30 Mart Mahallî İdareler seçimlerine giderken vatandaşın
oyunu manipüle etmek, bazı partiler lehine seçmeni etkilemek için akla hayale
gelmeyen oyunlar oynanıyor. Sadece basına yansıyanlar bile, millî iradenin
tehlikede olduğunu göstermeye yetecek durumda. Millî iradeyi ha darbeyle gasp
etmişsiniz, ha bir takım oyunlarla! İkisi de aynı kapıya çıkar.
25 partinin seçimlere girdiği Türkiye de, medyaya
yansıyan haberlere bir bakın! Sanki 3 veya 4 parti seçime giriyormuş gibi bir
hava estiriliyor. Hatta devlet televizyonları bile bu havadan kendisini
kurtarabilmiş değil. Diğer 21 partinin seçmeni devlete vergi vermiyor mu yoksa
Bu adaletsiz uygulamanın hesabı sorulmayacak mı Yapanın yaptığı, yanına kâr mı
kalacak
Anketler konusu tam bir facia. Aynı günlerde yapılan
farklı anketlerde bir partinin oyları ile ilgili olarak 10 puanlık bir farkın
olması oyunu ele vermeye yetiyor. Böyle anketleri yayınlayanların halka hiç mi
saygısı yok
Basına yansıdı. Bir gazetenin yaptığı anketin sonucu
Başbakan a sunuluyor. Başbakan bu haliyle anketin yayınlanmasını istemiyor.
Rakamlar üzerinde oynanıyor, partilerin oy oranları değiştiriliyor. Sonra da
anket diye halkın bilgisine (!) sunuluyor. Bu yöntemle ne devlet kurumlarına
güven kalır; ne de halka doğru haber ulaştırılabilir.
Partiler arasında orantısız bir tanıtma imkânı söz
konusu. 3 siyasî parti astronomik bir hazine yardımı ile seçime katılmaktadır.
Billboardlara yerleşecek, gazetelere sayfa sayfa ilan verecek, şehre hâkim
yerleri afiş ve pankartlarla donatacaklar. Yani, çok geniş tanıtma imkânı
sunulmuş bu 3 partiye! 22 parti ise hazine yardımından mahrum. Ayrıca, hem
devlet imkânları, hem de belediyeler Hükümet partisine çalışmaktadır. Avrupa
ülkelerinde defalarca seçimleri takip ettim. Bu üslûpta bir seçime şahit
olmadım. Bizdeki demokrasi değil, demokratur - halkın yönetime alet edilmesi
oyunudur. Bu görüntü ile millî iradenin sağlıklı olarak sandığa yansıması
mümkün mü
Sözler güzel, ya uygulama
YSK, seçim yasaklarını Resmi Gazete de yayınladı. Hepsi,
âdil bir seçim için gerekli şeylerdi. Yine Hükümet, normal işleyen bir
demokrasiyi az buldu da, ileri demokrasi den söz etti. Başbakan her fırsatta
millî irade ve halk vurgusu yaptı. 1. 2. 2014 günü bütün valilerin
katıldığı Seçim Güvenliği Toplantısı nda da Sandık, demokrasinin namusudur.
Tam bir adalet sağlanacak, millî irade hırsızlığı ve saygısızlığına, psikolojik
baskı kurulmasına izin verilmeyecektir. Hür propaganda önceliğimizdir diyordu.
Bunlar güzel sözler! Biz bunların lâf olarak
kalmamasını, siyasî partilere âdil bir tanıtım ortamı hazırlanarak uygulamaya
dönüşmesini istiyoruz. Seçime girilirken hiçbir partinin ayrıcalığı olmamalı,
hepsi eşit şartlarda seçime girmelidir. Bugün en az oya sahip olarak seçime
giren 3 partiyi; her gün, her saat tanıtımı yapılan 3 partinin imkânları ile
donatın, sondaki 3 partinin en öne geçtiğini görürsünüz.
Eğer, millî irade, ileri demokrasi, psikolojik baskı
yapılmayacak, ifadeleri boş sözler değilse, bunun gereğinin yapılması icap
eder. Üç parti seçime giriyormuş havası vererek algı operasyonuna girişenler,
bu 3 partinin dışındakilere anketlerde diğer sınıfına koyuyor, çok az oy
alacakları imajı oluşturuyorlar. Seçmene, Nasıl olsa benim istediğim parti
kazanamayacak düşüncesini vererek 3 partiden birini tercihe zorluyorlar. Bu
atmosferde, hangi parlak söz söylenirse söylensin, millî iradenin darbe alacağı
açıktır. Söz ve uygulama birliği çok önemlidir.
Adalet Yerini Bulmalı
Türkiye ye belediyeciliğin ne olduğunu öğreten Millî
Görüş ün tek temsilcisi Saadet Partisi, 2 Şubat günü coşkulu bir programla hem
adaylarını tanıttı, hem de projelerini ortaya koydu. Ertesi gün basına
baktığımızda Hükümet ve bir grup arasındaki kavganın gündeme hâkim olduğunu
gördük. Basın, tarafların birbirine lâf yetiştiren kışkırtıcı sözleriyle meşgul
olmaktan on binlerin hizmet heyecanını göremedi. İnsan sormadan edemiyor:
Seçime mi gidiyoruz, kavga mı kızıştırıyoruz
Hem merkezî yönetimde, hem de yerel yönetimlerde yeri ve
göğü dolduracak oranda rüşvet ve yolsuzluk iddiaları var. Bunlar birtakım
oyunlarla ört bas edilip failleri allanıp pullanarak yeniden halkın yöneticisi
yapılacak, öyle mi
Hükümet in Maliye eski Bakanı Abdüllâtif Şener, AKP
döneminde Cumhuriyet döneminin en büyük yolsuzluğu yapılıyor demişti.
Rüşvet ve yolsuzluk iddiasıyla istifa eden Çevre ve
Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar, Ne yaptımsa, Başbakan ın talimatıyla
yaptım açıklamasını yaptı.
Kültür ve Turizm eski Bakanı Ertuğrul Günay, Zulmü
alkışlayamam, zâlimi asla sevemem şiirini okuyarak istifa etti.
İstanbul Milletvekili Muhammet Çetin, istifa ederken, AK
Partimiz karartılmıştır. Kasa kasa dolarlar, vergisi verilmeyen paralar, kayıt
dışı villalar sözlerini kullandı.
Her biri suç duyurusu özelliği taşıyan bu sözler dururken
söz konusu iddiaların muhatapları bunların hesabını vermeden yeniden halka
musallat mı edilecek
Çok hassas bir dönemden geçiyoruz. Lütfen, Hükümet âdil
bir seçim yapılmasının önünü tıkamasın. YSK olaylara seyirci kalmasın. Yanlış
yapan, makamına bakılmadan uyarılsın. Herkes görevini yapsın. Millî iradeye
gölge düşürülmesin.
Şurası unutulmamalıdır ki, bu ülkede darbeler, seneler
sonra da olsa yargılandı; çeteler mahkemelerde hesap verdi. Bugün de yanlış
yapanları hesaba çekecek bir Molla Kasım mutlaka gelecektir.