2010 yılının sonlarında başlayan ve adına “Arap Baharı” denilen, aslında “Arap Karakışına” dönüşen protestolar, Mart 2011’de Suriye’deki rejime karşı Arap Baharı protestolarının bir parçası olarak etkinlik kazandı.
Orta Doğu’daki otoriter rejimlere karşı halkın hak arayışı ve demokrasi mücadelesi şeklinde empoze edilen Arap Baharı, aslında Irkçı emperyalizmin Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) çerçevesinde İslâm coğrafyasını yeniden dizayn etme projesiydi. Geldiğimiz noktada, bu sinsi projenin yaptığı yıkım daha net görülmektedir.
Millî Görüş lideri Necmettin Erbakan Hoca, 2003 yılı ve sonrasında yaptığı konuşmalarla sinsi plana dikkat çekmiş, Batılı güçlerin ve Siyonizm’in Büyük Orta Doğu Projesi (BOP) kapsamında önce Irak’ı işgal edeceğini, ardından Suriye’ye yerleşeceğini, ardından İran’a saldıracağını ve nihai hedefinin Türkiye olduğunu defaatle dile getirmiştir. İşte bu, gerçek müminin ferasetine en güzel örnektir.
Peygamber Efendimiz (s.a.v), “Müminin ferasetinden sakının/korkun! Çünkü o, Allah’ın nuruyla bakar” (Tirmizi) mübarek sözü önemlidir. Hz. Osman (r.a), yanına gelen bir kişiye, “Gözünde zina eseri var. Bir kadına bakmışsın” demiş, o kişi de “Nereden bildin?” karşılığını vermiş. Bunun üzerine Hz. Osman (r.a), “Müminin ferasetinden sakının/korkun, o Allah’ın nuru ile bakar” hadis-i şerifini hatırlatmıştır.
Güncel meselelere Kur’an-ı Kerim ve Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in açıklama ve tatbikatını örnek alarak bakmak gerekir. Hele günümüzde Siyonizm denilen bir mikrop, İslâm dünyasını zayıf yakalamışken yapacağı tahribatı dikkate almadan, bunu öngörmeden, mümin ferasetiyle olaylara bakmadan, yol alınamayacağını iyi görmek gerekir.
Millî Görüş lideri Necmettin Erbakan Hocamızın bu uyarılarını dikkate alarak hareket eden o günkü Millî Görüş yönetimi de Suriye’deki olayların başladığı hengamda uyarıda bulunmak için bir heyetle Şam’a gitmiş ve kardeş kanı dökülmemesi için Suriye yönetimine uyarıda bulunarak “Sen af yolunu tut, iyiliği emret, cahillerden yüz çevir” (A’raf Sûresi, 199) ayet-i kerimesi yazılı bir tablo hediye etmişti.
Suriye’de Arap Baharı’nın bir sonucu olarak, baskıcı rejime karşı demokrasi hayaliyle başlayan başkaldırılar sonucunda yüz binlerce kişi ölmüş, milyonlarca kişi ülke içinde göç etmiş, milyonlarca kişi de Türkiye başta olmak üzere değişik ülkelere göçmüştür. Birleşmiş Milletler’e (BM) bağlı olarak faaliyette bulunan IOM (International Organization for Migration), Türkçe adıyla Uluslararası Göç Örgütü’nün verilerine göre Suriye’den Türkiye’ye 3,9 milyon kişi göç etmiştir.
İşin ilginç yanı, Suriye’deki iç karışıklığı her grup kendi zaviyesinden değerlendirmiş, kendi perspektifiyle yorumlayarak kazanan ve kaybedeni belirlemeye çalışmıştır.
Peki, gerçekte Suriye’de kim kazandı, kim kaybetti?
ABD
Suriye’deki iç karışıklık ve rejim değişikliğiyle ortaya çıkan mevcut yapıdan en kârlı çıkan hiç şüphesiz ABD’dir. Çünkü İran ve Rusya’ya yakın duran Beşşar Esad devrilmiş; tamamen ABD’nin politikalarını benimseyen Ahmed eş-Şara (eski adıyla Ebu Muhammed el-Colani) iktidarı başlamıştır.
ABD Başkanı Donald Trump, Şara (Colani)’dan övgüyle bahsetmekte ve kendileri tarafından işbaşına getirildiğine dikkat çekerek şöyle demektedir: “Tek söyleyebileceğim, esasen benim oraya getirdiğim Suriye Cumhurbaşkanı olağanüstü bir iş çıkarıyor. O sert bir adam, uslu bir çocuk değil, yoksa bunu başaramazdı. Suriye bir araya geliyor, gerçekten iyi bir şekilde bir araya geliyor ve şu ana kadar Kürtlere karşı çok iyi davrandı”.
Bu bakımdan, ABD, bölgede yeni bir üs kazanmış, Rusya ve İran’ın etkinliğini bitirmiştir. Ayrıca koruyup kolladığı İsrail’in hemen yanı başında müttefik bir ülke tesis etmiştir. Yani, Suriye’deki karışıklıkların birinci kazananı ABD’dir.
SİYONİST İSRAİL REJİMİ
Suriye’deki Baas rejiminin 8 Aralık 2024’te yıkılmasının ardından İsrail, devrik Baas rejimine ait onlarca noktayı hedef aldı ve ülkede birçok bölgeyi yüzlerce hava saldırısıyla vurdu. İsrail, bu saldırılarla özellikle eski rejimden kalan askeri malzeme ve altyapıları yok etmeye çalıştı.
Suriye Cumhurbaşkanı Şara, İsrail ordusunun 8 Aralık 2024’ten 18 Eylül’e kadar Suriye’ye 1.000’den fazla hava saldırısı ve 400’den fazla kara saldırısı düzenlediğini açıkladı. Buna ek olarak, İsrail ordusu BM Ateşkes Gözlem Gücü’nün varlığına rağmen Golan Tepeleri bitişiğindeki birçok yeri daha işgal etti.
Suriye’nin güneyinde Şam kırsalında Doğu Cebel Şeyh ile Beyt Cin; Dera’da Şecere, Maerya, Abidin ve El-Cezire; Kuneytra’da ise Cibata Haşab, Kırs Nakıl, Kahtaniyye, Doğu Kevdene, Batı Kevdene, Tlul El-Humr, Hamidiyye, Mantara Barajı, El-Hımriyye, Tarım Kulesi, Eski Kuneytra, Kuneytra Kulesi, Adnaniyye ve Ruveyhiyye Barajı olmak üzere toplam 19 ayrı noktada İsrail askerleri konuşlandı. Anadolu Ajansı muhabirinin hesaplamalarına göre İsrail, işgal ettiği Golan Tepeleri’ne ek olarak son bir yıl içinde 800 kilometrekarelik Suriye toprağını daha ele geçirdi. (https://www.aa.com.tr/tr/dunya/israil-son-bir-yilda-800-kilometrekarelik-suriye-topragini-daha-isgal-etti/3750735)
Siyonist rejim, Suriye’deki karışıklık ortamı ve sonrasında yaşananları fırsat bilerek Suriye’nin başkenti Şam’ın 20 km yakınına kadar ilerlemiştir. Dolayısıyla Suriye’de ikinci kazanan Siyonist İsrail rejimidir.
PKK/SDG
Suriye’deki karışıklıklardan faydalanan ve kaotik ortamı kazanca çevirenlerden birisi de Suriye PKK’sı SDG’dir. SDG, karışıklıklardan faydalanmış, Esad rejiminin elinin ulaşmadığı bölgelerde hakimiyet kurmuş, iç karışıklık sonrası Ahmed eş-Şara yönetimi dönemine eli güçlü şekilde çıkmıştır.
Bu süreçte ABD’den silah yardımı almış ve güçlenmiştir. Suriye’de ABD’yle birlikte hareket ederek önce IŞİD’e karşı mücadele bahanesiyle meşruiyet kazanmıştır. Baas rejiminin elinin ulaşmadığı Suriye’nin kuzeyindeki etkinliğini artıran SDG, ABD’den aldığı ağır silahlar ve Türkiye’nin de yardımıyla elini güçlendirmiştir.
Bu konuda, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başkanı Mesut Barzani, yaptığı açıklamada şunları söylemektedir: “Türkiye’nin rızası ve yardımıyla, ABD’nin desteği olmasaydı Peşmerge güçlerinin Kobani’ye gitmesi mümkün değildi. ABD Dışişleri Bakanı John Kerry, yaptığımız telefon konuşmasında, ‘Peşmergenin, Türkiye üzerinden Kobani’ye gitmesi için görüşme halinde olduklarını ve anlaşmaya yaklaştıklarını’ bize iletti. Geçiş için ABD, Türkiye ve Kürdistan bölgesi arasında üçlü ve ikili yoğun görüşmeler yapıldı. Müzakereler neticesinde Türkiye, Peşmergenin Kobani’ye gidişi için her türlü kolaylığı sağlayacağını resmi olarak tarafımıza bildirdi. ABD de bu sürece desteğini ifade etti”.
Suriye’deki iç karışıklıklarda kazanan Suriye PKK’sı SDG’dir. SDG lideri Mazlum Abdi, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara’nın başdanışmanı olarak yönetime ortak olmuştur.
Ayrıca HTŞ de kazanmıştır. HTŞ’nin eski lideri Ebu Muhammed el-Colani nâm-ı diğer Ahmed eş-Şara, Suriye cumhurbaşkanı olmuştur.
İRAN VE HİZBULLAH
Suriye iç karışıklığı sonucunda İran’ın Suriye üzerindeki etkinliği sona ermiştir. İran’ın Lübnan’daki Hizbullah ve Gazze’deki HAMAS ve diğer İslâmî Cihad gruplarına yardımı zorlaşmış; Siyonist İsrail rejimiyle savaşta eli zayıflamıştır.
İran’dan gelen yardımların Suriye üzerinden gelişinin sekteye uğraması Hizbullah’ı da sıkıntıya düşürmüş, bunu fırsat bilen İsrail, bir taraftan Gazze’de HAMAS’a saldırırken eş zamanlı Hizbullah’a saldırmaya cesaret eder hale gelmiştir.
RUSYA
Rusya, Suriye’deki etki gücünü kaybetmiş, burayı ABD’nin nüfuzuna terk etmek zorunda kalmıştır. Rusya’nın Ukrayna’yla olan savaşı, iki cephede mücadele etmesini zorlaştırmıştır. Bu yüzden Suriye’de kaybedenlerden birisi de Rusya’dır.
SONUÇ
Sonuç olarak, Suriye’de Siyonizm’in planları tutmuştur. ABD, bölgede yeni bir üs kazanmış, İsrail alan genişletmiştir. Büyük Orta Doğu Projesi (BOP) ve Büyük İsrail Projesi (BİP)’nin temel taşları döşenmeye devam etmektedir.
“Türkiye, Suriye’de kazandı mı, kaybetti mi?” sorusunun cevabı başka bir yazının konusu olsun inşallah.