Mutezile ile ikinci dalga modernizm veya Mutezile ye
özenti çığırını birbirinden ayırmamız lazım. Birinci dalganın kompleksle pek
alakası yoktur. Zira İslamiyet Yunan düşüncesiyle karşılaştığında muzaffer
mevkidedir. İkinci dalga ise kompleks ürünüdür ve İslam dünyası İngiliz ve
Fransız istilasıyla karşı karşıyadır. Neden bu hale düştük sorusu gayet
yerinde bir sorudur. Lakin bunun cevabında yollar ayrışmaktadır. Bunun temel
cevapları arasında dinden mi, yoksa akıldan mı uzaklaştık şıkları vardır.
Muhammed Abduh bu tereddi ve gerileme halinden geleneği sorumlu tutar. Bundan
dolayı dini anlayışı ve Ezher i reforma tabi tutmak ister. İngilizlerin eğilimi
de bu yöndedir lakin yerel makamlar buna müsaade etmez. Buna pek muvaffak
olamaz. Lakin Ezher den ve gelenekçilerden şikâyetçidir. Ezher de reformu
başaramayınca yayıncılık ve fikir alanında yoğunlaşır ve hayallerini bu alana kaydırır.
Müslümanların gerilemesi karşısında Hindistan daki Seyyid Ahmet Han ile aynı
refleksi verir. Ona göre de, Batılıları yakalamak için dini alanı
rasyonelleştirmek gerekmektedir. Her ikisi de eğitimle ve yeni bir dini anlayış
ve çığırla beyaz adamın izini takip etmek ister. Muhammed Abduh başlangıçta
Cemaleddin Afgani ile birlikte Urvetü l Vuska da yazdıkları makalelerde İngiliz
karşıtı veya Batı sömürgeciliği karşıtı dil kullanır. Bununla birlikte yine de
Renan Müdafaanamesi nde Cemaleddin Afgani meselenin hakkını veremez ve alttan
alır. İlk dönemde Muhammed Abduh, Seyyid Ahmet Han dan biraz farklıdır. Lakin
yolları Lord Cromer le kesişince Mısırlı Seyyid Ahmet Han haline gelir.
*
Muhammed Abduh, Mısır da ve Paris te Batı ile temasla
birlikte Batı fikriyatından etkilenmiş ve bu etkilenme özünü ve istikametini de
şekillendirmiştir. Bu anlamda Rıfaa Rafi et Tahtavi nin çocuklarından
birisidir. Tahtavi 1826 yılında Paris e gönderilmiş ve burada 5 yıl kalmıştır.
Ondan yarım asır sonra Paris e giden (1884) Muhammed Abduh da burada Cemaleddin
Afgani ile birlikte Urvetü l Vuska dergisini çıkarmıştır. Lord Cromer dostu
Muhammed Abduh için şunları söyler: Dostumun doğrusu agnostik olup
olmamasından ciddi bir biçimde şüpheliyim Lord Cromer ayrıca Mısır la ilgi
hatıratında şunları söyler:
Şarklı aydınlanmacılar garplı aydınlanmacıları fersah
ferah geçmiş bulunuyorlar. Lord Cromer e göre, Batılı aydınlanmacılar
toplumlarının ahlaki kriterlerine bağlıdırlar. Onlar zamanla ve demlenerek
aydınlanmacı olmuşlardır. Şarklılar ise taklit suretiyle olduklarından
boyunlarındaki bütün bağlarını ve iplerini koparmışlardır. Bediüzzaman ın
dediği gibi, Müslüman ın bozulması insani türevin son bozulması halidir ve
ıslahı kabil değildir. Süt gibi değil yağ gibidir ve bir daha ondan istifade
edilmez.
*
Muhammed Abduh, 1905 tarihinde vefat eder ve devlet
töreniyle gömülür. Ölümünden sonra hakkında ilk biyografisini yazanlardan olan
(1933) Mark Sedgwick, Muhammed Abduh un gerçek İslam ı ihya diye bir derdinin
olmadığını ve onun derdinin Mısır da karşılaştıkları güncel problemleri hâl
yolunda İslam ile Batı düşüncesi arasında sentez kurmak olduğunu ifade
etmiştir. Bu anlamda Mark Sedgwick in tasviri veya tanımı Hayrettin Karaman
Hoca nın Gerçek İslam da Birlik kitabının başlığını tekzip eder niteliktedir.
Kısaca Muhammed Abduh bir mustağrip bir aydınlanmacıdır. Bazen kendisine
tarihten; Zemahşeri nin tefsirinde, bazen de başka kaynaklarda kök aramıştır.
Abduh ekolü çizgi tutturamamıştır. Maziden kendisine kök aramış ve güncelin de
her türlüsüne merak salmıştır. Bu açıdan Cemaleddin Afgani ve kendisini
Bahailere atfedenler olduğu gibi masonlukları ise herkesin malumu olmuştur.
Selefilikleri ise başka bir bahistir. Selefilikleri sadece gelenekle hesaplaşma
zeminindedir. Cemil Meriç in Afgani ile ilgili bir tespiti vardır. Şehirlerin
ve ülkelerin onu paylaşamadığını söyler. Muhammed Abduh ise fikirleri
paylaşamaz. Eklektik anlayışını bir yere oturtmak mümkün değildir. Adem-i merkezi
bir fikriyat içindedir. Risaletü t
Tevhid de kendini Maturidi sayar. Lakin onu İbni Rüşd e nispet edenler de
çoktur. Mucizeleri tevilde ve tefsir
anlayışında Zemahşeri ve Mutezile den etkilendiği bir gerçektir. Kalan tarafıyla da selefi olsa gerek. Kısaca
eklektik bir anlayışı temsil etmektedir. Orijinal bir yönü yoktur. Durumdan
vazife çıkarmıştır. Yayıncı Himarat Munyati, Muhammed Abduh un Batı da
gezmekten hacca gitmeye fırsat bulamadığını söylemiştir. Mısır Müftüsü
bulunduğu sırada İngilizler Hicaz da kolera salgını olduğu gerekçesiyle o yıl
haccı yasaklamak isterler. Muhammed Abduh un dışındaki herkes buna karşı çıkar.
Neticede o yıl hacca gidenler arasında koleradan dolayı ölüm vakaları yaşanır.
Burada Muhammed Abduh un haklılığı ile İngiliz yanlılığı birbirine karışmıştır.