Dünya iki kutuplu iken Komünist Rusya, dünya insanına "Solaaa dön ve beni dinle" diyordu. Kapitalist Amerika da "Sağaaa dön ve beni dinle" diyordu.

İkisinin dışında üçüncü bir dünya vardı. O da, "günde beş vakit "Kıbleyeee dön ve Rabbini dinle" diyordu.

Dünya her ikisinin de sahte olduğunu, sömürgeci olduğunu, kendine kul etmek için çağırdığını, insanlık düşmanı olduğunu öldürdükleri insan sayısıyla anladılar.

İnsanlar kula kul olmayı çağdaşlık sandıkları anda bütün mantıksızlıklar mantıklı görünür.

Hırsız balkona tırmanırken balkon demirinin devrilmesi nedeniyle bacağı kırılır ve ev sahibini mahkemeye verir. Ev sahibi, balkon demirlerini yapan demirciden şikâyetçi olur. Demirci usta da başörtüsünden şikâyetçi olur.

Hakim nasıl olduğunu sorar. Demirci: "Efendim kaynak yaparken başörtülü biri geçiyordu. Gözüm ona takıldı. O anda kaynak yaptığım yerden demirin birinin kaynağını atlamışım. Suç bende değil başörtüsünde"  diyerek kendini savunur.

Zamanın hakimi,  başörtülünün tutuklanmasına, hırsızın tedavi giderlerinin,  başörtüyü takan tarafından ödenmesine karar verir.

"Olur mu Böyle bir dava yamyamlar ülkesinde bile gerçekleşmez" denebilir. Tabii gerçekleşmez. Böyle bir olay olmamıştır da.

Böyle bir olay mahkeme salonunda gerçekleşmemiştir. Ama dünya üzerinde gerçekleşmeye devam etmektedir.

Birileri en etkili ve yetkili insanların gölgesini karaltı ederek, Cumhurbaşkanı,  başbakan ve bakanların makamına kadar tırmanıp hazineyi götürürken bir gürültü kopar. Vatanını milletini sevenlerden bir kaçı uyanır. Hırsızın üzerine doğru yürürken hırsız bağırır: "Başörtülüler geliyooor."

Hazır kuvvet bekleyen, eğitimi engelleme görevlileri önce kendi evlerinden başlayarak annesinin, hanımının, kızının, gelininin başörtüsünü sandıkta yaşamaya mahkum ederler. Sonra hazineden eksileni tamamlamak için vergilerini de öderler.

Bu olayın ırkla, şahısla alakası yoktur. Hangi ırktan olursanız olun, hangi makamda bulunursanız bulunun, hangi üniversiteden mezun olursanız olun zihniyet aynı olunca sonuç da aynı olur.

Allah la, ikbal, makam, mevki, şan, şöhret, şehvet, siyaset putları arasına sıkışan bütün insanlar aynı davranışı sergilerler.

En am suresinin 136 ıncı ayeti, o günün insanlarının durumunu bize bildirir. Hayvanlardan ve ürünlerinden bir kısmını Allah a, bir kısmını da Allah a ortak koştuklarına ayırırlarmış. Hedef ikisini de gönüllemek. Sonra Allah a ayırdıklarını da putlara aktarırlarmış. Çünkü Allah ın cezası öbür dünyada olduğundan, görülmediğinden, bu dünyadaki cezalandırmadan korktuklarından bu dünyadakine ağırlık verirlermiş.

Değişen bir şey yok. Bir kısım insan Allah ı hesaba katmıyor. Bir kısmı yalnız bayram namazlarında bir saatini Allah a ayırıyor. Bir kısmı Cuma namazında ayırıyor. Beş vaktini ayıranlardan bir kısmı,  Allah ın azabından değil, dünyadakilerin cezasından korkuyor. Makamım, servetim, malım, şöhretim gider endişesine kapılıyor.

Allah a ayırdıklarını da korktuklarına tahsis ediyor. Halbuki o korktuğu insanlar,  bir çekirdeğin veya soğanın zarını dahi yaratamazlar.

Rabbimiz ise En am suresinin 141-144 üncü ayetlerinde bağlarımızı, bahçelerimizi, meyvelerimizi, ekinlerimizi sebzelerimizi, davarlarımızı yarattığını haber veriyor.

Kimin sözünü tutalım Bizi kim yarattıysa, konuşan dili, yazan eli, seven gönlü, düşünen kalbi kim yarattıysa onun sözünün önüne kimsenin sözünü geçirmeyelim.