Yaşı ve ikbali benzemesin

Biz de önce hükumet cephesine bakalım.

Bizim gazetemizin başlığı gibiydi diger gazetelerinki de ..Üç yeni isim, dört değişiklik üzerine yapılmıştı haberler, yorumlar. Sanki bir önceki hükumetin tüm üyelerini biliyor muşuz, AKP’nin milletvekillerini ezberimizde tutuyormuşuz gibi..

Halbuki çoğu AKP’linin varlığını ancak bakan olduklarında veya istifa ettiklerinde duymadık mı

Ahmet Davutoğlu’nun önemi, dört değişiklikli, üç yeni isimli bir kabinenin başbakanı olmasından gelmemektedir.

Elbette kişisel özellikleri bir yana, Ahmet Davutoğlu’nun önemi, kendisine kasissiz, çukursuz, hendeksiz bir yol, açılan genel başkan olmasından gelmektedir.

Başbakanlığı ise, bu genel başkan rahatlığından, umarız ivme kazanmış bir başbakanlık olur.

Tarih tekerrürden ibarettir derler. Bu tezi ispata çalışmamız için İnönü’lü CHP günlerine bir bakmalıyız.

Yaşı dolayısıyla bir ihtilal daha yaptıracak gücü kalmayan İnönü, çekilip giderken senato’nun tabi üyeliğine, partisini gönlüne göre dizayn etmiştir.

Nasıl ki 1960 öncesinde, “Şartlar müsait olunca ihtilal meşru olur” diyerek, emeğini katmışsa 27 Mayıs’a; “İşgal de boykot da birdir, aynıdır, eşittir, farklı değildir.” Demesi de ancak bir muhtıraya yol açmıştı 12 Mart’ta.

O muhtıra ki, İnönü’nü değil, onun bir kolunu (Nihat Erim) başbakan yapmıştı. Yani işte bu noktada anlamıştı İnönü, artık yaşlı biri olduğunu.

Halefini tesbit etmede veya tesbit ettiği halefini partisine kabul ettirmede “şehzade sistemi”ne çok ters bir metod izleyen İnönü’nün bu yönündeki, İnönü olmasındaki payın büyüklüğünü bugün kim gözardı edebilir.

Ecevit’e, T.Feyzioğlu’na ve arkadaşlarını önce, K.Satır ve arkadaşlarını sonra CHP’den göndererek (veya gitmelerine ortam hazırlayarak) yol açan İnönü, diyorduki: Ona dikensiz bir CHP bıraktım, iktidar olmayı da kendisi hak etsin.

Sayın Davutoğlu’nun şansı, avantajıdır şimdi. Çünkü ona da, dikensiz bir AKP’nin genel başkanlığı ve kazanmış bir AKP’nin başbakanlığı bırakılmıştır.

Dikensiz AKP şu demektir Üç dönem yasağı dolayısıyla çok milletvekili ağanın sesinin ve gölgesinin uzaklaştırılmış olmasıdır.

İnönü’nün partiden göndermekle yaptığını, Erdoğan (önceden hesap etmiş midir, bilmiyorum) yasak uygulayarak yapmıştır. Yani işte böyledir tarihin bu anlattığımız mevzuudaki tekerrürü.

“Şehzade sistemi”nden söz açmıştık. Bir misalle, kendi siyasi hayatımızdan bir misalle izah edelim: RP’ne “mezara kadar” diyerek gelen rahmetli Aydın Menderes’I hatırlama vaktidir şimdi.

Adıyla, bilgisiyle, karizmasıyla ve Meclis konuşmalarıyla (RP adına yaptığı bütçe konuşması en unutulmazı idi) ve rahmetli Hoca’mız Erbakan’ın onay veren tavrıyla oluşmuştu “şehzade odur” genel kanaati. Sonrası..(Sonrasını ise sonra yazalım)

Davutoğlu hükumetine (hazır) kadrosundan bakarken medyamız, biz başbakanın, tarihin hangi safhasının tekerrürü olduğunu tesbit etmeye çalıştık.

Ülkemize hayırlı olur inşaallah, dileklerimizle...

 Taktik bu: Millete kendilerini izah yaparak dinletmek

Cumhurbaşkanı’nın yemin törenine katılmayacağını ilan eden ve fakat bir kısım üyelerini salona sokarak, grup yetkilisinin içtüzük kitabı fırlatması eylemini yaptıran CHP..

Haber böyle uzar gider.

Bu ülkenin siyasi hayatındaki en yaşlı parti olan CHP’nin geleneklerinin olmamasının tescilidir 28 Ağustos’ta bu ülkenin Meclis’inde yaşanan olay.

İhtilallere destek vermiş, muhtıracılara kucak açmıştır.

Başbakanlar, Cumhurbaşkanları çıkarmıştır içinden.

Koalisyonlarda bulunmuş, seçilecek veya seçilmesini arzu ettiği cumhurbaşkanı adaylarına ortak olmuştur.

Fakat hiçbirinde bir CHP geleneği izi yoktur bunların. Tıpkı “son olarak” iç tüzük kitabı fırlatmaları gibi…

Türk siyasi tarihi açısından acı olan ise, olayı, hemen ertesinde bir basın toplantısıyla izah etmeye kalkmalarıdır.

Ey (cahil) millet! Biz bu eylemi (işi) şu gerekçe ile yaptık. Sen sakın yanlış anlama.

CHP’liler izah etmeselerdi nasıl anlaşılabilirdi o olay Aklımıza gelen ihtimalleri sıralayalım. Yani CHP’lilerin aman yanlış anlaşılmasın korkularını…

A.Necdet Sezer Ecevit’lerine Anayasa kitapçığı fırlatmıştı. İçlerine kalan ukdeye bir cevapmıdır bu

Hep bir krizimiz olsun demiyor mu idiler

Meclis’te sessizce oturmak bize yakışmaz, hem girmeyeceğiz de demiştik, ne iş olsa yaparız ağbi..

Efendim, iç tüzük ihlal edilmişti. O Meclis’te İlk defa mı iç tüzük ihlal ediliyor, eğer yapılmışsa.. Ve sonra, bir ihlalin cevabı bu mudur

CHP bu eylemi ile muhalefetin önünü kapatmıştır. Muhalefet bu ülkede gereksizdir, gibi bir kanaat yayılsın istemiştir.

Bu acıdan AKP iktidarı kurtulmalı, CHP’yi de kurtarmalıdır. Yüzde 10 barajını kaldırarak Saadet Partisi ve başka partilerin de Meclis’e girmelerinin önündeki engeli yok etmeli, muhalefeti olan bir iktidar görüntüsüne ve gücüne erişmelidir.

  Peki sen, Ortadoğu’da nasıl olacaksın

İsrail kurşunlarıyla yaralanmış Gazzelileri taşıyan ambulans uçak görüntüleri ve tedavilerinin yapıldığı hastane odaları resimleri gazetelerin bir yanında yer alırken, diger yanında “saldırı”ya uğrayan Suriyeli haberlerini okumak zorunda kalıyoruz.

Gerekçesi ne bu saldırıların, öğrenmek için tv kameralarının karşısına geçip “Suriyeli istemiyoruz!” diyen öztürklere, hastürklere, hakiki türklere, devletli Türklere, Bahçeli Türklere, Kılıçdarlı Türklere bakıyorum ve diyorumki: Bunlar, ne zaman unuttular, Altay dağlarından, Tanrı dağlarından, gölleri kuruyan orta Asyalardan geldiklerini

İçimizdeki “Düşmansız yapamayanlara”a karşı da bir çözüm üretmelidir hükumet.

Akraba olmakla öğündüğümüz; ki bu fakir de ilan eder bir Suriyeli aile ile akrabalığını, ülkelerindeki savaş dolayısıyla bize sığınmış insanlara taşlı, sopalı ve insanlık dışı saldırılara karşı durmak, bizim inancımızın gereğidir. “Kiralar arttı. Onlar geldi kiralar yükseldi” diyorlar.

Zulüm dolayısıyla evlerini terketmek zorunda kalan insanları yüksek kiralara mecbur edenlere laf yok. Fırsatı ganimetleştirmek sanki meşru..

Ne kadar zulümcü bir mazerettir bu. Demekki o insanlar (Suriyeliler) bu ülkede (güçlerince) paraları ile yaşamak istiyorlar. Fakat sen ne istiyorsun

Mahallesinde saldırı haberleri yaşanan o şehirlere bir Belçikalı geldiğinde, ona ucuz kiralı bir ev mi verecekler Turist (yabancı) istemiyoruz demiyorlar ama..

Bir Batı şehrimizin gece eğlencelerine katılan Avrupalı bir turist grubunun ödediği bedelden şikayetini irdeleyen bir kartel gazetecisi şöyle bitirmişti yazısını, Güneydoğu’muzda o üzücü olayların olduğu günlerde: fatura Türkelere kesilen kadardır. Ama yine de aksini iddia ediyorlarsa, bugüne kadar bu ülkede bedava yaşadıklarına, bedava yiyip içtiklerine saysınlar. 

“Tren geliyor Adana’dan”

Bir tv kanalında (CNN Türk) konuşan HDP Milletvekili S. Süreyya Önder, İstanbul entellektüellerinin yerel seçimlerde desteklediği S. Süreyya Önder demişki:

“İyiki PKK silah bırakmamış. PKK olmasa idi İŞID bu gün Adana’da idi...”

Uyanık S. Süreyya Önder, PKK’nın “olma” yanlışlığını ve hâlâ silah bırakmamasını saklarken, bir de alkış istiyor PKK adına.

Ya İŞID diye bir “kukla” olmasaydı...

PKK’ya “hata” idi, mi diyecekti S. Süreyya Önder.

İŞID’ın S. Süreyya Önder’in hayalinde büyütülmüş olması, adı geçen şahsın bu ülkeyi, bu ülkenin Adana’sını tanımadığı göstermektedir, belgelemektedir, ispat etmektedir.

GEÇMİŞ ZAMAN PENCERESİNDEN

Kör taşı

Bayramın ikinci günü. Kadıköy vapurunda idiler. Kızılay gazetesini okuyan genç, kendi kendine mırıldandı :

— Zavallı Osman Cemal!..

(Vâ-Nû) merakla sordu:

— Ne olmuş Osman Cemale efendim ..

Genç yolcu, elindeki gazeteyi okudu:

— İkdam başmuharriri Abidin Daver, dün yanında ikdam muharrirlerinden Selâmi İzzet, İkdam muharrirlerinden Osman Cemal ile giderlerken, yolda, Son Telgraf başmuharriri Etem İzzetle Son Telgraf muharrirlerinden Ahmet Şükrü ve Son Telgraf muharrirlerinden Necip Fazıla rastlamışlar.

iki arkadaş grup, konuşurlarken, süratle giden bir otomobilin tekerleğinden fırlayan taş, hafifçe Osman Cemalin şakağını sıyırtmıştır!

Bu kaza haberini dinliyen açıkgöz bir yolcu hayretle başını salladı:

— Allah allah... Şu İkdam muharrirlerinin bir araya gelişine tesadüf diyelim... Son Telgraf muharrirlerinin bir araya gelişine de tesadüf diyelim. Yolda iki takımın birbirine de rastlayışına tesadüf diyelim... Bu bayram (Kızılay) gazetesini çıkaran zatın (İkdam) ve (Son Telgraf) gazeteleri sahibi Etem İzzet üstad oluşuna da tesadüf diyelim... Fakat, şu tekerlekten fırlayan taşın, o kadar meşhur insan arasında zavallı Osman Cemali buluşuna ne diyelim ..

Kazanın, basit bir gazete reklâmından ibaret olduğunu sezen (Vâ-Nû) kurnazca gözünü kırptı:

— Bu kör taşı değil, diyelim! 

Usaresi

Yandaki sütunlara karikatürünü koydumuz o yıllarda, bayramlarda Kızılay gazetesi neşredilirmiş. (Gazeteciler Cemiyetinin bayram gazeteleri çok daha sonraları...) Bunu öğrendiğimiz veya o yıllarda gazetelerin, gazetecilerin ve gazete patronlarının reklamlarının nasıl yapıldığını öğrendiğimiz için mi koyduk bu anıyı Hayır!

İçinde Necip Fazıl geçiyordu.

CAMİLER VE İNSANLAR

Bakın asrımızın yeni camilerine;

Ulu kubbe, yüksek minare, iyi çini!..

Bu tür israfların bir hesabı yok mudur

Zira boş bıraktık, camilerin içini.

Avizeler Kristal, süslemelerse enfes,

Camları rengarenk, halılar en halisi!

Lüks camileriyle, hepsi övünür lakin;

Elife mertek der, o semtin ahalisi...

Kitabe konulmuş, görülen duvarlara,

Yazar banisini, derneğini kuranı

Acep kaç kişiye öğretmişler dersiniz   

Ruhuyla, aslıyla, anlamıyla Kur’anı.

Pencereler renkli kocaman ışıl ışıl,

Hatları kabartma, çoğu da altın varak.

Çocuklarımızı soğuttular camiden,

Kimini korkutup, kiminiyse kovarak.

Gözümüz arıyor, yoksulu arayanı,

Yetimin evine yiyecek götüreni;

Zannediyor olduk, caminin tek işlevi,

Arada sırada olan mevlit töreni.

Şu mihrap, şu minber, mermer taştan oymalı,

Konuşmuş ustalık, nakış desen desen;

Ah edip çırpınır, cemaatin her biri,

Ailende kim var, hangisi sağlam, desen!..

Soğuk havalarda kalorifer ısıtır,

Yazın sıcağında püfür püfür klimalı!

Vücut azaları görevlere kilitli;

Alnı yerde, beli eğik, aklı malı...

Dünya yangın yeri, görevliler konuşmaz,

Konuşsa da yazı yazar su üzerine;

El oyması sanat şaheseri herbiri,

Örümcek ağ yapmış, bak kürsü üzerine!..

Şu kadar cami ki, hepsini insan yapmış,

Bu kadar minare, üstü kat kat şerefe,

Bu camilerden feyz alamazsa insanlar,

Bilinmez ki, nasıl ulaşırlar şerefe !.

Ekrem Şama