksa’da nöbet tutma çağrıları yapıyor.

Tüm bunların özeti şu: İyice azıttılar!

26 EYLÜL TARİHİ NEDEN ÖNEMLİ?

Önce o meşhur anekdotu kısaca hatırlatayım;

Dışişleri eski Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil... Duayen Türk siyasetçi ve kurt diplomatlardandı... Süleyman Demirel'in sağ koluydu.

Dönemin ABD Başkanı Jimmy Carter ile yaşadığı diyalogda, Millî Görüş lideri, Refah-Yol Hükümeti Başbakanı Prof. Dr. Necmettin Erbakan faktörünü anılarında anlatmıştı.

Carter ile yaşadığı diyalog sonrasında, “İlk kez Erbakan sayesinde bakanlık zevkini tattım!” diyerek, 'Erbakan sayesinde göğsüm kabardı!' ifadesini kullanacaktı.

***

Bu görüşmeye ilişkin biraz ayrıntı vermek gerekirse;

Tarih, 1976 yılının Mart ayı...

Başbakan Süleyman Demirel, Dışişleri Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil’i ABD’ye temaslar için gönderdi.

Amaç, ABD ambargosunu kaldırmak...

Kurt diplomat, Washington'a gitti ve Carter ile Türkiye'ye uygulanan ambargoyu görüştü.

Çağlayangil, bu ziyaretin ayrıntılarını şöyle anlattı;

* "Amerika’ya gittim, Başkan Jimmy Carter’dan 10 dakikalık bir randevu için 20 gün bekledim, nihayet randevu alabildim."

* "Odasından içeri girdiğimde Carter, odasında elleri arkasında, ayakta ve camdan dışarı bakıyordu, selam verdim. Dönüp bakmadı bile, anlaşılan azarlanacaktım."

* "Bana yüzünü bile dönmedi ve ben cesaretimi toplayarak daha önce ezberlediğim kısa metni konuşmaya başladım. ‘Sayın Carter, malumunuz uyguladığınız ambargo ekonomik olarak bizleri son derece zor durumda bıraktı. Bunun kaldırılmasını istirham ediyoruz! Falan filan…"

* "Carter hiç oralı değil ve ben son derece tedirginim! O sırada Carter’ın masasının üzerinde duran 10 kadar telefonun kırmızı renkli olanı çaldı. Telefonun kırmızı renkli olması önemli bir hat olduğunu düşündürdü."

* "Carter, telefonu aldı, ahizeyi kulağına götürdü birkaç saniye sonra yüzünde hayret ve endişe ifadesi belirdi. Telefonu kapadı ve bana doğru dönerek ‘Sayın Çağlayangil, böyle önemli bir konu ayaküstü konuşulmaz. İsterseniz bunu akşam yemeğinde görüşelim!’ dedi ve zoraki gülümsedi."

* "Ben hemen anladım ki bizim lehimizde ve bunların aleyhinde bir durum gelişmişti."

* "Dedim ki, ‘Ne oldu Sayın Carter, demin hiç pas vermiyordun, beni adam yerine bile koymuyordun, şimdi de akşam yemeğine davet ediyorsun!"

* "Carter dedi ki, ‘Sizin geçimsiz ortağınız Prof. Dr. Necmettin Erbakan ve arkadaşları Bakanlar Kurulu’na baskı yaparak ABD’nin Türkiye’deki tüm üslerine el koydular."

* "Bir anda kendimi Carter’dan üstün gördüm. O ezik halimden hiçbir iz kalmamıştı. Göğsüm kabarmıştı. İlk kez Erbakan sayesinde bakanlık zevkini tattım!"

* "İşte Erbakan böyle bir devlet adamıydı. Allah, Erbakan’a rahmet etsin…"

***

Yarın, 26 Eylül Cumartesi…

Peki, 26 Eylül tarihi neden önemli ve de bu konuyla ilgisi ne?

ABD Başkanı Jimmy Carter, Kıbrıs Harekâtı sonrası 1975 yılından itibaren Türkiye'ye uygulanan silah ambargosunu kaldıran 95-384 sayılı yasayı 26 Eylül 1978 tarihinde imzalayarak yürürlüğe koydu.

Ambargonun kaldırılmasına yönelik yasa tasarısı, Carter yönetiminin yoğun diplomatik çabaları sonucunda önce 26 Temmuz 1978'de ABD Senatosu'ndan, ardından 1 Ağustos 1978'de Temsilciler Meclisi'nden geçti.

Türkiye, 1975'te ambargoya karşılık olarak İncirlik dışındaki tüm Amerikan üs ve tesislerinin faaliyetlerini durdurdu. Rahmetli Oğuzhan Asiltürk’ün içişleri bakanı olarak bu açıklaması tüm gazetelerde manşet olmuştu.

ABD ambargosu ülkemizi çok mu zora soktu?

El cevap: 3 yıl süren bu ambargo dönemi Türkiye ekonomisini ve askeri lojistiğini zorlasa da, uzun vadede Türkiye'nin kendi ulusal savunma sanayisinin (ASELSAN vb. kurumların) temellerini atmasında en önemli kırılma noktalarından biri oldu…

---