Toprak mahsullerinden mi, sanayi ürünü mü, ticaretle elde edilen mi, mirasla gelen mi, hediye olan mı… Hangisi?

Nikâhla iki sevgilinin, birleşmesinden meydana gelen çocuklarımızın her biri, dünya dolusu altından daha değerlidir.

Bunu bildiğinizi biliyorum. Altı çocuk babasıyım.

LGS ve YKS imtihanları öncesinde ve son günündeki telaşınızdan biliyorum.

Bir de çocuğu olmayanlardan sorun.

Çocuğu olmayan ama çok zengin olan insanlarımızın bir çocuğu olması için harcadığı paranın haddi hesabı yok.

Yani çocuk için günümüz insanlarından bazılarının her şeyden değerli kabul ettiği parayı, zenginimiz, kendisine umut veren her doktora, sahte hocaya, cinciye, otçuya para saçıyor.

Allah’ın bir lütfu ve imtihan sorusu olan bu çocuklarımız, bize emanettir.

Emanete hıyanet bize yakışmaz.

İmanlı ve günahsız olarak doğan çocuklarımızı yine imanlı ve günahsız veya en az günahla Rabbimize teslim etmeye çalışmalıyız.

Çocuk dünyaya gelince çocuğa ilk bant kaydı yapılacak ve kulaklarına ezan okuna­cak, kamet getirilecek.

Müslümanlar bin dört yüz senedir bu sünneti yaşarken bir kısım geri zekâlılar, “Bir günlük çocuk duyar mı?” diyorlardı.

Ama günümüz ilmi bir günlük çocuğun de­ğil, ana karnındakinin duyduğunu söylüyor. “Duyduğu kelimeler şuur altına yerle­şir” diyor.

İşte biz bir günlük çocuğun kulağına ezan okuyoruz. “ALLAHU EKBER/En Büyük Allah’tır diyoruz.

Çocuk büyüyünce şahların, padişahların, kralların, cumhurbaşkanlarının “En büyük benim” sözünün etkisinde kalmasın, bu sözler çocuğun gönlünde boş yer bula­masın diye ezan okuyoruz.

Sıcacık aile yuvasında okunan Kur’an ve Kur’an ahlakına göre gelişen edebi eserler de çocuk üzerinde etkili olur.

En etkili eğitim ise sizin aile içinde çocuğun şuur altına nakşettiğiniz sözler, davranışlar, hallerdirler.

Sevmek, saymak, hürmet, şefkat, merhamet liflerinden örülen bir aile hayatı, eğitimin ta kendisidir.

Bin üç yüz sene önce yaşamasına rağmen çağımızı etkileyen ilim adamları altı yedi yaşlarında Kur’an’ı ezberleyip hafız olan insanlardır.

Bu günlerde altı yedi yaşındaki çocukların ezberindeki şarkı ve türküler de büyük bir kitabı dol­duracak kadardır.

Çocuğun öğrendiği kelime ve kurduğu cümleler oranında dini bilgiler edebi cümleler öğretilmelidir.

Verilen bilgi, bedeni ve akli gelişmesine uygun olmalıdır.

Baskı yaparak ezmemeli.

Bedeni gelişirken aklını boş bırakıp içi boş, kof adamda yetiştirmemeli.

Fıtratına/yaratılışına uygun eğitim:

Bu durumu Rabbimiz:

“Sen, her türlü şirke meyletmekten arınmış olarak, yüzünü dine doğ­rult. Allah'ın fıtratına (yaratmasına) ki, in­sanları onun üzerine yarattı. Allah'ın yarattığını değiştirmek yok. İşte doğru din budur. Ancak insanla­rın birçoğu bilmezler.” (Rum Süresi ayet 30/30) ayetiyle,

Sevgili Peygamberimiz de:

“Her doğan çocuk (İslâm) fıtratı üzerine doğar. Sonra anne-babası onu ya Yahudi, ya Hıristiyan veya Mecusî yapar” buyurur. (Buhari, Sahih, cenaiz 80-92, Müslim, Sahih, Kader 25, Tirmizi, Sünen, Kader 5) Hadisiyle haber verir.

“Müslüman yapar” demiyor. Çünkü çocuk zaten Müslüman.

Onun içindir ki İs­lam dini dünyadaki bütün çocukları Müslüman kabul eder ve çocukken ölen bütün dünya çocuklarının cennetlik olduğunu bildirir.

Bütün üç kardeş hikâyelerinde en iyisi, küçük kardeş olması, temizliğin do­ğuştan kirliliğin bugünkü Yahudilik ve Hıristiyanlığın geliştirdiği kültürden kaynaklandığını gösterir.

Genelde çocuklar, sağlıklı doğarlar.

Biz sıhhati bozacak za­rarlı hava, yiyecek içecek ve giyeceklerden koruduğumuz gibi çocuğun fıtra­tında getirdiği İslâm’ı bozacak etkenlerden korumamız gerekir.

Zararlı bilgi ve huyların çocuk ruhuna girip kirletmesini engellerken, faydalı bilgi ve davranışları çocuk ruhuna nakşederken güller gibi davranacağız.

Gül, güzel kokular saçarak sineklerin kendisine konmasını engellerken, arı ve kelebekleri kendine çeker. Zor kullanmak, dövmek, azarlamak yok.

Peygamber Efendimiz’in yanında yetişen Hz. Hasan, Hüseyin, Üsame, Enes, Zeynep, Ümmü Gülsüm, Rukiyye, Fatıma ve diğer sahabe çocuklarına (Allah, hepsinden razı olsun) bir tek to­kat vurduğu, kulaklarından tutup çektiği veya azarladığı duyulmamıştır.

Çocuğun en güçlü eğitimi, aileden aldığı sözsüz eğitimdir.

Çünkü ailedeki eğitim yirmi dört saat devam eder. “Çocukken öğrenilenler mermer üzerine yazılan yazı gibi­dir. Yaşlıyken öğrenilenler su üzerine yazılan yazı gibidir” derler.

Çocuğun duyduğu ve gördüğü şeylerin onda kalıcı etkiler meydana getirdi­ğini unutmayalım ve evde kötü sözlerden, kaş çatmalardan, iğneli laflardan kaçınalım.

Dünya genelinde başarılı insanların çok nüfuslu ailelerden çıktığı görülmüş­tür.

Çocuk seksen sene yaşamış, büyükanne ile büyükbabanın tecrübeye dayanan söz ve davranışlarını duyarak, görerek büyür.

Baba ve annesinin verdiği hayat mücadelesini ve bu mücadelede helal yollar­dan nasıl yürünebileceğini öğreniyor.

Kendinden büyük kardeşinden öğrenip küçü­ğüne öğretirken öğrenmeyi ve öğretmeyi geliştiriyor.

Aşk ile ekilen, şevkle yolu beklenen, rahmetle kucaklanan çocuk, sevgi ikliminde bü­yürse etrafındakileri sever, sayar, merhamet eder.