Son dönemde Rusya-Ukrayna denkleminde yeni gelişmeler yaşanıyor. O hatta gündem çok yoğun… Güncel tabloda da diplomatik temasların yeniden hareketlendiği görülüyor. Ukrayna’da savaş dördüncü yılını geride bırakırken, cephedeki tablo ile diplomasi masasındaki hareketlilik giderek daha belirgin bir tezat oluşturmaktadır. Bir tarafta savaşın soğuk yüzüne eklenen yapay zekâ ile donatılmış yeni savaş teknolojileri; diğer tarafta ise Moskova, Kiev ve Washington arasında sürdürülen yoğun, sessiz ve çoğu zaman kapalı kapılar ardındaki diplomatik trafik. Savaşın sahadaki şiddeti dinmek bir yana, yeni teknolojilerle farklı bir boyut kazanırken, başkentlerde çözüm arayışları da yeniden hız kazanmış durumda. Ukrayna savaşında bugün görünen tablo ne tam bir barış umudu ne de yalnızca askeri bir çıkmazdan ibaret. Daha çok, savaş ile diplomasi arasında gidip gelen kırılgan bir denge söz konusu. Cephedeki her saldırı diplomasi masasının koşullarını değiştiriyor; masadaki her görüşme de cephedeki hesapları etkiliyor. Bu nedenle önümüzdeki dönemde asıl soru, tarafların görüşüp görüşmeyeceği değil, görüşmelerin savaşın gerçek dinamiklerini değiştirecek kadar güçlü olup olmayacağı. Unutmamak gerekir: Diplomasi savaşın gölgesinde yaşar. Ukrayna'da ise bu gölge hâlâ çok uzun. Washington'dan Moskova'ya, Moskova'dan Kiev'e uzanan diplomatik trafik ne kadar yoğunlaşırsa yoğunlaşsın, kalıcı bir barışın yolu yalnızca masadan değil, sahadaki gerçeklikten de geçiyor. Ve o gerçeklik değişmediği sürece, diplomasi masasındaki her umut, top seslerinin arasında sınanmaya devam edecek.
Washington'ın yeni taarruzu artık diplomasi alanında
Sürecin sıkışıklığından ötürü ABD yönetiminin vites büyüttüğü ortadadır. Seçimler, İran savaşı, Siyonist baskılar ve tabii ki Epstein dosyaları Trump’ın önüne sürekli yeni baskı araçları olarak çıkmıştır. Nitekim ABD Başkanı Donald Trump'ın özel temsilcileri Steve Witkoff ve Jared Kushner'ın başlattığı mekik diplomasisi, başkentlerde yeni bir hareketlilik ortaya çıkartmıştır. Önce Moskova'da Rus yetkilileri ve Vladimir Putin ile görüşen Trump’ın diplomasi biraderleri, hemen ardından soluğu Kiev'de alarak Volodimir Zelenskiy ile görüştü. Beyaz Saray'ın derdi belli: Kış bastırmadan, en azından sürdürülebilir bir ateşkes zemini yakalamak. Meseleyi elbette kışa indirgemek olayı basitleştirmektir. Zira biraz önce saydığımız baskılar Trump’ı anlaşmaya zorluyor. Diğer yandan da bir tarafından diplomasiyi ve ne istediğini bilen bir Rusya olan savaş denklemini çözmek daha kolay geliyor. Zira İsrail’in şımarıklıkları ve Siyonist hezeyanlarına tahammül kalmadığı ve İran’ı alt edemediği için, İran’a yönelik Siyonist saldırılarda (bazen İran savaşı bazen başkaca ifadeler kullanıyoruz, işin aslında buna yönelik en doğru ifade İran’a yönelik Siyonist saldırılardır) bir ilerleme kaydedilemiyor.
Bu sıcak gündemin kendisi bile birçok mesajı bünyesinde barındırmaktadır. Trump yönetimi, savaşın ilk yıllarındaki temkinli ve mesafeli tutum ve işi Avrupa’ya ciro etme işinden uzaklaşıp doğrudan aktör olma iddiasını yeniden öne çıkarmaktadır. Bu noktada Trump’ın diplomasi biraderleri klasik diplomatik dilden çok, kişisel güven ilişkileri ve iş dünyası refleksleriyle hareket eden isimler. Bu tercih, sürecin resmiyetten uzak, pazarlık ağırlıklı ve hızlı sonuç odaklı ilerlemesini kolaylaştırabilir. Hep konuştuğumuz gibi Trump, bu iki ismi öne sürüyorsa işi kendi istediği gibi çözmek maksadını güdüyordur.
Sızan bilgiler ve masadaki taslaklar, ABD'nin taraflara "güncellenmiş ve daha esnek" öneriler sunduğunu gösteriyor. Çatışmaların dondurulması, enerji altyapısına yönelik hava saldırılarının karşılıklı durdurulması, sınır hatlarında geçici güvenlik cepleri oluşturulması... Mantıklı, kademeli, neredeyse "ders kitabı" gibi bir reçete konuşuluyor. Ancak sorulması gereken soru şu: Bu reçete, savaşın pratik gerçekliğiyle ne kadar örtüşüyor? Kulislerden gelen ilk sinyaller, tarafların esneklik payından yoksun olduğunu gösteriyor. Temaslar "cesaret verici" ve olumlu olarak diye nitelendiriliyor, ancak masadan henüz somut ve kalıcı bir uzlaşma kararı çıkmış değil. Cesaret verici olmak başka, bağlayıcı bir metnin ortaya çıkması ise bambaşka.
Sahada ise bambaşka bir gerçeklik var…
Diplomasi koridorlarında nezaket cümleleri kurulurken, cephede işler her zamanki gibi sert seyrediyor. Rusya, özellikle Pokrovsk ve Donbas akslarında yıpratma savaşını tüm şiddetiyle sürdürüyor; stratejik altyapıları ve lojistik hatları hedef alan bombardımanlarını artırdı. Moskova'nın birkaç hesabı var: Birincisi yaklaşan sert kıştan önce Ukrayna'nın enerji şebekelerini felç etmek, Kiev'i taviz masasına oturtmanın en kestirme yolu. Soğuk, artık sadece bir mevsim değil; bir savaş silahı. İkinci olarak masanın geleceğini anladığı için klasik Rus diplomasisini uygulayarak masaya güçlü oturabilmek için sahadaki sertliği artırarak karşı tarafı masada zora sokmak derdinde… Üçüncü olarak artık Rusya da savaşın bitmesini istiyor. Bunu ya Ukrayna’dan vazgeçin ya da sahayı genişletiriz şeklinde bir mesajla yapıyor. Bu tehdit de boş değil. Nitekim geçen haftalarda Rusya’nın büyük hamleler yapacağı istihbaratı üzerine CIA ve Vatikan yetkilileri, ardı ardına Moskova’ya gitmişlerdi. Ayrıca Almanya’da 4 Ağustos’ta Leipzig havalimanında bir kimliği belirsiz İHA bulunduğunun haberini yaptırıldı. Bu İHA’nın Ukrayna’ya destek için hazırlanan bir uçağın yanında bulunduğu iddia edildi. Bunun üzerine yaşanan gelişmelerde, Lavrov, Almanya’nın savaş istediği ve bu süreçte yaptıklarını daha önce İkinci Dünya Savaşı yaptıklarına benzetti.
Esasından konuyu dağıtmadan ifade edelim. Bugün çok farklı düzlemdeyiz belki savaşlar aslına döner yani bir Rus-Alman savaşı imkânsız değildir. Almanya’da son seçimlerde Saksonya-Anhalt (Sachsen-Anhalt) Eylül 2026 eyalet seçimlerinde AfD, %43,8 oy alarak parti tarihinin en yüksek seçim zaferine imza atmış ve eyalette açık ara birinci parti oldu. Bu parti, Almanya için Alternatif (AfD) partisi, siyasi çizgisi, söylemleri ve politika tercihleri bakımından geniş ölçüde Rusya yanlısı (Pro-Rusya) olarak değerlendiriliyor. Bu nokta neden önemli Almanya’nın yaşayacağı iç karışıklık ve Batı bloku ile yaşayacağı krize müsaade edilmez. Bunu ortadan kaldırmak için de bir Rusya savaşına sebep olabilir.
Rusya’nın baskıları ve masa yansımaları
Rusya’nın yaşadığı askeri itibar kaybını tolere etmek için daha saldırgan bir tutuma geçtiği herkesin malumudur. Bu askerî baskının diplomatik masaya sızması da kaçınılmazdır. Rusya için cephedeki her ilerleme, müzakere masasındaki konumunu güçlendiren bir kredi hanesi durumundadır. Dolayısıyla Kremlin'in diplomasiye "kapıyı kapatmama" tavrı, samimi bir barış arayışından çok, zaman kazandıran ve aynı anda meşruiyet devşiren bir taktik manevra olarak okunmalıdır.
Rusya’nın masadaki tavrı da bu askerî iradeyle uyumlu: Ukrayna güçlerinin Donbas'ın tamamından çekilmesi ve fiili sınırların tanınması şart koşuluyor. Putin, Washington'dan gelen kanallara kapıyı tamamen kapatmıyor; ama kaynak dayanıklılığı ve askerî üstünlüğün kendi lehine olduğu inancıyla radikal bir tavizden kaçınıyor. Zamana oynayan bir güç, masaya ancak kendi takvimine göre oturur.
Kiev ise çetin bir direniş ile lojistik darboğaz arasında sıkışmış durumda. Zelenskiy yönetimi, egemenlik ve toprak bütünlüğünden taviz veren herhangi bir anlaşmanın halk nezdinde ve anayasal düzlemde karşılığı olmadığını ve vazgeçilmez bir durum olduğu ifade ediliyor. Ancak sözler bir yana, Ukrayna ordusu hava savunma mühimmatı ve Patriot önleme füzeleri konusunda ciddi bir tedarik baskısıyla karşı karşıya. Zaten ağırlığın 2026 Şubat’tan itibaren İran’a kayması ve füzelerin İsrail’i korumak için sürekli Batı Asya’ya sevk edilmesi Ukrayna’yı daha da zora sokmuştur. Bunun için hatırlarsınız temmuz ayının sonuna doğru İran’a yönelik Hazar Denizi’nde saldırı düzenlemiştir. Temel maksadı ben sizin işinize yarar bir aparatım demekten başka bir şey değildir. Zelenskiy'nin Amerikan temsilcileriyle son görüşmesinin ana gündem maddesinin "kış savunması için hava savunma desteği" olması her şeyi anlatıyor: Kiev, şu an diplomatik pazarlıklardan çok, yaklaşan kışın getireceği askerî tehditlere odaklanmak zorunda.
Bu tablo, müzakere masasındaki tarafların gerçekte iki farklı gündemle oturduğunu gösteriyor. Rusya toprak ve statü konuşurken, Ukrayna hayatta kalma ve caydırıcılık konuşuyor. İki farklı dilde yürütülen bir müzakerenin ortak bir metne dönüşmesi, kısa vadede pek olası görünmüyor. Nitekim daha çok sıcak gelişme olarak Trump’ın diplomasi biraderlerinin Kiev’den ayrılmasının hemen ardından Rusya’nın bir jest olarak sunduğu 3 günlük kısa süreli bölgesel ateşkesi bitirerek yeni bir İHA saldırı serisi başlatması sürecin zorlu ilerleyeceğini göstermektedir.
Sonuç yerine
Kabul edelim: Diplomatik kulislerin hareketlenmesi elbette önemlidir. Ancak masadaki kelimeler, henüz cephedeki mermilerin önüne geçebilmiş değildir. Dünyada yaşanan savaşları da başka bir noktaya çekmek yerine her noktayı Siyonizm üzerinden okumak gerekir. Ne Rusya tamamen masumdur ne de Ukrayna bu kadar sivil kayıp verirken tamamen mağdurdur. Bu savaşların sonunda sadece siviller ve sivilken askerleşen insanların hayatlarını kaybettiğini unutmamak gerekir. Peki, kime yarar? Bunu da herkes bilir...