Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi (ESAM) Çarşamba Konferansı’nda “Yeni Dünya Düzeni Arayışında Millî Görüş’ün İkinci 50 Yılı: Sorunlar ve Çözüm Teklifleri” başlıklı bir sunum gerçekleştirdi. Dünyadaki adalet, paylaşım ve barış krizlerini değerlendiren Arıkan, Millî Görüş’ün ikinci 50 yılında yeni bir dünya düzeni için somut projelerin hayata geçirilmesi gerektiğini söyledi.
“TEKNOLOJİ İLERLİYOR, ADALET AYNI HIZLA İLERLEMİYOR”
Konuşmasında ESAM’ın Millî Görüş’ün fikir ve proje üretimindeki önemine değinen Arıkan, merkezin ikinci 50 yılda da Türkiye ve İslam dünyasının geleceğine katkı sunması gerektiğini belirtti. Yapay zekâdan genetik teknolojilere kadar yaşanan gelişmelere dikkat çeken Arıkan, “Bilim büyük ilerlemeler kaydederken, teknolojide çok büyük mesafeler alınırken aynı ilerlemeyi adalette görebiliyor muyuz? Gelirin adil paylaşımında görebiliyor muyuz? İnsan haklarında görebiliyor muyuz? Maalesef bütün bu soruların cevabı hayır” dedi. Arıkan, “Bizim asıl meselemiz, değişen dünyanın imkânlarıyla adil bir dünyanın nasıl kurulacağının cevabını bulmak” ifadelerini kullandı.
“80 YILLIK DÜZEN DÜNYANIN İHTİYAÇLARINA CEVAP VEREMİYOR”
İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan uluslararası sistemin temel kurumlarıyla varlığını sürdürdüğünü belirten Arıkan, değişen güç dengelerine rağmen mevcut düzenin dünyanın sorunlarını çözmekte yetersiz kaldığını söyledi. Artan askerî harcamalar, nükleer silahlar, zorla yerinden edilmeler ve otoriter yönetimlerin yaygınlaşmasının küresel krizin boyutlarını ortaya koyduğunu ifade etti.

“50 YIL ÖNCE ANLATTIKLARIMIZI BUGÜN KONUŞUYORLAR”
Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’nda liderlerin konuşmalarını analiz ettiklerini belirten Arıkan, sorunları beş başlıkta topladıklarını aktardı: Adalet krizi, barış krizi, paylaşım krizi, teknoloji krizi ve insanlık krizi. Çözüm önerilerinde de adil düzen, barış ve güvenlik, teknolojinin yönetimi, adil kalkınma ve ahlaki değerlerin öne çıktığını kaydeden Arıkan, şu değerlendirmeyi yaptı:
“Bizim 50 yıl önce anlattığımız konuları bugün dünya liderleri Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda konuşmak zorunda kaldılar.”
“BU İŞİN ÇÖZÜMÜ D-8 VİZYONUDUR”
İslam dünyasının yalnızca askerî alanda değil, ekonomi, diplomasi, siyaset ve teknoloji alanlarında da ortak hareket etmesi gerektiğini belirten Arıkan, çözümün D-8 vizyonunun yeniden canlandırılmasından geçtiğini ifade etti. Merhum Necmettin Erbakan’ın 1997 yılında zorlu siyasi şartlar altında D-8’i kurduğunu hatırlatan Arıkan, farklılıkların ortak bir gelecek için iş birliğine engel olmaması gerektiğini söyledi. “D-8, aynı zamanda yeni bir dünyanın kurucu çekirdeği, diplomatik iskeleti, siyasal laboratuvarı, ahlaki imzasıdır” diyen Arıkan, D-8’in yeni bir uluslararası düzenin başlangıç noktası olarak değerlendirilmesi gerektiğini kaydetti.
D-8’DEN D-60’A UZANAN HEDEF
Arıkan, mevcut D-8 üyelerinin yanı sıra gözlemci ve ortak üyeleri kapsayan daha geniş bir iş birliği yapısı önerdi. Afrika, Latin Amerika, Balkanlar, Kafkasya ve Asya’daki mazlum ve gelişmekte olan ülkelerle ortaklıkların geliştirilmesini öngören bu yaklaşımı “D-60” hedefiyle açıkladı. “D-60, yalnızca güç dengesi hesabıyla değil, adalet ve hakkaniyet ilkesiyle yapılması gereken bir birliktelikten bahsediyor” ifadelerini kullanan Arıkan, geniş kapsamlı iş birliğinin merkezinde adaletin bulunması gerektiğini vurguladı.
FAİZSİZ KALKINMA BANKASI ÖNERİSİ
D-8’in yeni dünya düzenine açılan bir kapı olması gerektiğini belirten Arıkan, bu amaç doğrultusunda 11 başlıklı bir yol haritası sundu. Öneriler arasında D-8 Faizsiz Kalkınma ve Yatırım Bankası kurulması, ortak pazar ve tercihli ticaret mekanizmalarının geliştirilmesi, gümrük birliği hedefi ve ortak e-ticaret ağlarının kurulması yer aldı. Gıda güvenliği için ortak tohum bankası, stratejik tahıl rezervleri ve tarımsal araştırma merkezleri kurulmasını öneren Arıkan, üretim ve tedarik güvenliğinin de ortak politikalarla güçlendirilmesi gerektiğini söyledi.
YAPAY ZEKÂ VE DİJİTAL EGEMENLİK VURGUSU
Teknoloji alanındaki iş birliğine özel önem veren Arıkan, D-8 Yapay Zekâ ve Veri Egemenliği Enstitüsü kurulmasını, ortak açık kaynaklı yapay zekâ modelleri geliştirilmesini ve girişimlerin ortak fonlarla desteklenmesini önerdi. Yol haritasında ayrıca yenilenebilir enerji, medya ve kültürel bağımsızlık, Filistin’in yeniden inşası, gençlik ve eğitim, sağlık ve ilaç, savunma teknolojileri, barış diplomasisi ve yerel yönetimler başlıkları yer aldı. Projelerin yalnızca söylem düzeyinde kalmaması gerektiğini belirten Arıkan, “Bizim diğerlerinden farkımız, bu idealleri yalnızca dillendirmekle yetinen bir teşkilat olmamamızdır. Sadece konuşmakla yetinen bir hareket değiliz” diyerek projelerin uluslararası görüşmelerde de gündeme getirildiğini ifade etti.
MEKKE ANLAŞMASI İÇİN KRİTİK UYARI
İslam ülkelerinin ekonomik, siyasi ve askerî alanlarda iş birliği yapmasını önemli bulduklarını belirten Arıkan, yeni güvenlik girişimlerinin bağımsızlık ve bölgesel barış açısından dikkatle değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Türkiye, Pakistan, Suudi Arabistan, İran ve Mısır’ın daha kapsamlı bir iş birliği yapmasını daha önce de önerdiklerini hatırlatan Arıkan, bölge ülkelerinin kendi güvenlik politikalarını kendilerinin belirlemesi gerektiğini vurguladı. “Dış politikada yalnızca şemsiyenin büyüklüğüne bakılmaz. O şemsiyenin sapını kimin tuttuğuna da bakılır” diyen Arıkan, Mekke Anlaşması’nın stratejik yönelimi ve karar alma süreçleri hakkında soru işaretleri bulunduğunu ifade etti.
“TÜRKİYE CEPHELEŞMENİN TARAFI OLMAMALI”
Anlaşmanın ayrıntılarının TBMM’de ele alınmadığına dikkat çeken Arıkan, Türkiye’nin hangi şartlarda ve kime karşı askerî sorumluluk üstleneceğinin açıklığa kavuşturulması gerektiğini belirtti. Güvenlik ittifaklarının Türkiye’ye yükleyeceği sorumlulukların açık biçimde tartışılması gerektiğini vurgulayan Arıkan, Türkiye’nin arabuluculuk rolünü kaybetmemesi çağrısında bulundu. “Türkiye bölgenin arabulucusu olmak isterken bir anda bölgesel bir cepheleşmenin askerî tarafına dönüşmemeli. Bir masada arabulucu, bir başka masada muharip tarafta Türkiye asla olmamalı” diyen Arıkan, Türkiye’nin çatışmaların tarafı olmak yerine diplomatik çözümün önünü açması gerektiğini söyledi.
YEMEN İÇİN ANKARA’DA DİYALOG MASASI ÖNERİSİ
Bölgesel gerilimlerin azaltılması için Türkiye’nin diplomatik gücünü devreye sokması gerektiğini belirten Arıkan, Yemen’deki iç savaşın çözümüne yönelik bir girişim başlatılması çağrısında bulundu. “Yemen’deki tarafları Ankara’ya çağırarak, bir masa etrafında toplayarak ‘Gelin bakalım, ne yapıyoruz, nasıl çözüm üretebiliriz?’ anlayışıyla hareket etmemiz gerekiyor” diyen Arıkan, Türkiye’nin çatışmalara taraf olmak yerine çözümün öncüsü olması gerektiğini ifade etti.
TÜRKİYE VİZYONUNUN TEMELİ: AHLAK VE MANEVİYAT
Millî Görüş’ün ikinci 50 yılında Türkiye’de de kapsamlı bir dönüşüm hedeflediklerini belirten Arıkan, önceliklerinin “önce ahlak ve maneviyat” olduğunu söyledi. Adil ve temiz yönetim, faizsiz ekonomi, hakça paylaşım, tam bağımsızlık ve şahsiyetli dış politikanın temel hedefler arasında bulunduğunu kaydeden Arıkan, Türkiye’nin teknoloji, gıda, enerji ve veri alanlarında bağımsızlığını güçlendirmesi gerektiğini vurguladı.
“DİJİTAL SİYONİZMLE MÜCADELE EDECEĞİZ”
Arıkan, geleneksel siyonizmle mücadelenin yanı sıra dijital egemenlik ve kültürel bağımsızlığın da yeni dönemin önemli başlıkları olacağını söyledi. “Eskiden tehlike kapının dışındaydı, evimizin dışındaydı. Ama bugün bu tehlike evimizin içerisine girdi. Evimizdeki televizyon ekranlarında, cebimizdeki telefonlarda karşımıza çıkıyor” ifadelerini kullandı. Adalet devletinin inşası, hukuk ve özgürlüklerin güvence altına alınması, güçlü aile yapısı ve ahlaklı nesillerin yetiştirilmesi de Arıkan’ın Türkiye vizyonunda öne çıkan başlıklar arasında yer aldı.

SİYASETTE AHLAK MANİFESTOSU HAZIRLANIYOR
Türkiye’nin enflasyon, faiz, emeklilerin geçim sıkıntısı, gençlerin geleceğe ilişkin kaygıları, eğitimde şiddet ve kamu kaynaklarının kullanımı gibi sorunlarla karşı karşıya olduğunu belirten Arıkan, bu sorunların temelinde siyaset ahlakının bulunduğunu söyledi. Millî Görüş’ün 56 yıl önce ortaya koyduğu “önce ahlak ve maneviyat” ilkesine bugün daha fazla ihtiyaç duyulduğunu kaydeden Arıkan, Saadet Partisi olarak siyasi ahlak manifestosu üzerinde kapsamlı bir çalışma yürüttüklerini açıkladı.
Hazırlanan çalışmanın yalnızca Saadet Partisi’ne yönelik olmadığını vurgulayan Arıkan, bütün siyasi partileri kapsayacak ortak ilkeler belirlemeyi amaçladıklarını söyledi. “Biz yalnızca Saadet Partisi’nin ahlak ilkelerini anlatmak istemiyoruz. Hangi siyasi görüşten olursa olsun Türkiye’de siyaset yapan herkesin uyması gereken ortak bir ahlaki zemin oluşturmak için gayret gösteriyoruz” diyen Arıkan, manifestonun ayrıntılarının Kasım ayında kamuoyuyla paylaşılacağını bildirdi.
“ARTIK YENİ HİKÂYELER YAZMANIN VAKTİ GELDİ”
Millî Görüş’ün ikinci 50 yılında geçmişte elde edilen başarıların anlatılmasıyla yetinilmemesi gerektiğini belirten Arıkan, yeni projelerin hayata geçirilmesi çağrısında bulundu. “Kıbrıs Barış Harekâtı’nı anlatıyoruz, 52 yıl geçmiş. Denk Bütçe’yi anlatıyoruz, 30 yıl geçmiş. Artık yeni şeyleri anlatabilmek için yeni hikâyeler yazmanın vakti geldi” ifadelerini kullandı.
“YENİ BİR DÜNYA KENDİLİĞİNDEN KURULMAZ”
Konuşmasının sonunda merhum Erbakan’ın ortaya koyduğu temellerin yeni projelerle ileri taşınması gerektiğini belirten Arıkan, ikinci 50 yılın yalnızca geçmişi anma dönemi olmayacağını söyledi. “56 yıl önce Erbakan Hocamız ve değerli yol arkadaşları bu hareketin temelini çok sağlam attılar. Şimdi bize düşen, o temellerin üzerine Millî Görüş’ün ikinci 50 yılını inşa etmek” dedi. Arıkan, sözlerini şu ifadelerle tamamladı: “Biz şuna yürekten inanıyoruz: Yeni bir dünya mümkün. Şunu da biliyoruz ki yeni bir dünya kendiliğinden kurulmaz. Fikir gerekiyor, emek gerekiyor, mücadele gerekiyor, cesaret gerekiyor. Her şeyden önce ahlaklı, kararlı, sorumluluk sahibi insanlara ihtiyaç duyuluyor.”
YÜLEK’TEN İKİNCİ 50 YIL VURGUSU
Programda konuşan ESAM Genel Başkanı Dr. İbrahim Ertan Yülek de Millî Görüş’ün ilk 50 yıllık tecrübesinin ikinci 50 yıla katkısına dikkat çekti. Yülek, geçmiş dönemde yaşanan sıkıntıların ve edinilen tecrübelerin anlaşılmasının önemini vurgulayarak, ilk 50 yıldan ikinci 50 yıla uzanan sürecin değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.




