Azerbaycan'da devlet okullarında başörtüsü (hicab) kullanımıyla ilgili kısıtlamalar, Eylül ve Ekim 2026'da yürürlüğe giren yeni kılık kıyafet yönetmelikleriyle yeniden yürürlüğe girdi ve ülkede büyük bir tartışma başlattı.
Resmî metinlerde doğrudan "başörtüsü" veya "hicab" kelimeleri yasaklı olarak geçmese de, getirilen "laiklik" ve "okul forması bütünlüğü" şartları uygulamada başörtüsü yasağı uygulanmaya başlandı.
Son duruma dair öne çıkan gelişmeler şu şekildedir:
1. Yeni Düzenlemeler Neleri Kapsıyor?
* Öğrenciler İçin (21 Eylül 2026): Bakanlar Kurulu'nun kabul ettiği 309 sayılı kararla, devlet okullarında öğrencilerin okul üniformasının bütünlüğünü bozan ve eğitimin laiklik ilkesine uygun olmayan ek kıyafet unsurları giymesi yasaklandı.
* Öğretmenler İçin (6 Ekim 2026): Eğitim çalışanları için getirilen yeni kurallarla, kadın öğretmenlerin de giyim tarzının laiklik ilkesine uygun, sade ve dini sembollerden uzak olması zorunlu kılındı.
* Yasal Altyapı: Bu kararların temeli, Temmuz 2026'da Cumhurbaşkanı İlham Aliyev tarafından onaylanan ve eğitim sisteminin temel ilkeleri arasına "millilik ve laiklik" şartını ekleyen yasa değişikliğine dayanıyor.
2. Sahadaki Durum ve Yaşanan Krizler
* Okula Alınmama ve İstifaya Zorlama: Kararların ardından Bakü, Sumgayıt, Gence ve İmişli gibi şehirlerdeki bazı okullarda başörtülü kız öğrencilerin kapılardan geri çevrildiği ve derslere alınmadığı bildirildi. Bazı başörtülü öğretmenlerin de okul yönetimleri tarafından başlarını açmaya veya istifa etmeye zorlandığı aktarılıyor.
* Protestolar ve Gözaltılar: Sosyal medyada başörtülü öğrencilerin ağlayarak okul kapılarından döndüğü videoların yayılması üzerine okulların önünde protestolar patlak verdi. Azerbaycan İçişleri Bakanlığı, kamu düzenini bozdukları ve eğitim sürecini aksattıkları gerekçesiyle 37 kişinin gözaltına alındığını açıkladı.
* Tutuklamalar ve Açlık Grevleri: Yeni düzenlemeleri sosyal medyada eleştiren ilahiyatçı Abgül Süleymanov gözaltına alınarak 30 gün idari hapis cezasına çarptırıldı. Hapisteki gazeteci Polad Aslanov ise bu kısıtlamaları anayasal hak ihlali olarak nitelendirerek açlık grevi başlattı.
3. Tarafların Savunmaları
* Hükümet ve Destekleyenler: Kararı savunan yetkililer ve gazeteciler, konunun doğrudan başörtüsü düşmanlığı olmadığını; devlet okullarının dini açıdan tarafsız olması gerektiğini ve tüm öğrencilerin sosyal/ekonomik durumlarına bakılmaksızın eşit (tek tip) şartlarda eğitim almasının amaçlandığını belirtiyor. Ayrıca olayların sosyal medyada dış güçlerin (özellikle İran'ın) etkisiyle kasıtlı olarak büyütüldüğünü iddia ediyorlar.
* Muhalifler ve Dini Gruplar: Karara karşı çıkanlar ise Azerbaycan Anayasası'nın hem eğitim hakkını hem de din ve vicdan özgürlüğünü koruma altına aldığını, bu uygulamanın inançlı insanları eğitim ve çalışma hayatından dışladığını savunuyor.
Azerbaycan’daki başörtüsü yasağı, Türkiye'deki bazı sivil toplum kuruluşları ve topluluklar tarafından da yakından takip edilmekte ve tepkiyle karşılanmakta.
Azerbaycan hükümetinin kuralların uygulanış biçimine veya mağduriyetlerin giderilmesine yönelik henüz esnek bir geri adım atmadığı görülüyor.
Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, Azerbaycan Devlet Başkanı İlham Aliyev’e bir mektup göndererek bu kararın gözden geçirilmesini talep etti.
BU YANLIŞTAN DERHAL GERİ ADIM ATILMALI!
Azerbaycan’daki başörtüsü yasağına Türkiye’deki farklı siyasi partilerden de tepkiler gelmeye devam ediyor.
HÜDA PAR Genel Başkan Yardımcısı Yahya Oğraş, Azerbaycan’daki devlet okullarında kılık-kıyafet yönetmeliği gerekçe gösterilerek öğrencilerin ve öğretmenlerin başörtüsüyle okula alınmamalarına sert tepki gösterdi.
HÜDA PAR Eğitim İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Yahya Oğraş, Azerbaycan’daki devlet okullarında kılık-kıyafet yönetmelikleri öne sürülerek kız öğrencilere ve öğretmenlere yönelik başlatılan başörtüsü engellemelerine ilişkin önemli açıklamalarda bulundu.
Yapılan engellemelerin hiçbir insani ve hukuki zeminle bağdaşmadığını vurgulayan Oğraş, inanç özgürlüğünün engellenmesinin toplumsal kutuplaşmayı tetikleyecek büyük bir tehlike barındırdığı konusunda uyardı.
Uygulamayı "çağ dışılık ve ilkellik" olarak nitelendiren Oğraş, Türkiye’nin karanlık 28 Şubat döneminde yaşanan acı tecrübeleri hatırlatarak Azerbaycan yönetimine bu yanlıştan derhal geri adım atması çağrısında bulundu.
“MESELEYE TEMEL BİR İNSANİ HAK OLARAK YAKLAŞIYORUZ”
HÜDA PAR olarak Azerbaycan’ın iç işlerine karışmak gibi bir niyetlerinin olmadığının altını çizen Oğraş, “Meseleye temel bir insani hak olarak yaklaşıyoruz. Dolayısıyla bu uygulamanın ne insani ne de hukuki bir karşılığı vardır; uygulama temel hak ve hürriyetlere de uygun değildir. Dolayısıyla bir kız çocuğu, kendi inancının gereği olarak tesettüre bürünmüşse ve bu inanç anlayışına göre hareket ediyorsa bunu engellemek, bir ilkelliktir. Toplumda ciddi olarak bir ayrıştırmaya ve kutuplaştırmaya yönelik dinamit yerleştirmedir.” dedi.
“İNANÇ ÖZGÜRLÜĞÜNÜ ENGELLEMEK GÜNÜMÜZ DÜNYASINDA İLKELLİKTİR”
Azerbaycan’daki devlet okullarında kılık-kıyafet yönetmeliği gerekçesiyle kız çocuklarının eğitim hakkının engellenmesini çağ dışı bir yaklaşım olarak gördüğünü ifade eden Oğraş, “Özgürlüğün daha da olgunlaştırılması gereken bir durum söz konusuyken maalesef bugün Azerbaycan'da eğitim kurumlarındaki bu uygulama tamamen geriye götüren, yanlış bir adımdır.” ifadelerini kullandı.
“BU UYGULAMALAR 28 ŞUBAT SÜRECİNİ HATIRLATIYOR”
Türkiye’nin geçmişte yaşadığı karanlık 28 Şubat sürecine atıfta bulunan Oğraş, şunları kaydetti:
“Türkiye'de 28 Şubat sürecinde o kadar zulümler yaşandı ki birçok kız öğrencimiz eğitim hakkından mahrum kaldı. Birçok öğrencimiz ciddi anlamda baskıya maruz kaldı. Hâlâ o günün tahribatları devam ediyor. Hâlâ o günün yaralarını sarmış değiliz. Dolayısıyla toplumda bu denli rahatsızlıklara yol açacak uygulamaların yaşanması, hangi ülke olursa olsun kesinlikle doğru değildir. Bu uygulamalar 28 Şubat sürecini hatırlatıyor.”
“TÜRKİYE'DE 28 ŞUBAT SÜRECİNDE YAŞANANLARDAN AZERBAYCAN DERS ÇIKARMALI”
Azerbaycan yönetiminin, Türkiye’nin karanlık 28 Şubat sürecinde yaşanan baskılardan ve bu baskıların doğurduğu sonuçlardan ders çıkarması gerektiğinin altını çizen Oğraş, “Türkiye'deki acı tecrübeler ortadayken aynı tablonun komşu Azerbaycan'da da tekerrür etmesi bizi derinden üzüyor. Bir an önce bu yanlışların düzeltilmesi gerekir. Geri adım atılması lazım. Azerbaycan'daki Müslüman halkın, inançlarının gereği olarak yaşamaya çalışan kız öğrencilerimizin temel hak ve hukuku ayaklar altına alınamaz. İleride bu uygulamaların acısı ve tahribatları çok fazla olacaktır. Azerbaycan eğer Türkiye'de 28 Şubat sürecinde yaşanan baskılardan ders çıkarmazsa, aynı sıkıntılar Azerbaycan’da da yaşanacaktır. Açılacak toplumsal yaraların kapanması ise onlarca yıl alacaktır. İnanç özgürlüğünü kısıtlayan bu uygulamaların düzeltilmesi gerekir.” çağrısında bulundu.
“AZERBAYCAN YÖNETİMİYLE DİPLOMASİ TRAFİĞİ GELİŞTİRİLMELİDİR”
Azerbaycan’da okullarda başlatılan başörtüsü yasağına son verilmesi adına Türkiye'nin yetkili makamlarının sorumluluk almasını beklediklerini dile getiren Oğraş, “Tek millet, iki devlet' anlayışına göre, Cumhurbaşkanımızın hassasiyet sahibi biri olması ve özellikle Azerbaycan Cumhurbaşkanı ile olan münasebetleri göz önünde bulundurulduğunda, esasında ciddi bir diplomasi trafiği geliştirilmesi gerekir. Sayın Cumhurbaşkanımızın bu konuda İlham Aliyev ile yapacağı görüşmelerin, bu baskı ve zulmün bir an önce ortadan kaldırılması konusunda Azerbaycan yönetimine geri adım attırabileceğini düşünüyorum. Aynı şekilde Azerbaycan'daki diğer hükümet yetkililerinin de bu konuda duyarlı olmaları; Türkiye'nin yetkili makamlarının çağrılarını dinlemeleri gerekir. Eğer bu konuda gerekli diplomasi ve diyalog sürecini hızlandırıp daha aktifleştirebilirsek, Azerbaycan'daki bu uygulamadan vazgeçileceği noktasında kanaatimiz tamdır.” dedi.
“YAŞANACAK TOPLUMSAL BİR İNFİAL, HERKESE CİDDİ ŞEKİLDE ZARAR VERECEKTİR”
İnanç özgürlüğüne getirilen engellemelerin neden olacağı tehlikelere de dikkat çeken Oğraş, şu uyarılarda bulundu:
“HÜDA PAR olarak hem Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'e hem Azerbaycan'daki bütün resmi kurumlara hem de Azerbaycan halkına sesleniyoruz: Ülkenizi geriye götürecek, toplumsal yapınızın düzenini bozacak, toplumsal fay hatlarını tetikleyecek ve kültürel değerlerinizin temeline dinamit koyacak her türlü uygulamanın karşısında durmanız gerekir. Çünkü yaşanacak toplumsal bir infial, ülke ve toplum olarak herkese ciddi şekilde zarar verecektir, bunu herkesin bilmesi lazım. Bugüne kadar gerek sosyal hayatta gerekse eğitim kurumlarında tesettür ve başörtüsüyle ilgili hiçbir sorun yokken toplumu bölmenin, toplumu ayrıştırmanın ve karşı karşıya getirmenin ülke yöneticilerine hiçbir faydası olmaz.”
“BAŞÖRTÜSÜ ANAYASAL GÜVENCE ALTINA ALINMALIDIR”
Başörtüsünün geçici idari veya yasal yönetmeliklerle değil, tamamen anayasal güvence altına alınması gerektiğini belirten Oğraş, son olarak şunları söyledi:
“Bugün başörtüsü ve tesettür konusunda bir rahatlama var; ancak anayasal güvence olmadığı müddetçe, yönetimin veya iktidarın değişmesi durumunda bu durum yeniden hortlayacaktır. Hazırlanacak olan yeni anayasada, başörtüsünün kesinlikle anayasal güvence altına alınması gerektiği noktasında çağrımızı yeniliyoruz. Halkımızın temel hak ve hürriyetlerini rahat bir şekilde kullanabilmesi için adımların yönetmeliklerle veya genelgelerle değil, tamamen anayasal güvenceyle sağlanması gerekir. Toplumumuzun ve ülkemizin 28 Şubat sürecinde yaşamış olduğu o badirelerin bir daha geri gelmeyeceği noktasında kanaatimiz tamdır; inşallah bu konuda gerekli adımlar atılacaktır.”
---


