"Boş ol", "Seni boşadım" sözlerinin şakası yoktur. İster öfkeyle söyle, ister gülerek söyle, ister şaka yap, nikâhı bitirir. Bu benim kanaatim değil, fıkıh kuralı. "Boşadım", "Boşsun", "Boş ol" sözlerinde niyet aranmıyor. Ağzından çıktı mı kadın boşanıyor.

Bir kardeşimizin suali şu şekilde; “Kızım ve damat adayı dini nikâh kıydılar. Ancak bir buçuk ay kadar sonra ayrıldılar. Erkek yüzüğü çıkarıp kıza veriyor. Bunun üzerine kızım kendi parmağındaki yüzüğü erkeğe veriyor. Damat adayı "boş ol" dememiş, benim kızımın karşısına gidecekmiş, o zaman "boş ol" diyecekmiş. Kızım ise “onu görmek istemiyorum" diyor. Yüzük çıkarması "boş ol" manasına gelir mi efendim?” Bu suale cevabımız şudur: "Boş ol", "Seni boşadım" sözleri için dediğim gibi; şakası yoktur. İster öfkeyle söyle, ister gülerek söyle, ister şaka yap, nikâhı bitirir. Bu benim kanaatim değil, fıkıh kuralı. Ama "Defol git, gözüm görmesin" demek kocanın niyetine bağlıdır. Bunlara "kinayeli lafızlar" derler. Kinayeli lafızlarda maksat sorulur. Bu olayda da adam boşama niyetiyle bunu yaptıysa boşama olur. "Boş ol" dediğini söylemediyse, yaptığı hareketi ne maksatla yaptığına bakarız. Öfke eseri yaptıysa nikâh devam ediyor. Ama "Defol git, gözüm görmesin"i boşama niyetiyle söylediyse nikâh biter arkadaş. Lafız yok ama ortada hareket var. Hareketler durumu anlatır.

KARISINA SABRETTİĞİ İÇİN EVLİYA OLAN ZÂT

Nikâh kıymak Allah'ın emri. Evlenmemek çok yanlış bir şey. Nikâhlandıktan, evlendikten sonra; mesela kadın, herif zır deli olursa (deli olursa demiyorum bak, zır zır deli olursa), yılda bir defa bile ailesiyle cinsel ilişkide bulunamıyorsa o zaman kadının boşanma hakkı var. "Bana şöyle yapıyor, böyle yapıyor" diyerek boşanmayacaksın, sabredeceksin. Adam diyor ki: "Hocam, kadın bana her gün karşı geliyor, kalbimi kırıyor." Yine boşamayacak. Neden? Kadını boşamak, nikâh yıkmak hangi taraftan olursa olsun Arş-ı Âlâ'yı titretecek, silkinecek kadar büyük günah arkadaşlar. O kadar büyük günah! Onun için sabredecek. Hani hep zaman söylüyorum; Hasan Harakanî, Kars'ta karısına sabırdan dolayı evliya olmuş. Adamın ilmi falan yok ama çok kötü bir karısı var, sabrediyor. Halk da çok seviyor. Türkistan'dan bir Türk âlimi, Harakani Hz.’nin evliya olduğuna inanmadığı için, "Gideyim, şunu rezil edeyim" demiş. Çünkü adam ilim bilmiyor. Evine gelmiş, kapısını çalmış. Kadın çıkmış, "Kimi arıyorsun?" diye sormuş. Âlim kişi, "Hocaefendi Hazretleri'ni" deyince kadın başlamış hakarete, küfretmeye. Yoruluncaya kadar küfretmiş. Âlim adam, "Vallahi bu adam evliya; böyle bir kadına sabreden adam evliya olur" diyerek, tam o sırada ikna olmuş. Kadına, "Hanımefendi, ben kocanı rezil etmek için geldim buraya ama yemin ediyorum, senin kocan evliya adam" demiş. Kadın, inanmış, "Demek benim kocam evliya" demiş. O sırada hocaefendi gelmiş. Hasan Harakanî Hazretleri dağa gittiği zaman mahlukat ona hizmet edermiş. Aslanlar "Gel hoca, yükünü bize yükle, biz götürelim" derlermiş. O gün aslan gelmemiş. O hoca oradayken karısı onun evliya olduğuna inanmış ya... O sırada Türkistanlı hoca girmiş kapıdan, sırtında odun. "Hocaefendi, beni ikna ettin. Aslan gelmedi, odunları ben getirdim" demiş.

EVLİYAULLAHIN ÇEKTİĞİ SIKINTILAR

Eskiden evliya adamlar kimseye yük olmazlardı. Büyük adamlar... Şimdi hocalar çok yardım alıyorlar; ben kimseye bir şey demiyorum ama bu adam kendisi kazanıyor, kendisi yiyor. Mesela ben Havlucu Ahmet Amca'yı gördüm; havlu satıyor, sattığıyla geçiniyor. Ayrıca 40, 50, 60 kadar kedi var, onları besliyor. Kimseye yük olmaz. Abdülaziz Efendi'yi anlattık size; benim imamı olduğum camide hocamdı. Evinde hasır yok, kilim yok. O ahşap evde ben de kaldım, yerine imam oldum. Zenginler bunu görünce çok seviyorlar hocayı, her gün sohbetler oluyor. Zenginler para veriyorlar halı alsın, kilim alsın diye. Biri gelmiş, bir ev parası vermiş. Onu götürmüş. Bizim sonra müezzinimiz olan Saadettin Efendi doğudan gelmiş; koca kapılı, elli ayaklı, İstanbul'da hamallık yapıyor. Böyle küçük bir oda bulmuş. Bayrama yakın iş çıkmamış, hamallık yapamamış, çocuklara bir şey alamamış. "Evin önüne oturdum, ağlıyorum" diyor. "Çocuklarıma ne diyeceğim?" diye kara kara düşünürken çakır gözlü bir hoca gelmiş, bir zarf vermiş. "Ben şuyum" falan dememiş, "Bu senin hakkın" demiş, alıp gitmiş. "Bir baktım, ev parası vermiş; ben onunla ev aldım" diyor. Sonra arayıp bulmuş; adam onu okutmuş, adam etmiş, müezzin yapmış. İşte bu Hasan Harakanî Hazretleri de kimseden yardım istemiyor; kendi kazanıyor, yiyor, içiyor.

NİKÂH KIYDIKTAN SONRAKİ AĞIR ŞARTLARA SABRETMEK GEREKİR

Bu iş böyle arkadaş, çok çetin bir imtihan. Evlenmek, öyle basit bir olay değil. Müslümanlıkta sabredeceksin. Almadan evvel seç, ara, gör; bak onları söylüyoruz. İstediğin kızın fikrini, zikrini, boyunu, posunu, kaşını, gözünü gör. Ama nikâh kıydıktan sonra çok ağır şartlar var. Haksız yere, sebep yokken kadını boşamak Arş-ı Âlâ'yı silkindirecek kadar büyük günah diyor Peygamberimiz. Arş-ı Âlâ titrer vebalinden. Böyle erkek ayrıldığı zaman hemen boşama yapmaya gitmeyelim, sabredelim, Allah'a dua edelim. Sabrın sonu selamettir, değil mi efendim? Evet, böyle hareket bile olsa kinayeli lafızlar boşama niyetiyle yapıldıysa boşama sayılıyor. Ama "boşadım", "boşsun", "boş ol" sözlerinde niyet aranmıyor. Ağzından çıktı mı kadın boşanıyor.