“İki devlet tek millet” olarak nitelediğimiz ve ‘gardaş ve dost’ olarak gördüğümüz Azerbaycan…
Azerbaycan’da okullarda başörtüsü yasağı başladı…
İlgisi var mıdır bilmem; İtalya’da okullarda yüzü örten burka ve peçe kullanımını tamamen yasaklayan yeni düzenlemeden hemen sonra Azerbaycan’da da okullarda, yasa ile başörtüsü yasağının hortlaması…
Bizde aileleri perişan eden, önemli bir insan hakkı ve özgürlüğünü engelleyen 28 Şubat sürecinde yaşanan başörtüsü yasağını hatırlattı bu karar!
Azerbaycan’da bugünlerde başörtülü öğrenciler okul kapılarından geri gönderiliyor, okullara alınmıyor!
Annelerin gözü yaşlı…
Babalar tedirgin…
Öğrenciler önemli bir insan hakkından mahrum bırakılmakta…
Bu yasaktan hemen ve behemehal dönülmesi, içlerinde önemli bir bölümünü şehit ailelerinin oluşturduğu mağdur kesimin mağduriyetinin giderilmesi en büyük temennimiz…
***
Azerbaycan’da okullarda başörtüsü yasağı “laiklik” gerekçe gösterilerek başlatıldı.
Yasağa tepkilerden hemen sonra Azerbaycan Devlet Başkanı İlham Aliyev, bir camiye giderek poz verdi ve yasağın inançla alakalı olmadığını ima etti!
İyi de başörtüsü ile okullara giden öğrenciler inançları gereği bu örtüyü takıyor!
Ey Aliyev; siz devlet başkanı olarak inancınız gereği camiye gidebiliyorsanız, laiklik zedelenmiyor öyle değil mi?
Aynı şekilde başörtülü öğrenciler de okullarına devam edebilmeli! Başörtülü öğrencilerin varlığı laikliği zedelemez! Aksine devlet-millet kaynaşmasını kuvvetlendirir!
Zira, laiklik dini hassasiyetleri yasaklamaz, aksine serbest bırakır! Hatalı uygulamadan dönmek bir erdemdir. Siz de bu erdemi göstermeli ve başörtüsü ile okullara giden öğrencilere bu hakkı tanımalısınız!

MAHMUT ARIKAN’DAN ALİYEV’E MEKTUP!
* “Sizlere bu mektubu, ülkelerimiz arasındaki sarsılmaz kardeşlik hukukundan aldığım güç ve tamamen samimi bir hissiyatla kaleme alıyorum.”
* “Son günlerde, kardeş Azerbaycan’daki eğitim kurumlarında uygulanan başörtüsü yasağı bizleri derinden üzmüş, endişelendirmiştir.”
* “Şunu acı bir şekilde ifade etmeliyim ki; Karabağ’da destan yazan o yiğitleri doğurup büyüten annelerin, o kahramanların yollarını gözleyen eşlerin ve geride bıraktıkları en değerli emanetleri olan evlatların pek çoğu başörtülüdür.”
* “Vatanı için canını feda eden şehitlerin emanetlerinin okullara başörtüleri sebebiyle alınmaması, şüphesiz ki vicdanları yaralayacak ve o büyük zaferin ruhuna gölge düşürecektir.”
* “Şehitlerimizin ailelerinin ve milletin evlatlarının boynunun bükülmesine vesile olacak bu tür uygulamaların bir an evvel son bulması en büyük temennimizdir.”
* “Bu yanlış uygulamalardan bir an evvel vazgeçilmesini diliyor, bu vesileyle bir kez daha kardeş Azerbaycan halkına en kalbi selam ve muhabbetlerimi iletiyorum.”
(Saadet Partisi lideri Mahmut Arıkan'ın, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'e gönderdiği ‘başörtüsü’ mektubundan…)

HATAYI KABUL ETMEK…
* “İnsan, bir hatayı kabul etmekten asla çekinmemelidir, bununla geliştiğini ve dünden daha akıllı olduğunu gösterir.” (Jonathan Swift)
“KADAYIFIN ALTI KIZARDI!” NE MANAYA GELİYOR?
Morrison Süleyman Demirel...
Türk siyasi tarihinin en dikkat çeken rekabetlerinden biri, Millî Görüş lideri, Refah-Yol Başbakanı Prof. Dr. Necmettin Erbakan ile nam-ı diğer ‘baba’, Süleyman Demirel arasında yaşandı.
Aynı dönemde (özellikle 1970'ler, 1980'ler ve 1990'lar boyunca) farklı ideolojik hatları temsil eden iki lider, Erbakan ve Demirel...
Meclis kürsüsünde ve televizyon programlarında oldukça sert ama son derece nezaketli ve mizahı yüksek tartışmalara imza attılar.
Özellikle Erbakan Hoca’nın TBMM Genel Kurulu’nda Süleyman Demirel’in gözlerinin içine baka baka yaptığı sert eleştiriler, benzetmeler ve kinayeler siyasi tarihimizin önemli sayfalarındandır…
***
Erbakan ve Demirel…
İkisi de İTÜ'lü... İkisi de mühendis…
TV açık oturumlarında Demirel ve Erbakan’ın kıyasıya tartıştıklarını ancak bir o kadar da nezaket çerçevesinde hareket ettiklerini unutmamak gerekiyor.
Erbakan Hoca, Demirel hükümetlerinin uyguladığı ekonomi politikalarını ve dışa bağımlılığı eleştirdi, "müstemleke tipi" kalkınma modellerine karşı millî ve ağır sanayi hamlesini savundu.
Demirel'in başbakan olduğu yıllarda "yastık altındaki döviz ve altınları bozdurun" çağrısını Meclis’te ve konuşmalarında sert bir dille eleştirdi Erbakan Hoca.
Ekonomik sıkıntıların yanlış borçlanma ve faiz politikalarından kaynaklandığını savundu, yıllarca.
Erbakan Hoca'nın başbakan, Demirel'in ise cumhurbaşkanı olduğu 1997 sürecinde (28 Şubat dönemi) siyasi tıkanıklıklar ve rejim tartışmaları en üst seviyeye çıktı.
***
1980 öncesi TBMM’ye dönersek…
Sahi, kadayıfın altı neden ve nasıl kızardı!
Millî Görüş lideri Necmettin Erbakan'ın "kadayıfın altı kızarması" sözü, 1979-1980 yıllarında Süleyman Demirel azınlık hükümetine dışarıdan verilen desteğin kesilmesi veya hükümetin düşürülmesi için uygun zamanın (şartların olgunlaşmasının) beklenmesini ifade eden siyasi bir deyimdir.
Anlamı ve olayın geçmişi nedir, peki?
* Erbakan Hoca’mız liderliğindeki Millî Görüş’ün ikinci siyasi partisi olan Millî Selamet Partisi (MSP), 12 Eylül darbesi öncesinde Süleyman Demirel hükümetini istemeyerek (kerhen) dışarıdan destekliyordu…
* Özellikle Parlamento muhabirlerinin TBMM’de, "Hükümete desteği ne zaman çekeceksiniz?" sorusuna Erbakan Hoca, "Kadayıfın altı kızarmadan bu hükümeti uzaklaştıracak olursanız, aynı zihniyet milleti aldatmanın yeni bir fırsatını bulur. Onun için kadayıfın altının kızarmasını bekleyeceğiz!" cevabını vererek halkın tepkisinin ve iktidarın yıpranma sürecinin tamamlanmasını beklediklerini belirtmiştir.
* Bu siyasi latif espri kamuoyunda çok tutunca Erbakan Hoca, Meclis'teki odasında Başbakan Süleyman Demirel'e bizzat elleriyle kadayıf ikram etti…
İşte Erbakan Hoca’nın o çok konuşulan “Kadayıfın altı kızardı!” sloganının kısa ama anlamlı öyküsü böyle idi…
***
Esasen günümüzde de liderlerin aynı masa etrafında ülkenin sorunlarını müzakere etmeleri bu manada önemli değil midir?
Kırmadan, dökmeden, öfkelenmeden, hakaret etmeden, masayı devirmeden ve terk etmeden ülkeyi yönetenlerin ve muhalefet liderlerinin bir oval masa etrafında usulünce tartışmalarının birçok faydası yok mu?
Böyle bir buluşma en azından kutuplaştırmayı, ötekileştirmeyi azaltmaz mı?
