Dün bu köşede, Avrupa’da yaşayan vatandaşlarımızın dövizli askerlik meselesiyle ilgili Savunma Bakanlığı’na bir çağrıda bulunmuştum.
Bugün ise çağrım Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı’na…
Çünkü sınır kapılarında yaşanan çile artık sadece gurbetçilerimizin değil; Türkiye ekonomisinin, ihracatçımızın, TIR şoförlerimizin ve devletimizin itibarının da meselesidir.
Gazetelerde yer alan haberlere göre Hamzabeyli Sınır Kapısı’nda 23 kilometrelik TIR kuyruğu oluştu.
Haberlerde bunun nedeni olarak Türkiye’nin artan ihracatı ve Bulgaristan tarafındaki işlemlerin yoğunluğa cevap verememesi gösteriliyor.
Peki ben de Sayın Bakanımıza sormak istiyorum:
Sınır kapılarındaki bu çileyi ne zaman görecek ve kalıcı çözümler üreteceksiniz?
Bugün Türkiye’nin Avrupa ile ticaret hacmi yaklaşık 230 milyar doları bulmuş durumda.
Bu ticaretin gerçekleştiği coğrafyada ise yaklaşık 10 milyon vatandaşımız yaşıyor.
Yani bu yolları sadece TIR’lar kullanmıyor.
Her yaz milyonlarca gurbetçimiz de aynı sınır kapılarından geçiyor.
Saatlerce…
Bazen günlerce…
Sıcakta, çocuklarıyla birlikte araçlarının içinde beklemek zorunda kalıyorlar.
Bu tablo artık kader değildir.
Çözümü olan bir yönetim problemidir.
Geçtiğimiz ay Saadet Partisi olarak sıla yolu güzergâhında kapsamlı bir saha çalışması gerçekleştirdik.
Budapeşte, Belgrad, Niş ve Sofya’daki büyükelçiliklerimizi ve başkonsolosluklarımızı ziyaret ettik.
Sınır kapılarında yaşanan sorunları yerinde inceledik.
Hazırladığımız çözüm önerilerini dosya hâlinde büyükelçilerimize ve konsolosluklarımıza sunduk.
Kendileri de bu dosyaları Ankara’daki ilgili kurumlara ulaştıracaklarını ifade ettiler.
Ayrıca Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, bu konuyu Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki grup toplantısında da gündeme taşıdı.
Yani ortada sadece eleştiri yok.
Yerinde yapılmış saha çalışması var.
Hazırlanmış çözüm dosyası var.
Diplomatik kurumlarla yapılmış görüşmeler var.
Ve uygulanabilecek somut öneriler var.
Buradan Sayın Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanımıza samimi bir çağrıda bulunuyorum.
Lütfen Saadet Partisi grubunu Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde ziyaret edin.
Hazırlanan çözüm dosyasını dinleyin.
Eğer buna vaktiniz yoksa;
Budapeşte, Belgrad, Niş ve Sofya büyükelçilerimizi arayın.
“Saadet Partisi’nin hazırladığı sınır kapıları dosyasını bana gönderin.” deyin.
Çünkü bu mesele milyarlarca liralık yatırımlardan önce, ülkeler arasındaki koordinasyon ve diplomatik girişimlerle önemli ölçüde çözülebilecek bir meseledir.
İnanıyorum ki birçok sorun, birkaç ülkenin ilgili kurumları arasında kurulacak etkili iletişim ve ortak planlamayla aşılabilir.
Sınır kapılarında görüştüğümüz TIR şoförlerimizin anlattıkları ise yaşanan dramı bütün açıklığıyla ortaya koyuyordu.
Bir şoförümüz aynen şöyle dedi:
“Ben ayda en az beş sefer yapmalıyım ki hem bu yolların çilesine değsin hem de ailemin bütçesine katkı sağlayabileyim. Ama sınır kapılarındaki beklemeler yüzünden ancak iki sefer yapabiliyorum. Bu kadar çile çekmeye gerçekten değmiyor.”
Bu sözlerin üzerinde hepimizin düşünmesi gerekiyor.
Çünkü 24 saat direksiyon başında çalışmak bile, sınır kapısında saatlerce hatta günlerce hiçbir şey yapmadan beklemek kadar insanı yormuyor.
İnsan çalışırken yorulur ama üretir.
Sınır kapısında beklerken ise hem zamanını, hem kazancını, hem sağlığını hem de moralini kaybediyor.
Bu kaybın bedelini sadece şoför ödemiyor.
İhracatçı ödüyor.
Sanayici ödüyor.
Gurbetçi ödüyor.
Ve sonuçta Türkiye ekonomisi ödüyor.
Sayın Bakanım;
Ne olur bu sese kulak verin.
Sınır kapılarındaki sorunları yerinde inceleyin.
Saadet Partisi’nin hazırladığı çözüm dosyasını değerlendirin.
Çünkü burada kaybedilen sadece saatler değildir.
Burada kaybedilen; emektir, üretimdir, ihracattır, rekabet gücüdür ve insan onurudur.
Türkiye’nin Avrupa’ya açılan kapıları, çilenin değil; hızın, koordinasyonun ve çözümün kapıları olmalıdır.
