Ekonomide gerçekleri bir süre gizleyebilirsiniz; ama vatandaşın boşalan cüzdanını, küçülen pazar filesini ve eksilen sofrasını gizleyemezsiniz.

Bugün cebimizde taşıdığımız 200 TL’lik banknot, artık bir zamanlar 20 liranın gördüğü işi bile göremiyor. Markete giren vatandaş, kasaya geldiğinde bunun acı gerçeğiyle yüzleşiyor.

Eskiden 200 lirayla yapılan alışveriş, bugün birkaç temel ihtiyaç ürününe bile yetmiyor.

Mesele sadece dövizin yükselmesi değildir.

Mesele, Türk lirasının kendi ülkesinde bile alım gücünü hızla kaybetmesidir.

2009 yılında 200 TL ile yaklaşık 139 dolar alınabilirken, bugün aynı 200 TL ile yalnızca birkaç dolar alınabiliyor. Bu tablo, Türk lirasının yıllar içinde nasıl büyük bir değer kaybına uğradığını açıkça ortaya koymaktadır.

Bunun en somut örneklerinden birini biz gurbetçiler yaşıyoruz.

Bugün Almanya’dan izne gelen bir vatandaş sadece 1.000 avro bozdurduğunda yaklaşık 54 bin TL alıyor ve bu parayı 200 TL’lik banknotlarla taşımak isterse yaklaşık 270 banknotu cebine koymak zorunda kalıyor; cüzdan yetmiyor, cep yetmiyor. Bir de Türk lirasından 6 sıfır atılmamış olsaydı, bugün 1.000 avronun karşılığı tam 54 milyar lira olacaktı.

Bu tablo, artık 500 TL ve 1.000 TL’lik banknotların acilen tedavüle çıkarılması gerektiğini açıkça göstermektedir.

Ancak burada da bir gerçeği hatırlatmak istiyorum.

25 yıllık tecrübem şunu öğretti: AK Parti’nin yaptığı işler ya yanlış oluyor, ya eksik kalıyor ya da milletin sırtına gereğinden çok daha ağır bir maliyet yüklüyor.

Bu nedenle 500 TL ve 1.000 TL’lik banknotlar basılacaksa, bunun da geç kalınmadan ve doğru bir ekonomik programla birlikte yapılması gerekir. Aksi hâlde bugün yaşanan sorunlar yarın daha büyük kupürlü banknotları konuşmamıza neden olacaktır.

Çünkü yeni banknot basmak ekonomiyi düzeltmez; sadece enflasyonun geldiği noktayı kabul etmektir. Asıl hedefimiz daha büyük banknotlar değil, daha değerli bir Türk lirası olmalıdır.

Emekliye zam yapılıyor deniliyor; maaşı hesabına yattığı gün eriyor.

Asgari ücret artırılıyor deniliyor; kira, elektrik, doğalgaz ve gıda fiyatları o artışı çoktan geride bırakıyor.

Memura zam yapılıyor deniliyor; birkaç gün sonra market rafları o zammı geri alıyor.

İnsanlar artık gelecek için yatırım yapmayı değil, ayın sonunu getirmeyi düşünüyor.

İktidar sürekli enflasyon rakamlarını anlatıyor.

Oysa vatandaşın enflasyonu TÜİK tablolarında değil; pazarda, manavda, kasapta ve market kasasında yazıyor.

Ekonomi; grafiklerle, sunumlarla ve açıklamalarla değil, vatandaşın yaşam standardıyla ölçülür.

Eğer insanlar et almayı, çocuklarına istediği kıyafeti almayı, tatile gitmeyi, hatta temel ihtiyaçlarını karşılamayı bile hesaplamak zorunda kalıyorsa, ortada ciddi bir ekonomik sorun vardır.

Bugün artık daha yüksek kupürlü banknotların konuşuluyor olması da başlı başına bir gerçeğin itirafıdır. Çünkü para büyüyor ama değeri küçülüyor. Cüzdandaki banknot sayısı artarken, alınabilen ürün miktarı azalıyor.

Bugüne kadar uygulanan borç, faiz ve tüketime dayalı ekonomi politikaları vatandaşın refahını artırmamış, aksine alım gücünü sürekli düşürmüştür. Üretim yerine tüketime, yatırım yerine faize dayalı bir anlayış sürdürülebilir değildir. Bunun bedelini de her geçen gün daha fazla yoksullaşan millet ödemektedir.

Türkiye’nin bugün yaşadığı ekonomik sorunların çözümü, bana göre, Saadet Partisi’nin ve Milli Görüş’ün üretimi esas alan ekonomi anlayışındadır. Çünkü üretimi önceleyen, adil paylaşımı esas alan, israfı önleyen ve faize bağımlılığı azaltan bir ekonomik anlayış olmadan kalıcı ekonomik istikrar sağlanamaz. Güçlü ekonomi; üreten, paylaşan ve adaleti merkeze alan bir sistemle mümkündür.

Millet artık şunu istiyor:

Daha büyük banknotlar değil, daha güçlü bir alım gücü…

Daha yüksek maaş açıklamaları değil, o maaşla insanca yaşayabilmek…

Çünkü vatandaş için ekonominin özeti çok nettir:

Sorun cebimizdeki paranın miktarı değil, o parayla ne alabildiğimizdir.

Whatsapp Image 2026 08 04 At 19.02.37