Belki diğer ülkelerde de böyledir ama ülkemizde devlet

adamı olmak, siyasetle uğraşmak çok zor. Bunun için siyasete gireceklerin önce

sinir uçlarını yakmaları gerektiğini düşünüyorum. Bunca yıllık ömrünün 5 yıllık

bir döneminde aktif siyasete bir dostumun emrivakisi ile girdim ve 5 yıllık

dönemi zor tamamladım. Derdim kendimden söz etmek değil elbette. Ana konuya

girmeden olayı biraz açmaya çalışıyorum.

Sanıyorum 1975 yılıydı. Rahmetli Erbakan Hocam Başbakan

Yardımcısı ydı ve Başbakanlık ta basın toplantısı yapıyordu. Konuşmasını

bitirmiş sıra sorulara gelmişti. Salon tıka basa yerli ve yabancı basın

mensuplarıyla doluydu. El kaldırarak söz isteyen gazeteci arkadalar sorularını

soruyor Erbakan Hocam da cevaplıyordu. Bu sırada kendisini 1960 lı yıllardan

tanıdığım bu arkadaşla kısa bir süre aynı patronun iki gazetesinde aynı salonu

paylaşarak yöneticilik yapmıştık. Bunun da ötesinde uzun yıllar aynı siyasi

çizgiyi paylaşmıştık. Anlattığım olayın geçtiği zaman ben Milli Gazete de o

arkadaş da Adalet Partisi yanlısı Son Havadis gazetesinde çalışıyordu. Elini

kaldırarak söz istedi. Erbakan Hoca, Buyurun! diyerek söz verdiğinde yüksek

sesle salonu çınlatırcasına, Efendim, Şeriatçı mısınız sorusunu yöneltti.

Salonda bir şaşkınlık ile sessizlik hâkim oldu. Doğrusu o soru karşısında

şahsen şaşırmış, paniklemiştim. Ama, Erbakan Hocamın duruşunda ve sesinde

hiçbir değişiklik olmadan, Sevgili kardeşim!.. Bu sorunuzun cevabını evime

gelin. Hem bir kahvemi için hem de sorunuzun cevabını vereyim şeklinde

karşılık verdi. Ama sorunun sahibi cevabını orada, yerli ve yabancı

gazetecilerin karşısında almak istiyordu. Efendim Evet ya da hayır şeklinde

bir kelime ile cevap verebilirsiniz diye ısrarcı oldu. Erbakan Hocam yine

sükûnetini koruyarak soru sahibini evine davet etmekle yetindi Başka soruların

ardından basın toplantısı son buldu. O arkadaşla daha sonraları Erbakan Hocam

çeşitli zeminlerde birlikte oldu, yurt dışı gezilerine birlikte gittiler.

Yaklaşık 40 yıl önce yaşanmış ve bizzat şahidi olduğum bu

olayın ardından son günlerde medyada gerek haber olarak gerek köşe yazılarında

aktarılan bir başka olay var. O ise Zaman gazetesi muhabirinin Başbakan

Erdoğan a yönelttiği soru ve bu soruya yönelik Başbakan ın verdiği cevap.

Başbakanın tavrı konusunda medyanın bir kesimi aleyhte tavır sergilerken bir

kısmı susmayı tercih ediyor. Olay özetle şöyle:

Gazetecinin sorusu Haber Türk e müdahale, Urla villaları

ve Sabah ı satın almak için oluşturulduğu ileri sürülen havuzla ilgili.

Başbakan bu sorulara sinirleniyor ve gazeteciyi azarlıyor:

Bu iddiaların hepsinin altında patronların var. Bu

iddiaların hepsinin altında dışa bağlı olduğunuz yer var. Bu dışa bağlı

olduğunuz yer nasıl komut verirse öyle hareket ediyorsunuz.

Soruların doğru ya da yanlışlığı, haklı ya da haksızlığı

konumun dışında. Ancak, devlet yönetimine talip olmuşsanız serinkanlılığınızı

korumak, öfkenizi kontrol etmek, sinir uçlarınızı yakmış olmak durumundasınız.

Kısacası birazcık olsun yıllarca birlikte olduğunuz rahmetli Erbakan Hocamı

örnek almanız iyi olurdu diye düşünüyorum. Çünkü hiçbir yönetim gazetecilere

neyi sorup neyi sormayacağını dikte ettiremez. Her dönemde toplantılar öncesi

bazı siyaset adamları nelerin sorulmasını istediklerini bazı ahbap gazetecilere

dikte ettirebilirler ama bunu genelleştirmemek gerekiyor. Tekrar ediyorum bu

yazıdan maksadım Zaman muhabirini savunmak değil. Doğru ya da yanlış o görevini

yapıyor. Yaptığım geçmişe kısa bir yolculuk ve bir hatırlatmada bulunmaktan

ibaret.