Önceden de cehalet ve bilgisizlik, bu ülkenin en temel meselelerinden birisiydi. Bugün de maalesef öyle. Önceden de fikr-i sabit kimseler, körü körüne bir şeylere bağlanan, tüm hakikatleri bildiğini sanan insanlar vardı, bugün de var. Var ama bugün gelinen nokta çok daha vahim.
Çünkü, bugün, son birkaç 10 yılda gelinen nokta cehaleti yücelten ve cahili cüret sahibi yapan, cesaretlendiren birtakım gelişmelerin neticesi. Önceden cahil adam, cehaletinin iyi kötü farkında olurdu ve bunun gereği gibi davranır, iyi kötü haddini bilirdi. Ancak, son birkaç 10 yılda özellikle kapitalist ahlaksızlık ve menfaatperestlikle kuşanan insanların türemesi, içten içe kaynayan bir gizli toplumsal patlama üretti. Bu toplumsal patlama, bazı Latin Amerika ülkeleri gibi fiiliyata dökülmedi belki, ancak insanların zihniyetinden davranışlarına kadar geniş bir ölçekte bir yıkıma neden oldu. Bugün, toplumsal bir kalite düşüklüğü, toplumsal bir yozlaşma ortada duruyor ve işin kötüsü, gidişat da iyiye doğru değil.
Kapitalist ahlaksızlık ve menfaatperestlik, insanları kendisini dünyanın merkezinde görmeye itti, başkasına tahammülü ve saygı göstermeyi “bir lütufmuş” gibi algılamaya zorladı. Kapitalist ahlaksızlık ve menfaatperestliğin toplumu uğrattığı bu yapıbozum, diğer taraftan da bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olan insancıklar üretti maalesef. Bilgi sahibi olmadığı halde “her şeyi bilen”, okuyup araştırmadığı halde “her konu hakkında fikir sahibi olan” ve en ufak bir eleştiriye bile düşmanca yaklaşan bir tür ortaya çıktı. Cehalet hem boyut değiştirdi, hem de cüret kazandı. Artık bilmediğini hiçbir şekilde kabul etmeyen, körü körüne birtakım fikr-i sabitlere takılı kalmış bir cehalet, toplumu teslim almış vaziyette.
Bu cehaletin en çarpıcı yönlerinden birisi, elinde imkan olduğu halde doğruyu aramaması, araştırmaması, sadece hisleriyle ve canının istediği şekilde düşünmesi, hareket etmesi. Olan bitenle ilgili en ufak bir bilgisi olmadığı halde, kafasında en ufak bir sorgulama yapmadığı, en ufak bir soru sormadığı halde, her şeyin en iyisini biliyor artık bu cehalet. Mantıklı ve izanlı olmak, insaflı ve vicdanlı hareket etmek, oturmak, kalkmak, konuşmak, bu cehaletin tabiatında yok.
Okuma yazma oranıyla, diploma alıp almamayla da ilgisi yok bunun. Kendi doğrusunu en doğru kabul eden, bilmediği hakkında ahkam kesen, kafa yormadığı meseleyi bile kendi doğrusuna bağlayan bir iflas olmaz kafa bu. Menfaati neyi icap ediyorsa doğrusunu ona göre ayarlayan, nabza göre şerbet veren, en çıkarcı reflekslerle pragmatizmin dibine vuran bir koyu cehalet.
İşin kötüsü, önceki dönemlerdeki cehaletin aksine, öğrenmeye, bilgilenmeye niyeti yok. Hakikatin peşinde değil, hakkaniyet sahibi değil, insaf ve vicdanını menfaate satabilecek kadar erdemli bir kafa bu. İflah olmaz bir cüret, temeli çürük bir özgüven, kaynağı olmayan bir bilgi haznesi… Bugünkü cehaletin özeti…
Bu cehalet manzarası, her geçen gün toplumu daha da kuşatıyor. Her geçen gün özgür düşünmenin, sorgulamanın, soru sormanın, bilgilenmenin, erdemli olmanın ve insani gelişimin önünü tıkıyor. Koyu bir cehalet, toplumun üstüne çöktükçe, insanlar birbirlerini sevmiyor, saymıyor, sadece birbirlerine had bildirme, kendi en doğrularını birbirlerine telkin etme peşinde koşuyor. İnsani olanı öldürüyor bu cehalet.
Bugünkü şehirlerimize, en basitinden günlük yaşantımıza, gazetelerin 3. sayfa haberlerine veya memleketin gündemine bakınca bile bu cehaleti görüyoruz. Giderek nefes almayı zorlaştırıyor, huzur ve sükunet içinde yaşamayı imkansız hale getiriyor.
Bilmeyen, öğrenmeyen, hakikatin peşinde koşmayan bu cehalet, insana kast ediyor aslında. Sakın ola bu cehaletle muhatap olmayın, tartışmayın, doğruyu anlatmaya çalışmayın. Beyhude çabadır çünkü.